ALO ORMAN YANGINI: 177... ALO ORMAN YANGINI: 177... ALO ORMAN YANGINI: 177... ALO ORMAN YANGINI: 177...

28 Eylül 2008 Pazar

GALATASARAY IFFHS İSTATİSTİKLERİNDE ÖNDE GİDİYOR


Uluslararası Futbol İstatistikleri Federasyonu'nun (IFFHS) değerlendirmelerine göre Galatasaray, Türkiye'de tüm zamanların en iyi futbol takımı.

Federasyonun son 16 yıllık istatistiklerinin yer aldığı ve kulüplerin kıtalar, kıtalararası ve uluslararası karşılaşmalarda elde ettikleri başarılara göre oluşturulan listeye göre, Galatasaray Futbol Takımı Dünya sıralamasında ise 42. sırada yer alıyor.

Türkiye sıralamasında ikinci sırada Beşiktaş Futbol Takımı yer alırken, üçüncü sırada Fenerbahçe, dördüncü sırada ise Trabzonspor bulunuyor.

Federasyonun Dünya sıralamasında Galatasaray, 187 puanla 42. sırada bulunurken, Beşiktaş 68 puanla, Uruguay'ın Peñarol Montevideo ve Brezilya'nın Internacional Porto Alegre takımlarıyla birlikte 82. sırada yer alıyor. Diğer takımlarımızdan Fenerbahçe 57 puanla Brezilya'nın Mineiro Belo Horizonte takımıyla birlikte 89. sırayı paylaşırken, Trabzonspor 6 puanla, İngiltere'nin Aston Villa, Norwitch City ve Danimarka'nın Odense takımlarıyla birlikte 177. sırada yer alıyor.

Bilindiği gibi Galatasaray Futbol Takımı 2000 yılı Ağustos ayı sıralamasında listenin birinci sırasında yer almıştı.

200 takımlık Dünya sıralaması listesinde başka Türk takımı yer almıyor.

IFFHS'nin 1991 - 2007 yıllarını kapsayan sıralaması şöyle:

Kulüp, Ülke, Puan
1. FC Barcelona İspanya 710
2. Manchester United FC İngiltere 628
3. Real Madrid CF İspanya 602
4. Milan AC İtalya 595
5. Juventus FC Torino İtalya 584
6. FC Internazionale Milano İtalya 532
7. FC Bayern München Almanya 514
8. Arsenal FC London İngiltere 511
9. CA River Plate Buenos Aires Arjantin 483
10. FC do Porto Portekiz 405
42. Galatasaray SK İstanbul Türkiye 187
82. Beşiktaş JK İstanbul Türkiye 68
CA Peñarol Montevideo Uruguay 68
SC Internacional Porto Alegre Brezilya 68
89. CA Mineiro Belo Horizonte Brezilya 57
Fenerbahçe SK İstanbul Türkiye 57
177. Aston Villa FC İngiltere 6
Norwich City FC İngiltere 6
Odense BK Danimarka 6
Real Sociedad de Futbol San İspanya 6
Trabzonspor Türkiye 6

KAYNAK: IFHHS
http://www.iffhs.de/?3d4d443d0b803e8b40384c00205fdcdc3bfcdc0aec70aeedbe1a

26 Eylül 2008 Cuma

UEFA Kupası'nın Adı ve Statüsü Değişiyor


Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA), UEFA Kupası'nın gelecek sezondan itibaren “UEFA Avrupa Ligi” adı altında gerçekleştirileceğini açıkladı.


UEFA'nın resmi internet sitesinde yapılan açıklamada, adının yanı sıra statüsünde ve logosunda da değişiklik yapılan kupada, takımların gelecek sezondan itibaren deplasmanlı lig usulüne göre mücadele edeceği belirtildi. Eski statüye göre grup maçlarında A takımının B takımıyla sadece 1 kez karşılaştığı kupada, bundan böyle her takım kendi sahasında ağırladığı takıma ayrıca konuk olacak.
Öte yandan logosu daha önce mavi, yeşil ve lila renklerinden oluşan kupa olan UEFA Kupası, yeni adıyla birlikte sarı ve kırmızı renklerinin oluşturduğu bir futbol topuyla temsil edilecek.

UEFA Başkanı Michel Platini, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, “Yapılan değişiklikler UEFA ve Avrupa futbolu için son derece büyük önem taşıyan bu turnuvaya daha çok taraftar, daha çok oyuncu ve daha çok kulüp sağlayacak. Beni son derece tatmin eden bu yeni format, UEFA Avrupa Ligi'ne başarılı bir ivme kazandıracaktır” diye konuştu.

25 Eylül 2008 Perşembe

EN KURAK KENTLER TÜRKİYE'DE


AB istatistik kurumu Eurostat, Avrupa kentlerinin en kurak 10 kentinden 6'sının Türkiye'de olduğunu bildirdi.

Avrupa kentlerindeki yaşam kalitesini incelerken kentleri iklim yönünden de ele alan Eurostat, en az yağmur alan 10 kent arasında İzmir, Manisa, Adana, Antalya, Konya ve Gaziantep'i sıraladı.

Portekiz'in Faro kenti sıralamada en kurak kent olarak ortaya çıkarken, Faro'yu sırasıyla İzmir, Portekiz'in Setubal, Yunanistan'ın başkenti Atina, Manisa, Adana, Antalya, Lefkoşa, Konya ve Gaziantep takip etti.

Avrupa kentlerinin nüfus artışı bakımından da istatistiklerini yayımlayan Eurostat, nüfus artışının en hızlı olduğu 10 kent içinde 5 Türk kentini sıralandı.

Hollanda'nın Almere kentinin bu konuda başı çektiği listede, Van 2'inci, Antalya 4'üncü, İstanbul 8'inci, Erzurum 9'uncu ve Bursa 10'uncu sırada yer aldı.

Nüfus artışının en az olduğu 10 ülkenin 3'ünü ise Rumen kentleri oluştururken, bu listede başı Slovenya'nın Maribor kenti başı çekti.

Kentlerin yaş gruplarına göre nüfusu göz önüne alındığında ise en yaşlı nüfusun İtalya'da olduğu, bu sıralamada 10 kentten 9'unu İtalyan kentlerinin oluşturduğu belirtildi.

0-14 yaş grubunun nüfusa oranı göz önüne alındığında en genç nüfusun da Hollanda'nın Almere kentinde olduğu, iki İngiliz kentinin bunu takip ettiği ifade edilirken, çoğu kentlerde nüfusun büyük bölümünü 0-14 yaşın oluşturduğu Türkiye'nin bu listenin dışında bırakıldığı kaydedildi.

Eurostat'ın raporunda, "Türkiye 0-14 yaş listesine dahil edilseydi liste sadece Türk kentlerinden oluşurdu" ifadesi kullanıldı.

TÜRK ASKERLERİNE İNANILMAZ İŞKENCE


"1920'de Mısır'da esir 15 bin Türk askeri kimyasal madde konulmuş su tanklarına sokuldu"

Tarihçi-yazar Cezmi Yurtsever, Osmanl askerleri için 1920 yılında Mısır'da esir kampı oluşturulduğunu ve kobay olarak kullanılan 15 bin Türk askerinin kimyasal madde konulmuş su tanklarında zorla banyo yaptırılarak kör edildiğini öne sürdü.

Yurtsever, düzenlediği basın toplantısında, 1917 yılı Kasım ayı başlarında Osmanlı ordusunun Gazze-Birüssebi savaşında ağır bir yenilgi aldığını belirtti.

Osmanlı ordusundan Arabistan cephesinde 150 bin askerin esir düştüğünü ve Türk askerleri için Mısır'da esir kampları kurulduğunu anlatan Yurtsever, şöyle konuştu:

"TBMM'nin 27 Mayıs 1921 tarihli oturum zabıtlarında, Edirne mebusları Faik ve Şeref beylerin Atatürk'e sundukları takrir belgesinde 'Mısır'da İngilizlerin fenni temizlik bahanesiyle miktarından fazla 'cerasol' banyosuna sokarak kör ettikleri 15 bin evladı kobay olarak kullandıkları, bu cinayetin mutemed failleri olan İngiliz doktorlarıyla garnizon kumandan ve zabitlerinin de cezalandırılmasını isteriz' sözleri yer almaktadır.

İnsanlık tarihinde eşi duyulmamış böyle bir olayla 15 bin Türk askerinin kör edilerek en hayati insani fonksiyonlarını kaybetmeleri 'savaş suçu' olduğu kadar, insanlık onurunu ayaklar altına alan vahşi bir uygulamadır." Yurtsever, bu olayların Ermeni doktorların gözetiminde gerçekleştirildiğini, konunun farklı boyutlarıyla ilgili belge ve bilgilerin Avustralya ve İngiltere savaş arşivlerinde de bulunduğunu saptadığını öne sürdü.

Mondros anlaşmasına göre Osmanlı ve karşı taraf arasında esirlerin serbest bırakılması maddesi yer aldığına dikkati çeken Yurtsever, şöyle devam etti: "Ancak, Anadolu'daki milli mücadelede direncini yok etmek için savaş hukuku çiğnenerek kitle halinde Türk askerlerinin gözleri kör edildi. Mısır'daki esir kamplarında yaşanan savaş suçundan dolayı İngiltere ve Avustralya özür dilemelidir. Bu hususta Türkiye Büyük millet Meclis Başkanlığını göreve çağırıyorum."

21 Eylül 2008 Pazar

UGANDA'DA MİNİ ETEĞE YASAK


Mini eteğin insanlar üzerindeki "kötü etkileri" gözönünde tutularak yasaklanması istendi.


Uganda Etik ve Namus Bakanı Nsaba Buturo, mini etekle dolaşan kadınlar taşıt sürücülerinin dikkatini dağıttığı ve kazalara yolaçtığı için, mini etek giyilmesinin yasaklanmasını istedi.

BBC'de yer alan habere göre Ugandalı bakan mini etek giymenin, çıplak gezmekle hemen hemen aynı şey olduğunu söyledi.

Buturo, "Mini eteğin nesi mi yanlış? Yanlış çünkü, insanlarımızın bazıları kafaca öylesine zayıf ki, mini etekli görünce kaza yapabiliyorlar." dedi.

BBC'nin Kampala'daki muhabiri Joshua Mmali, gazetecilerin Etik ve Namus Bakanının bu açıklamasını son derece komik bulduklarını kaydetti.

Bakan Buturo, mini etek giymenin ahlaksızlık olarak görülmesi ve yasalar çerçevesinde cezalandırılması gerektiğini bildirdi. Bakan, kısa etekler yüzünden istemeden dikkatleri dağılan kişilerin karşı karşıya olabilecekleri tehlikelere dikkat çekti.

Nsaba Buturo, "Çıplak bir insan görünce o insanın şeklini düşünmeye başlıyorsunuz. Ama bir yandan da araba kullanıyorsunuz. Bugünlerde, kimin anne, kimin kız olduğunu anlamak imkansızlaştı. Hepsi çıplak dolaşıyor." dedi.

Uganda Etik ve Namus Bakanına göre, uygunsuz giysiler, bugün Uganda toplumunun karşı karşıya olduğu ahlaksızlıklardan biri.

Bakan, Uganda toplumunun yüzyüze olduğu diğer sorunları, "hırsızlık ve kamu fonlarını zimmete geçirmek, hizmetleri gerektiği gibi yerine getirmemek, açgözlülük, ihanet, fahişelik, eşcinsellik ve mezhepçilik" diye sıraladı.

Bu yılın başlarında Kampala'daki Makerere Üniversitesi, kurumdaki kadınların giyimine belli kurallar getirmişti.

BAŞBAKANIN DİKTA HEVESİNE TEPKİLER ARTIYOR


Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Doğan Grubu gazetelerine yönelik boykot çağrısına tepkiler sürüyor.

Sivil toplum örgütlerince yapılan açıklamalarda Başbakan Erdoğan’ın çağrısına ancak totaliter, faşist yönetimlerde rastlanabileceği belirtildi. İşte Başbakan’ın demokrasi kültürüyle bağdaşmayan sözlerine gelen tepkiler:

Kınıyorum

Prof. Dr. İbrahim Armağan (Uluslararası Stratejik Araştırma Danışma ve Eğitim Merkezi Platformu Başkanı) Başbakan da olsa, Cumhurbaşkanı da olsa bir kişinin basın özgürlüğünü tek yönlü olarak kısıtlama çalışması, temel özgürlüklerin kısıtlanması anlamına gelir. Bu tutum olsa olsa Mussolini’nin İtalyası, Hitler’in Almanyası gibi faşist toplum ve yönetimlerde görebilirsiniz. Başbakan’ı basın özgürlüğünü engellemeye, basını sindirmeye yönelik bu çağdışı konuşması nedeniyle kınıyorum.

Ürkütücü yaklaşım

Prof. Dr. Haluk Günuğur (Türkiye Avrupa Birliği Derneği Genel Başkanı) Demokratik toplumlarda basın özgürlüğü hakaret boyutlarına ulaşmadıkça serbesttir. Ne Cumhurbaşkanının ne meclis başkanlarının boykota götürmeleri mümkün değildir. Özellikle de tam üye olmak için mücadele verdiğimiz AB standartlarında düşünülmesi ürkütücü bir yaklaşımdır.

Vahim bir durum

Suat Kaptaner (İzmir Tabip Odası Başkanı) Başbakan’ın demokrasi kültürü ile uzaktan yakından alakası olmadığı ortaya çıkıyor. Basın özgürlüğü kavramıyla neyi ifade ettiği konusunda herhangi bir anlayışı ve kavrayışı olmadığını gösteriyor. Bu konularda çok açıklamalar yaptı. Bu Türk demokrasisi için de vahim bir durum. Bütün Türk toplumunun buna tepki göstermesi lazım.

Kavganın faydası yok

Ekrem Demirtaş (İzmir Ticaret Odası Başkanı) Kavganın kimseye hele hele ülkemize hiç faydası yok. Bugün içinde bulunduğumuz ortam hepimizin ekonomiye odaklanmasını gerektirecek bir ortam. Böylesine kritik günlerden geçerken ülkemizde bu tür tartışmalar olması hepimizi üzüyor. İsteğimiz bir an önce uzlaşma sağlanılsın.

Çoğunluk diktası

Veli Demir (Eğitim- İş Konya Şube Başkanı) Türkiye’de çoğunluk diktatörlüğü yaşanır gibi. Türkiye’de basın eleştirilebilir ama Başbakan’ın böyle bir değerlendirme yapması son derece yanlıştır. Ama sayın Başbakan son dönemde çevresini saran yolsuzluk haberlerinden dolayı böyle bir sıkıntının içinde.

Başbakan’a yakıştıramadım

Remzi Demirkol (Manisa Barosu Başkanı) Bu çağrıyı Başbakan’a yakıştıramadım. Böyle bir mesaj olur mu? Bu çağrı çalışanlara, ürüne, emeğe saygısızlıktır. Çağrının hiçbir tutar tarafı yok. Başbakan bir kızgınlık haliyle gündem değiştirmeye çalışıyor.

Çağrısı kabul edilemez

Hasan Geriter (Manisa Esnaf Odaları Birlik Başkanı) Başbakan’ın Doğan Grubu gazetelerini boykota davet etmesi, kabul edilir gibi değil. Bu gazetelerin binlerce çalışanı var. Eğer hukuğa uygun olmayan bir girişim görürse hukuğa müracaat ederek sorununu çözmesi lazım. Türkiye bir hukuk devleti.


Sansür niteliğinde

Ahmet Gürel (Samsun Baro Başkanı) Bir Başbakanın haber alma hürriyetini ortadan kaldıracak bir biçimde, basını sansür edebilecek nitelikte bir eylem başlatılmasını talep etmesi yadırganacak bir davranıştır. Yurttaşlarımızın, haber alma hürriyetini bir anlamda ortadan kaldırabilecek nitelikte, basını sansür etmeye yönelik bir açıklamadır.

Erdoğan korkuyor

Tevfik Sözen (Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Konya Şubesi Başkanı) Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın davranışlarını normal kalıba koymak mümkün değil. Erdoğan, Deniz Feneri’nin kendisine ulaşacağından korkuyor. Ben böyle yorumluyorum. Türkiye’de demokrasi bütün kurallarıyla işlemiş olsaydı, kimse kendine göre yorumlayamazdı. Türk adaleti gerekeni yaparsa herşey ortaya çıkar.

Açıklama yanlış

Abdülkerim Yenil (Aksaray Baro Başkanı) Başbakan, basının ekmeği ile oynanması yönünde açıklama yaptı. Bu açıklamayı doğru bulmuyorum. Şu gazeteyi alın, bu gazeteyi almayın diye konuşmak yanlıştır.

Korkutucu bir olay

Ahmet Faruk Ulaş (Çağdaş Hukukçular Derneği Adana Şube Başkanı) Bir ülkenin Başbakanı’nın hangi basın olursa olsun kendisini eleştirdi diye boykot çağrısı yapması vahim bir olay. Ülkenin geleceği açısından korkutucu bir olay. Temel insan haklarına aykırı bir olay. Başbakan kendisini eleştirenlere boykot çağrısı yaparsa, yok etmeye çalışırsa bu ülkede yönetimin adı demokrasi olmaz.

Sessiz protesto

Partisinin Adalar ilçe kongresi için Büyükada’ya gelen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı iskeledeki çay bahçelerinde oturan birkaç vatandaş alkışladı. Hürriyet, Cumhuriyet ve Sözcü Gazetesi açan bazı vatandaşlar ise Başbakan Erdoğan’ı sessiz bir şekilde protesto etti.

Mustafa KÜÇÜK

20 Eylül 2008 Cumartesi

ERDAL EREN ÖLDÜRMEDİ


12 Eylül'de Erdal Eren, er Zekeriya Önge’yi öldürdüğü gerekçesiyle idam edildi. Ama Önge’nin memleketi Giresun Valiliği’nin internet sitesi cinayeti yalanlıyor...

Er Zekeriya Önge’yi öldürdüğü iddiasıyla 17 yaşında idam edilen Erdal Eren’i ölüme götüren olayla ilgili kuşkulara bir yenisi daha eklendi. 12 Eylül yargısının Eren’in silahla öldürdüğünü söylediği Önge’nin ölüm nedeni, Giresun Valiliği’nin internet sitesindeki şehitler bölümünde ‘silah kazası’ olarak geçiyor.

Tarih 30 Ocak 1980... Yurtsever Devrimci Gençlik Derneği üyesi ve ODTÜ öğrencisi Sinan Suner MHP’li Bakan Cengiz Gökçek’in koruması Süleyman Ezendemir tarafından öldürüldü. Bu olayı protesto gösterileri sırasında olaylar çıktı. Çatışmada er Zekeriya Önge öldü. Erdal Eren ise 24 kişiyle birlikte gözaltına alındı. Bundan sonra tarihin en hızlı yargılamalarından biri başladı. Eren, Önge’yi öldürdüğü gerekçesiyle 19 Mart 1980’de idama mahkûm edildi.

Dava birbuçuk ay sürdü

Yargılama süreci sadece bir buçuk ay sürdü. Eren’in avukatları kararı temyiz etti. Yargıtay 3. Dairesi idam kararını bozdu. Dava dosyası defalarca Yargıtay’a gitti ve bozuldu. Zaten dava dosyası şaibelerle doluydu. Eren, önden ateş etmiş, asker sırtından vurulmuştu. Önge’nin vücudundan çıkan kurşunun Eren’in tabancasından çıkıp çıkmadığına dair kesin bir rapor yoktu, otopsi raporu da şüpheliydi, Erdal’ın 18 yaşından küçük olup olmadığı da araştırılmadı...
Yargıtay 3. Dairesi idam kararını iki kez bozunca başsavcılık itiraz etti. Dosya Yargıtay Daireler Kurulu’na gitti. Bu kez onandı. Eren 13 Aralık 1980’de Ankara Merkez Cezaevi’nde idam edildi.
Kafalarda pek çok soru işaretleri bırakan olayla ilgili kuşkulara bir yenisi daha eklendi. İnternet sitesinde ‘Şehitlerimiz’ başlığı altında tüm ilçelerdeki şehitlerin isimlerini, fotoğraflarını ve ölüm nedenlerini yayımlayan Giresun Valiliği, Önge’ye de yer verdi. Çamoluk ilçesi şehitleri arasında adı geçen er Önge’in ölüm nedeni ise ‘silah kazası’ olarak veriliyor.

Eren’in o dönem avukatlığını yapan Nihat Toktay, silah kazasının ya kendi silahından ya da arkadaşının silahından çıkmasıyla meydana gelebileceğini belirtiyor: “Şehit ailelerinin yakınlarına Emekli Sandığı’ndan maaş bağlanır. Maaş bağlanmadığını öğrendik. Bağlanmama gerekçesi olarak da kazayla vurulduğu gündeme gelmiş. Erin otopsi raporunda kurşunun girdiği yer yazıyor, başka herhangi bir bilgi yok. Ailesine ulaşamıyoruz.

(UMAY AKTAŞ SALMAN-Radikal)

AMERİKAN ASKERLERİNİN BOŞALMA MERKEZİ MARMARİS


ABD askerleri Marmaris'te sabaha kadar eğlenerek kurtlarını döküp boşaldılar.


MUĞLA'nın Marmaris İlçe Limanı'na demir atan ABD donanmasına bağlı ‘USS Sanantonnıo LPD-17' adlı amfibik taarruz savaş gemisinin askerleri alınan özel izinle dün gece Barlar Sokağı'nda sabaha kadar eğlendi.


Marmaris Limanı'ndan pazar günü ayrılarak Karadeniz'e gideceği öne sürülen geminin askerleri, moral depolamak için ‘eğlencenin kalbi' olarak bilinen Barlar Sokağı'na akın etti. Saat 19.00 sıralarında Barlar Sokağı'nda bulunan disko ve eğlence merkezlerini dolduran erkek ve kadın askerler, saat 03.00'e kadar alkol tüketerek dans etti.

Disko ve eğlence merkezlerinde de kadın dans grupları sahneye çıkarken çeşitli animasyonlar da düzenlendi. Bazı diskotekler askerlerin rahat eğlenebilmesi için mekanlarına yerli- yabancı müşteri kabul etmedi. Uzun süredir denizde olan askerler barlar sokağında bir bardan çıkıp diğerine girdi. Ağırlıklı olarak rap müziklerin çalındığı barları tercih eden askerlerden Çavuş Garned Joyn, bir ara siyahi askerler için DJ kabininde tekno müziğin öncü isimlerinin müziklerini çaldı. Gece gemilerine dönme hazırlığı yapan aşırı alkollü Amerikan askerlerine arkadaşları yardımcı oldu.

18 Eylül 2008 Perşembe

ŞEKER BAYRAMI TATİLİ DOKUZ GÜN


Hükümet Sözcüsü, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, Bakanlar Kurulu toplantısının ardından gazetecilere yaptığı açıklamada, Şeker Bayramı tatilinin kesintisiz olarak devam edeceğini bildirdi.

Çiçek, arife gününün yarım gün tatil olacağını, bayramdan sonraki Cuma gününün de tatil edileceğini belirterek, bayramda 9 günlük tatil yaşanacağını ifade etti.

Çiçek, memur emeklilerinin maaşlarının 29 Eylül'de ödeneceğini, bayram boyunca otoyol ve köprü geçişlerinin de ücretsiz olacağını bildirdi.

15 Eylül 2008 Pazartesi

AKP'Lİ BELEDİYE BAŞKANI BEYKOZ ORMANLARINI ACARLAR'A PEŞKEŞ ÇEKİYOR


Yıkım kararı alınan Acaristanbul villarına yeni ruhsat veriliyor.

Beykoz Belediye Başkanı Muharrem Ergül, Serdaroğlu Ormanı'nda gerçekleştirilen Acaristanbul'daki konutların yapı ruhsatlarının yenilendiğini bildirdi.

Acaristanbul ile ilgili haberlere ilişkin açıklama yapan Belediye Başkanı Ergül, Serdaroğlu Özel Ormanı'nda gerçekleştirilen Acaristanbul yapılarıyla ilgili, Beykoz Belediyesi tarafından verilen yapı ruhsatlarının İstanbul İdare Mahkemesi'nce 10 Nisan 2003 tarihinde iptal edilmesi nedeniyle belediye encümeni tarafından 13 Mart 2007 tarihinde yıkım kararı verilerek, para cezası uygulandığını hatırlattı.

Ergül, belediye encümeninin yıkım kararının İstanbul 4. İdare mahkemesince 26 Aralık 2007 tarihinde iptal edildiğini ifade ederek, şunları
söyledi.


“Çevre ve Orman Bakanlığı aleyhine arsa sahipleri tarafından açılan kesin izin istemiyle ilgili davada da İstanbul İdare Mahkemesi tarafından 26 Aralık 2007 tarihinde kesin izin istemine gerek olmadığı yönünde karar çıkmıştır. Bu tarihte ruhsat iptaline ilişkin verilen kararların mahkeme tarafından ortadan kaldırılması İstanbul 4. İdare Mahkemesinin vermiş olduğu karara binaen arsa sahiplerinin tarafımıza resmi talepte bulunması dolayısıyla 26 Mart 2008 tarihinde yapı ruhsatları yenilenmiştir.”


Beykoz Belediyesi, 21 Mart 2008 tarihinde yaptığı açıklamada da İstanbul 4. İdare Mahkemesinin kesin izin isteminin reddine ilişkin verdiği iptal ve parsel malikini haklı bulan kararının Beykoz Belediyesinin bu konuyla ilgili tasarruf yetkisini elinden aldığını açıklamıştı.

13 Eylül 2008 Cumartesi

METİN OKTAY'IN BÜYÜKLÜĞÜ



Türk futbolunun ‘Taçsız Kralı’, Galatasaray’ın gelmiş geçmiş en büyük golcüsü, Metin Oktay’ı 13 Eylül 1981 yılında kaybettik.

Efsane adamı ölümünün 27.yılında saygıyla anıyoruz.

Ve Metin Oktay’ın büyüklüğünün bir başka yönünÜ de sizlerle paylaşıyoruz.

Futbolcu arkadaşı yazar, Hakan Dilek ‘İşte Böyle Bir Şey’ isimli kitabında Metin Oktay’ı şöyle anlatıyor.

“İçeri girdiğim de sırtıma çok ağır bir yumruk indi. Ben de sertçe dönüp adama kafa attım, yerime oturduğumda arkadaşlarım şaşkınlıkla yüzüme bakıyorlardı. Vurduğum adam Metin Oktay’dı. Bir yıldır beni arayıp durmuş. O büyük kalenderliğiyle beni kucakladı…

Deniz Gezmiş’lerin asılmaması için imza toplamış, bir kamuoyu oluşturmaya çalışmıştı. O böyle bir adamdı…”

Odatv.com

11 Eylül 2008 Perşembe

OSMAN TANBURACI OLAYI DOĞRULADI

Hürriyet Gazetesi yazarı Yalçın Doğan’ın bugün kaleme aldığı bir yazı gündeme bomba gibi düştü!..

Yalçın Doğan’ın iddiasına göre, Milli Takımlar Teknik Direktörü Fatih Terim, kendisini eleştiren spor yazarı Osman Tanburacı’yı telefonla arayarak ağza alınmayacak küfürler savurmuştu. Osman Tanburacı olayla ilgili ilk kez konuştu. İşte maraton.com.tr internet sitesinde Bora Eğriçayır imzalı çıkan o röportaj:

Hürriyet Gazetesi Yazarı Yalçın Doğan’ın sizin ve Fatih Terim konuşması hakkında yazdıkları doğru mu? Neler söyleyeceksiniz bu konuda?

OSMAN TANBURACI: Yalçın Doğan’ın yazdıkları eksiksiz doğru. Olay Türkiye Spor Yazarları Derneği’nde oldu.




“KİMSENİN ŞAHSİ EDEPSİZLİĞİNİ MİLLETE ÇEKTİREMEZDİM”


Bu konuyu neden daha önce açıklamadınız? Bir nedeni var mı?

OSMAN TANBURACI: Bugüne kadar bu konuyu asaletimden açıklamadım. Milli maç öncesi böyle bir açıklama yapamazdım. Kimsenin şahsi edepsizliğini millete çektiremezdim.

Hukuki yollara başvuracak mısınız?

OSMAN TANBURACI: Avukatımla konuştum ve bu konuda dava açacağım. Yargının yolları bana sonuna kadar açıktır bu konuda. Gereken neyse yapacağım.

Fatih Terim sizi tam olarak hangi yorumunuzla ilgili aradı?

OSMAN TANBURACI: Sky Türk’te yaptığım bir yorum sonrası aradı. ‘Fatih Terim, Hıncal Uluç’un Emre ile yaptığı yorumdan bahsedeceğine bize Belçika maçıyla ilgili bilgi versin. Terim gündem değiştirmeye bayılıyor’ dedim. Bunun üzerine beni aradı.


“FATİH TERİM BANA ‘AĞABEY’ DERDİ”

Öncesinde herhangi bir husumetiniz ya da tartışmanız var mıydı Fatih Terim’le…

OSMAN TANBURACI: Öncesinde bir husumetimiz olup olmadığını ona soracaksınız. Bana ‘Osman ağabey’ diyordu. Benim onunla hiçbir husumetim yok. Onun benle var mı? Onu da Fatih Terim’e sormak lazım. Geçmişte bana yaşımı sorup da aramızda 7 yaş fark olduğunu öğrenince ‘Sana bundan sonra ağabey diyebilir miyim?’ diye soran bir insandı Fatih Terim. O da çok stresli ama bu stresi bu şekilde boşaltmamalı.

Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?

OSMAN TANBURACI: Bu olaya spor medyasının sahip çıkması lazım. Asil ve seviyeli insanların oluşturduğu spor medyası bu olaya sahip çıkmalıdır.

FATİH TERİM ÖNÜNE GELENE SALDIRIYOR!



Belçika ile oynadığımız maçta konuk ekibin teknik direktörüne ve dördüncü hakeme saldıran, maç öncesi de ulusal basını suçlayıcı ifadeler kullanan Fatih Terim'in vukuatları bitmiyor.


Küfürbaz Terim şangır şungur


SPOR yazarı ve yorumcusu Osman Tamburacı’nın yüzü bembeyaz oluyor. "Sen ne biçim konuşuyorsun" diyerek, yerinden fırlıyor, sinirden eli ayağı bir anda buz kesiyor.

9 Eylül, önceki gün. Saat 17.54. Levent Spor Yazarları Derneği. Bir grup arkadaş sohbet ediyor. Aralarında Osman Tamburacı da var. Tamburacı derneğe gelmeden önce Sky TV’de Türkiye-Belçika milli maçına ilişkin görüşlerini anlatıyor.

Dernekte arkadaş grubu sağdan soldan söz ederken, koyu sohbet sırasında Osman Tamburacı’nın cep telefonu çalıyor.

TELEFONDA KÜFÜR

Tamburacı telefon açıyor, arayan Milli Takım Teknik Direktörü Fatih Terim.

Konuşmaya başladığı anda sinirleri gerilen Tamburacı, telefon konuşmasını bir arkadaşına dinletmeye başlıyor.

Terim:

"Yahu Osman, biraz önce Sky TV’de konuşmuşsun, bana söylediler. Ben ne demişim? Gündem değiştiriyormuşum, öyle demişsin. Ulan bu ne biçim konuşma?"

Tamburacı
bu üslup karşısında şaşırıyor, nezaket içinde:

"Hocam, beni hep böyle zamanlarda arıyorsun, bir kere de, nasılsın, diye arasana."

Terim’de fren tutmuyor:

"Ulan ben senin bıyığını s...."

Tamburacı
yerinde fırlıyor, "Sen ne biçim konuşuyorsun" derken, sinirden zangır zangır titriyor. Milli Takım Teknik Direktörü kendini kaybediyor:

"Ulan ben senin, ananı, avradını s....".

Tamburacı
, "Doğru konuş, konuşmasını öğren" diye bağırırken, Fatih Terim galiz küfürlerini sıralamayı sürdürüyor.

Huzurunuzda Milli Takım Teknik Direktörü.

GENERAL PATTON

Bu duruma en az yedi-sekiz kişi tanık. Biri de, zaten dinliyor.

Telefon kapanıyor. Osman Tamburacı derhal avukatını arıyor. Fatih Terim’i mahkemeye vermeye hazırlanıyor. Telefon kayıtlarıyla birlikte.

Bu küfür yağmuru ve ardından mahkeme, iki özel kişi arasındaki konuşma ve devamı değil. Olması mümkün değil. Çünkü, ağız dolusu küfür eden milli takımdan sorumlu teknik direktör.

Milli takımı çalıştıran bir teknik direktör, herhangi bir eleştiri karşısında kendini bu kadar kaybediyorsa, terbiye sınırlarını çoktan aşmışsa, o kişi, hangi başarıyı elde ederse etsin, artık milli takımın başında kalamaz.

Çok örnek var. Daha geçen yıl kendi yönettiği takımda futbolculara küfür eden bir teknik direktöre, bir Ankara takımı yol veriyor.

Tarihte ünlü bir örnek var. İkinci Dünya Savaşı’nın en başarılı komutanlarından General Patton. Sinirli, yerinde duramayan, ağzından ne çıkacağı belli olmayan bir general. Bir askere kızıyor, küfürle karışık, onu tokatlıyor. General Patton’ın kariyeri sona eriyor.

MESLEĞE HAKARET

Şimdi merak ediyorum.

Spor basını ve basın kuruluşları bu olay karşısında nasıl tavır alacak? Olayı görmezden gelip unutacak mı, yoksa mesleğe hakaret kabul ederek, Terim’in yakasını bırakmayacak mı?

Ya Futbol Federasyonu?

Bir sinir anıdır, diyerek geçiştirecek mi, yoksa ahlakın spordaki vazgeçilmez kuralını işletip, Terim’e teşekkür edecek mi?

O DA ÖFKELİ

Terim’e bakıyorum, üslup, tavır, çalım, o birisine çok benziyor. Başbakanı’ndan aldığı ilhamla, eleştiriye öfkeyle karşılık veriyor, gazetecilere ders vermeye pek hevesli.

Daha önceki gün, gazetecilere yine "Çarşamba-cumartesi arası nasıl davranacağınızı hálá öğrenemediniz" diye fırça atıyor. Yazık ki, onlar da, cevap veremiyor. Terim meydanı boş buluyor. Oysa, haddini öğrenmesi gerek.

Bu yazı dün öğleden sonra yazılıyor, Belçika maçından önce. Belçika’yı istersen 10-0 yen, istersen dünya kupasına katıl, ne fark eder?

Aristo’nun Büyük İskender’e sözü bu durumlarda geçerli: Zafer veya hiç.

Kaynak: hurriyet.com.tr

9 Eylül 2008 Salı

GÖKDENİZ KOVULDU, EMRE'Yİ TERİM HİMAYESİNE ALDI


TFF'den Gökdeniz-Emre Kavgasını Örtme Operasyonu!

Türkiye Futbol Federasyonu "üzerini örtme operasyonlarına" bir yenisi daha ekledi. Sakatlığı ve annesinin sağlığı bahane edilen bu iki oyuncu önce kamptan ayrıldı. Emre ise az önce kampa geri döndü.

Pazar günü akşamı Ali Sami Yen stadyumunda yapılan antrenmanın ardından Gökdeniz Karadeniz ve Emre Belözoğlu'nun, küfürleştiği öğrenildi.

Takım otobüsünde cep telefonuyla konuştuğu belirtilen Gökdeniz'e Emre Belözoğlu bağırarak çıkıştı. Ardından Emre'nin küfür ederek takım arkadaşına müdahelede bulunmasının ardından ikili arasında ağız dalaşı başladığını öğrenildi.

İki oyuncuyu takım arkadaşları sakinleştirirken, sakatlığını bahane eden Gökdeniz Karadeniz dün sabah saatlerinde kamptan ayrıldı.

Bugün ise "annesinin sağlık" problemini bahane ederek kamptan ayrılmak isteyen Emre'ye izin veren Fatih Terim, Fenerbahçeli Milli takım kaptanını telefon ile arayarak kampa tekrardan çağırdığı belirtildi.

Emre kısa bir süre önce kampa dönerek arkadaşlarına katıldı.

KAYNAK: Medyaspor 09.09.2008 18:16:00

ALANYA'YA BİKİNİ YASAĞI


Alanya Belediye Meclisi üyelerinden bikiniyle dolaşmanın yasaklanması talebi turizmin gündemine oturdu.

Antalya'nın Alanya İlçesi Belediye Meclisi toplantısına cadde ve sokaklarda mayoyla dolaşan turistlerle ilgili tartışma damgasını vurdu.

DP'li Belediye Meclis Üyesi Hilmi Arıkan, Ramazan ayında turistlerin mayolarla sokakta dolaşmasının vatandaşları rahatsız ettiğini öne sürdü. AKP'li Şükrü Sadullahoğlu ise üzerindeki mayosu çok kısa olan bir kadın turistten Ramazan ayı olduğu için etkilendini ve şehrin ortasında mayo ile ne yaptığını sorduğunu anlattı. Sadullahoğlu, mayo gibi plaj kıyafetleriyle dolaşanların belediye ve tesis sahipleri tarafından tabelalarla uyarılması gerektiğini söyledi. Alanya Belediye Başkanı Anavatan Partili Hasan Sipahioğlu ise meclis üyelerinin eleştirileri karşısında sessiz kaldı.

Alanya Belediyesi Eylül ayı olağan meclis toplantısı bugün saat 15.00'da Hasan Sipahioğlu'nun başkanlığında yapıldı. İmar ve bütçe komisyonlarından gelen kararların oylandığı toplantı sonunda gündem dışı konuların görüşülmesine geçildi. Demokrat Partili Belediye Meclis Üyesi Hilmi Arıkan, son aylarda Alanya'da ahlaki bir erozyon yaşandığını, vatandaşların da bu durumdan son derece rahatsız olduğunu söyledi.

TÜRBANA EVET DEDİLER, REKTÖR SEÇİLDİLER!


Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, yeni kurulan 23 üniversitenin rektörlerini atadı. Gül'ün onayına sunulan 69 rektör adayından 36'sı “türbana özgürlük” bildirilerine imza atarken, atadığı rektörler arasında da tam 16 isim “türbana özgürlük” diyen isimler arasından seçildi.


Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, toplam 517 adayın başvurduğu yeni kurulan 23 üniversitenin rektörlerini atadı. Cumhurbaşkanı Gül’ün atadığı isimlerin ortak özelliği “türbana özgürlük” demeleri oldu, YÖK tarafından kendisine gönderilen 69 rektör adayından 36'sı türban tartışmalarının yaşandığı dönemde “türbana özgürlük” bildirisine imza atmıştı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Hakkari Üniversitesi için rektör adayı olan ve “türbana hayır” bildirisine imza atmasına karşın YÖK tarafından kendisine birinci sırada gönderilen Prof. Dr. İbrahim Belenli’yi Hakkari Üniversitesi’ne rektör olarak atadı.

YÖK listesinde rektörlük için daha önce şansını deneyen ama başarısız olan adaylar da yer buldu. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, en fazla talep gören üniversite olan Yalova Üniversitesi’nde de kendisine birinci sırada gönderilen YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan'ın danışman olarak atadığı Prof. Dr. Mustafa Solak’ı atamayarak, türbana özgürlük bildirisine imza atan üçüncü sıradaki aday Prof. Dr. Niyazi Eruslu’yu rektör olarak atadı.

TÜRBANA “EVET” DEDİLER REKTÖR OLDULAR

Cumhurbaşkanı Gül, Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi Rektörlüğü’ne YÖK tarafından ikinci sırada kendisine gönderilen ve türbana özgürlük bildirisine “evet” diyen Prof. Dr. İrfan Aslan’ı atadı.

Gül, Ardahan Üniversitesi’ne ise YÖK’ün kendisine yine üçüncü sırada gönderilen ve “türbana özgürlük” diyen Prof. Dr. Ramazan Korkmaz’ı rektör olarak atama kararı aldı.

Artvin Çoruh Üniversitesi Rektörlüğüne ise Sakarya Üniversitesi'nde görev yapan Prof. Mehmet Duman atandı. Duman, Bilecik Üniversitesi'nde rektör adayı olmuş, birinci sırada yer almasına karşın YÖK Başkanı Prof. Erdoğan Teziç tarafından liste dışı bırakılmıştı. Duman, "türbana özgürlük" bildirisine imza atan isimler arasında yer alıyor.

Rektör atanan üniversiteler ve rektörlerin isimleri şöyle:

-Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. İrfan ASLAN'ı

-Ardahan Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Ramazan KORKMAZ'ı

-Artvin Çoruh Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Mehmet DUMAN'ı

-Bartın Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Ramazan KAPLAN'ı

-Batman Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Abdüsselam ULUÇAM'ı

-Bayburt Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Murat MOLLAMAHMUTOĞLU'nu

-Bingöl Üniversitesi Rektörlüğüne, Prof. Dr. Gıyasettin BAYDAŞ'ı

-Bitlis Eren Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Mahmut DOĞRU'yu

-Çankırı Karatekin Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Ali İbrahim SAVAŞ'ı

-Gümüşhane Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. İhsan GÜNAYDIN'ı

-Hakkari Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. İbrahim BELENLİ'yi

-Iğdır Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. İbrahim Hakkı YILMAZ'ı

-Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Sabri GÖKMEN'i

-Kırklareli Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Mustafa AYKAÇ'ı

-Kilis 7 Aralık Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. İsmail GÜVENÇ'i

-Mardin Artuklu Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Serdar Bedii OMAY'ı

-Muş Alparslan Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Nihat İNANÇ'ı

-Nevşehir Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Filiz KILIÇ'ı

-Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi Rektörlüğüne, Prof. Dr. Orhan BÜYÜKALACA'yı

-Siirt Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Recep ZİYADANOĞULLARI'nı

-Şırnak Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Ali AKMAZ'ı

-Tunceli Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Durmuş BOZTUĞ'u

-Yalova Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. M. Niyazi ERUSLU

8 Eylül 2008 Pazartesi

BAŞBAKANLA DOĞAN GRUBU ARASINDAKİ KAVGA KIZIŞIYOR!

Başbakan Erdoğan ile Doğan Grubunun patronu Aydın Doğan arasına kara kedi girdi.

Eski dostlar düşman oldu, başbakan kendisinin iktidara gelmesinde büyük etkileri olan Doğan grubuna savaş açtı.

Kimse AKP’ye çamur atamaz
Erdoğan, Deniz Feneri davasıyla ilgili haberlere tepki göstererek “AKP’yi geriletemeyenler iftira kampanyasına girdiler. Kimse AKP’ye yolsuzluk çamuru atamaz. Çamur atanlar, o çamurun içinde boğulurlar” dedi
Recep Tayyip Erdoğan



Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, dün partisinin Güngören Kapalı Spor Salonu’ndaki Güngören İlçe Teşkilatı Kongresi’nde yaptığı konuşmada özellikle Frankfurt’ta görülmekte olan Almanya’daki Deniz Feneri e.V. Derneği davasıyla ilgili olarak yapılan yayınlar nedeniyle Doğan Medya Grubu’na ve grubun Yönetim Kurulu Başkanı Aydın Doğan’a ağır suçlamalar yöneltti. Erdoğan’ın bu konudaki açıklamaları özetle şöyle:

İftira kampanyaları
Son zamanlarda Ak Parti’yi geriletemeyenler, Ak Parti üzerinde yalan yanlış iftira kampanyalarıyla bir şeyler yapmanın gayreti içine girdiler. Ama artık yetti. Bunu Doğan Medya Grubu üstlenmiş vaziyette. CHP ile beraber bu kampanyayı sürdürüyor.

Hedef gösteririm
Ben bunu bu kadar açık yüreklilikle söyleyince tabi diyecek ki, “Başbakan beni hedef gösterdi” veya “Başbakan benim grubumu hedef gösterdi.” Sen Ak Parti’yi hedef göstereceksin olacak, ee..., Başbakan partisine saldırı yapan bu gazeteyi hedef gösterdiği zaman olmayacak ha... Bal gibi olur. Kimse Ak Parti’ye kalkıp ta yolsuzluk çamuru atamaz. Yolsuzluk çamurunu atanlar, kendileri o çamurun içinde boğulurlar. Ve bugüne kadar atanlar da aynen bu şekilde boğulmuşlardır.

Gaziantep’le uğraşıyorlar
Şu anda iki gündür Gaziantep’le uğraşıyor Doğan Grubu. Gaziantept’te yolsuzluklar varmış. Bizzat kendim inceledim. İncelemenin neticesinde olayın hiç te kendi gazetelerinde anlattıkları gibi olmadığını belgeleriyle belediye başkanımdan aldım. Bir taraftan bana iyi niyet mektupları göndereceksin, görüşelim konuşalım diyeceksin, ondan sonra da her türlü iftirayı gazetelerinde televizyonlarında şahsıma, aileme, partime yapacaksın. Kusura bakma.

Ben alışılmışlardan değilim
Ben bunu çok açık ve net söylüyorum. Ak Parti alışılmış bundan önceki siyasi partilerden değil. Tayyip Erdoğan’da alışılmış o başbakanlardan değil. Bunu böyle bileceksiniz.
Onlar Aydın Doğan’la pazarlığa oturmuş olabilirler. Ama Tayyip Erdoğan’ı pazarlığa oturtamadığın için mi bütün bunları yazıyorsun.

Parsayı götürelim yok
Şu ana kadar bütün kampanyaların arkasında yatan gerçek Hilton’dur. Hilton Oteli’nde istediği plan tadilatlarını bana ve belediye başkanıma yaptıramadığı için bu adımları atmaktadır. Bizzat bana ve belediye başkanıma bunu teklif etmiştir. Ve istediğini alamadığı içinde bu kampanyaları sürdürmektedir. Bundan sonra artık parsayı götürelim, gizli götürelim yok. Her şeyi açık ve net millete duyuracağız.

Deniz Feneri dosyası
Onların (CHP) ülkenin gelişmesi, kalkınması gibi bir derdi yok. Geçmişten bu yana olmamış zaten. Dikili bir ağaçları yok bu ülkede.
Ama günlerdir haftalardır sürdürmüş oldukları bu kampanya artık cevapsız kalmamalıydı. Çünkü o medya gurubuyla birleşik olarak sürdürdükleri bu kampanyada benim Almanya’da ki Deniz Feneri Derneği’yle alakalı dosyanın içerisine benim adımı koyuyor. Başbakan Tayyip Erdoğan olarak bana teslim edilmiş olan bir para mı var? Ben böyle bir para mı almışım?

Doğan’a sesleniyorum
Ben şimdi Doğan Grubu ve Aydın Doğan’a sesleniyorum: Eğer bunu ispat edemezseniz, bakın, ahlaki değerler noktasında nasibini almamış birisiniz... Bunu bu kadar açık söylüyorum. Tayyip Erdoğan ne böyle bir para almıştır, ne de böyle bir paranın sahibi ile tanışmıştır. Tsunami ile alakalı Tayyip Erdoğan’ın eli paraya akçeli işe karışmamıştır. Başbakanlığın hesabı vardır. Başbakanlığının hesabına yatırmak isteyenler paralarını yatırmışlardır. Ve oradan Kızılay’a gitmiştir ve oradan da Açe’ye yardım olarak dağıtılmıştır. Orada evler vesaireler yapılmıştır.

Adımıza yapmış olabilirler
Bunu hangi yüzle hangi anlayışla söylüyorsun? Birileri bizim adımızı, Başbakanlığın makamını nitekim Almanca şu anda yazıları da geldi, adımızı vererek orada bir şeyler yapmış olabilirler. Ama sen nasıl olurda bizim adımızı ismimizi kullanırsın? Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’na sen nasıl olurda böyle çamur atmaya yeltenirsin? Kusura bakma Aydın Doğan sen bu tür çamurları kabullenebilirsin ama biz kabullenemeyiz.

Anlamak mümkün değil
Bir başka konu yine aynı gurubun yayın organında o da şu diyor ki ‘Efendim biz Alman makamlarına baskı yapmışız’ Nitekim bugün aynı gazetenin başka bir köşesinde ‘hiçbir Türk makamından bize böyle bir baskı gelmemiştir. Zaten bize kimse baskı yapamaz’ diye açıklama yer alıyor. Bunları anlamak mümkün değil. Üstü Şişhane altı kaval böyle. Bunlar ne garip insan anlamak mümkün değil. Hak yerini er geç bulacaktır. Vurdukça güçleniyoruz. Vurdukça güçleniyoruz. Onlar bize iftira atıyor biz güçleniyoruz. Daha da güçleneceğiz.

İşte Alman savcının satırları


Mehmet Gürhan’ın Firdevsi Ermiş’ten, Doğu Asya’daki Tsunami bölgesinde Başbakanlık aracılığıyla dağıtılmak üzere, meblağı yazılı olmayan nakiti aldığına dair 02.02.05 tarihli belge (en üstte). Aynı belgeye iddiana-mede de yer verildi (üstte).


Deniz Feneri e.V. davasıyla ilgili iddianamenin yeminli tercümesinin 42. sayfasında, “soruşturmaya siyasi etki yapılmaya, bilhassa Türk Hükümeti tarafından devam etmekte olan tutukluluğa mani olunmaya çalışılmıştır” deniliyor.


Aydın Doğan

AYDIN DOĞAN’DAN ERDOĞAN’A YANIT:

Bu tutum ağır bir anayasal suç
Doğan Yayın Holding Yönetim Kurulu Başkanı Doğan, “Her fırsatta Hilton’u
diline dolamasından, bu konuyu artık şantaj aracı haline getirdiği sonucunu çıkarıyorum. Şantaj başbakanlara yakışmaz. Ağır bir anayasal suçtur” dedi

Doğan Yayın Holding Yönetim Kurulu Başkanı Aydın Doğan, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın dün grubu ve doğrudan şahsını hedef alan suçlamaları üzerine bir açıklama yaptı ve “Ben bu yaşıma kadar ahlakımla ve şerefimle geldim. Ahlakım konusunda sicil amirim başbakan değildir” dedi.
Aydın Doğan, açıklamasında şunları söyledi:

Derin endişeyle izledim
Başbakanın konuşmasını hayretle dinledim.
Sadece hayretle değil, aynı zamanda Türkiye’de basın özgürlüğünün geleceği açısından da çok derin bir endişeyle dinledim.
Deniz Feneri ile ilgili haberleri gazetelerden, te- levizyonlardan izliyorum.
Neymiş olay?
İnsani yardım toplama amacıyla kurulmuş bir dernek, topladığı paraları, bir takım şirketler aracılığıyla şahıslara vermiş.
Tabii bu çok önemli bir olay.

Yargılayan Alman yargısı
Çağımızda insani dayanışmayı, yardımlaşmayı sağlayan kuruluşların büyük sorumlulukları var.
İnsanlardaki yardım duygusunu istismar etmek, bana göre günahların en büyüğüdür.
Çünkü o duyguyu yok ettiğiniz, yardımlaşma amacıyla çalışan insanlara ve kuruluşlara olan güveni sarstığınız taktirde insanlığa çok büyük zarar vermiş olursunuz.
Bu olayı kim ortaya çıkarmış?
Alman Polisi ve makamları.
Kim yargılıyor?
Alman Yargısı.
Peki bizim gazetelerimiz televizyonlarımız ne yapıyor?
Mahkemenin safahatı hakkında bilgi veriyor.
Başbakan kime kızıyor?
Bu haberleri veren gazetelere ve televizyonlara.
Hatta onlara da değil, direk beni hedef alıp bana kızıyor.
Bunun bir mantığı var mı?

Ben bunun neresindeyim?
Şahsıma karşı bu saldırıyı mantıkla, vicdanla, adalet duygusuyla izahı mümkün mü?
Sanıklardan biri, toplanan paraların Başbakana verilmek üzere birisi tarafından alındığını söylüyor.
Bu ifade tutanağa da geçmiş.
Peki bu ifadeyi kim dile getiriyor?
Ana Muhalefet Partisi Başkanı.
Hem de nerede?
Televizyonlarda canlı yayında.
Tekrarlıyayım.
İddia sahibi Alman Yargısı.
İddiayı Türkiye’de dile getiren Ana Muhalefet Partisi Başkanı.
Bunun yayınlayan NTV Televizyonu.
Söyler misiniz ben bunun neresindeyim?

Tarihin diktatörler sayfası
Kendi gazetelerime bakıyorum, hepsi bunu Deniz Baykal’a atfen vermişler.
Başbakan bize yükleniyor.
Herhalde bu yolla susturmak istiyorlar.
Devlet bütün kurumları ile ellerinde.
Bize yapmadıkları kötülüğü bırakmayabilirler.
Zaten yapıyorlar ve yapmaya devam edecekler.
Ama hür basını susturmaya tam teşebbüs eden bir başbakanı tarih, demokrasi defterine değil, diktatörler sayfasına yazar.
Başbakan durmadan Hilton meselesini dile getiriyor.
İddia sahibi ben değilim, ama başbakan bunun hesabını senden sorarım diyor.
İddia doğru çıkmazsa, seni ahlaksız ilan ederim diyor.

Ahlakımla ve şerefimle geldim
Ben bu yaşıma kadar ahlakımla ve şerefimle geldim.
Ahlakım konusunda sicil amirim başbakan değildir.
Ahlakımın hesabını hem bu dünyada hem öteki dünyada alnımın akıyla veririm.
Bir başka nokta daha var ki, bundan söz etmekten hicap duyuyorum.
Başbakan, gazetelerde ne zaman hoşuna gitmeyen bir haber görse hemen Hilton ipine sarılıyor.

Şantaj aracı
Kendisine açık açık şunu söylüyorum.
Hilton konusunda yasalara aykırı bir talebim varsa, bunu reddetmek kamu otoritesinin görevidir.
Ama vatandaş olarak haklı bir talepte bulunuyor ve bunu yerine getirmiyorsa, bu da suçtur.
Türk Kanunları, Başbakanlara suç işleme hakkı vermiyor.
Bir de şunu merak ediyorum.
Hilton konusu Başbakan’ı neden bu kadar ilgilendiriyor?
Ben Hilton konusunun İstanbul Belediyesi’nin yetki sınırları içinde olduğunu sanıyordum.
Yoksa İstanbul Belediyesi’nin yönetimi de mi Başbakanlığa geçti?
Her fırsatta Hilton’u diline dolamasından, bu konuyu artık şantaj aracı haline getirdiği sonucunu çıkarıyorum.
Şantaj başbakanlara yakışan bir şey değildir.
Ayrıca suçtur.

Çok tehlikeli bir dönem başladı
Yine de benim açımdan bu konuşmanın asıl vahim yanı, basın özgürlüğüne yönelik ağır tehditin artık iyice su yüzüne çıkmış olmasıdır.
Başbakanımız eleştirilmekten hoşlanmıyor.
Hoşlanmayabilir.
Ama elindeki gücü de kullanıp bunu şantaj aracı haline getirme hakkı yoktur.
Bana göre bu tutumu ağır bir anayasal suçtur.
Çünkü Anayasamız basın özgürlüğünü teminat altına almıştır.
Dünkü konuşması bana göre Türk basın tarihinde çok tehlikeli bir dönemin başladığının en somut işaretidir.
Şimdiye kadar ellerinden gelen baskıyı yapıyorlardı. Demek ki baskıları daha da ağırlaşacak. Benim söyleyeceğim bundan ibarettir.

Kaynak: Milliyet

6 Eylül 2008 Cumartesi

NE FENERMİŞ AMA!


Yoksulluk ve yoksullukla mücadele alanında tüm dünyada yardıma muhtaç insanlara ulaşmaya çalışması gereken bir sivil toplum kuruluşu olan Deniz Feneri, yoksullardan başka herkesi aydınlatmış.

İşte Deniz Feneri’nin topladığı yardım paralarıyla finanse edilen sözde şirketler, ortakları ve sermayeleri:

Weiss GmbH: 17 Ocak 2003’te 500 bin Euro sermaye ile kuruldu. Bilirkişi raporuna göre, sadece emlak alım satımı için kurulan bir şirket. Şirketin sermayesinin 1 milyon Euro olduğu 2004-2005 yıllarında, Mehmet Gürhan, Zekeriya Karaman, Mustafa Çelik, İsmail Karahan ve Zahid Akman’ın eşit derecede, 200’er bin Euro’luk sermayeleri vardı. Zahid Akman genel müdürlüğü, 16 Nisan 2003-30 Eylül 2005 arasında yaptı.

Euro 7: 23 Mayıs 2001’de 50 bin Euro sermaye ili kuruldu. İlk kurulduğunda Zekeriya Karaman 12 bin Euro ile hissedar, Mehmet Gürhan, Mustafa Çelik, İsmail Karahan ve Zahid Akman, 9 bin 500’er Euro’luk sermaye ile ilk ortaklar oldular. Şirketin ilk genel müdürlüğünü Zekeriya Karaman yaptıktan sonra, görevi Mehmet Gürhan’a devretti. Mehmet Gürhan’ın yerini ise 13 Kasım 2003 tarihinde Zahid Akman aldı ve görevini 30 Eylül 2005’e kadar sürdürdü.

Atlas Media Marketing: 9 Mayıs 2003’te kuruldu. Birkaç kere isim değiştirdi. İsmail Karahan, Zahid Akman, Mustafa Çelik, Zekeriya Karaman ve Mehmet Gürhan, 10’ar bin Euro sermaye ile şirketin ortakları oldular. 29 Aralık 2004’te hisselerin tamamı, genel müdürlüğünü Zahid Akman’ın yaptığı Weiss GmbH’ya devredildi.

European Consulting (Yeni Şafak): 28 Mart 2003’te kuruldu. 10 Eylül 2003’te şirketin adı Yeni Şafak GmbH olarak değiştirildi, ancak sicil kaydı yaptırılamadı. 100 bin Euro sermayeli şirketin büyük hissedarı, 80 bin Euro ile Zahid Akman’dı. Muhasebeci Firdevsi Ermiş ve Mehmet Sıddık Balıkçı da 10’ar bin Euro ile ortaktılar.

European Food & Marketing: Muzaffer Albayrak (16 bin 700 Euro), Mesut Muzaffer Albayrak (16 bin 650 Euro), Ahmet Albayrak (16 bin Euro) ve Zahid Akman (1000 Euro) tarafından kuruldu. Anlaşmazlık çıkınca, hissenin tamamı Weiss GmbH’ya devredildi. Akman 28 Mart 2003-24 Ağustos 2006 arasında genel müdürdü.

Taxi Quick: 25 bin Euro sermaye ile 1 Kasım 2004’te kuruldu. Mehmet Gürhan (22 bin 500 Euro) ve Firdevsi Ermiş (2500 Euro) ortaktılar. Genel müdürlüğü 8 Mart 2005’e kadar Gürhan ve Ermiş birlikte yaptı. Halen Firdevsi Ermiş ve Mehmet Taşkan genel müdür.

Rapidway GmbH: 8 Eylül 2006’da Mehmet Gürhan tarafından 50 bin Euro sermaye ile kuruldu.

Aduna Management&Service GmbH: 28 Haziran 2007’de, Gürhan ve Ermiş tutuklandıktan sonra 25 bin Euro sermaye ile kuruldu. Şirkete 12 bin 500’er Euro ile İsmail Karahan ile Mustafa Çelik ortaktı.

Kaynak: hurriyet.com.tr

5 Eylül 2008 Cuma

ADNAN POLAT'TAN FENER MEDYASINA TEPKİ


Fenerbahçe yazarlarının ve medyasının Galatasaray'ı yıpratma politikası, Adnan Polat'ın sabrını taşırdı.

Polat, fener medyasını vicdansızlık ve terbiyesizlikle itham etti.

Sarı kırmızılı kulübün başkanı, "Kimse 2 sonuçla ortalığı bulandırmaya çalışmasın. Bizi bölemezler. Bunların hepsi planlı olarak yapılıyor. G.Saray’ın çıkışı bazılarını açıkca korkutuyor" dedi.

Galatasaray Başkanı Adnan Polat, önce "Bazıları G.Saray’ın büyüklüğünden ve gücünden korkmaya başladı" dedi, ardından teknik direktör Michael Skibbe’ye karşı vicdansızlık, terbiyesizlik ve ayıp edildiğini söyledi. Sarı kırmızılı kulübün başkanı, takımın hazırlık döneminde tam kadro çalışamamasının ilk haftalarda sancısını yaşadıklarını, Skibbe’ye yönelik de karalama kampanyası yürütüldüğünü belirtti.

Aksilikler yaşandı
Polat, "G.Saray takımı tam kadro halinde Steaua Bükreş maçından yalnızca 3 gün önce bir araya geldi. Beraber çalışma imkanı bile bulamadı. A takım futbolcuları Almanya’daki iki kampa hazır katılamadı. Transferler de gecikti diyorlar. Nasıl gecikti. Mayıs’ta mı bitecekti transferler. Ancak aksilikler ile takım bir kere çok geç bir araya geldi. Hoca 2-3 hafta bile takımla çalışma imkanı bulamadı. Futbolcular bile yeni yeni birbirini tanımaya başladı. İlk haftalarda bunun eksikliğini yaşıyoruz" dedi.

Yargılayıp asamazlar
Teknik direktörleri Skibbe’ye yönelik eleştirilerin dozunun çok kaçtığına değinen Polat şöyle devam etti:
"Bir kere burada kasıtlı saldırı var. Skibbe’ye ve bize haksızlık, vicdansızlık ve terbiyesizlik yapılıyor. Bu tek kelime ile adaletsizce saldırıdır. ’Yönetim hoca için bölündü’ diyorlar. Hayır efendim, G.Saray Yönetimi 16 idarecisiyle tam kadro Michael Skibbe’nin arkasındadır. Biz teknik direktörümüzün yargılanıp, idam edilmesine izin vermeyiz.
Herkesin en azından 5-6 hafta bekleyip görmesi lazım. Biz aldığımız kararların arkasındayız. Kimse de 2 sonuçla ortalığı bulandırmaya çalışmasın. Bizi bölemezler. Bunların hepsi planlı olarak yapılıyor. Çünkü birçoğu G.Saray’ın büyüklüğünden korkuyor. İyi kadro kurduk, müthiş isimler aldık. Bu yüzden bizden çekiniyorlar.
G.Saray’ın çıkışı bazılarını açıkca korkutuyor. G.Saray sahadaki duruşuyla, kadrosuyla şampiyonluğun en büyük adayıdır. Bizden korkup, ürktükleri için bunlar ortaya atılıyor. Göreve geldik, 6 ay geride kaldı ve yaptıklarımız ortada. G.Saray Yönetimi yalnız sportif değil, mali-idari anlamda da büyüyor. Boşuna bizle uğraşıyorlar. Duruşumuzdan bir adım bile geri atmayız."

Büyük olmanın bedeli
Steaua Bükreş maçında hatalarının olmasına rağmen futbol dışı faktörlerin de etkisiyle elendiklerini belirten başkan Polat, daha sonra sözlerini şöyle tamamladı: "7 ayrı ülkenin milli takımına futbolcu gönderdik. A Milli Takıma, Ümit Milli Takıma futbolcularımızı yolladık. 5-6 sakatımız var. Şu anda hocanın elinde yalnızca 8 futbolcu kaldı. Skibbe, onlarla çalışıyor. Söyleyin şimdi hoca ne yapsın. Ama rakiplerimiz tam kadro hazırlanıyor. Biz büyük olmanın bedelini ödüyoruz. Ama asla yılmayız. Milli Takıma futbolcu göndermekten onur duyarız."

Ne yaptığımızı iyi biliyoruz
Futbolcular Skibbe’yi çok seviyor. Takımın uyumu da, disiplini de yerinde. Biz teknik heyetten de takımdan da memnunuz. Daha iyi neticeler alacağız. Ne yaptığımızı çok iyi biliyoruz. G.Saray’ı yıpratamazlar. Eleştiriler, sözler umrumuzda bile değil. Skibbe’ye karşı, ayıp ediyorlar. 2 haftada hangi hoca yargılanır.

Lincoln bir anda mucize yaratamaz
Lincoln’ü hoca oynatıyor, eleştiriyorlar. Oynatmıyor, neden yedek bekletti diyorlar, ayıptır artık. Ayrıca Lincoln de sahada elinden geleni yapmaya çalışıyor. Bir anda Lincoln mucizeler yaratamaz. Formsuzluk her futbolcu yaşar. O da çıkışa geçecek göreceksiniz. Ayrıca takım içinde herhangi bir futbolcu disiplinsizlik yapsa onun cezasını ben veririm.

ACEMİ HIRSIZIN HAZİN SONU


Müzenin demirleri girdi

İngiltere'nin başkenti Londra'da bulunan bir müzeye girmeye çalışan hırsızın sonu çok kötü oldu.

East London Müzesine akşam saatlerinde hırsızlık yapmak için çatıdan girmeye çalışan adam alarm çalınca paniğe kapılarak kaçmaya başladı. Müzenin dışına çıkmak için ağaca tırmanan hırsız güvenlik görevlilerini görünce ağaca tırmanarak kaçmaya çalıştı. Ancak müzenin sivri parmaklıklarını hiç hesaba katmadı. 20'li yaşlarındaki ismi açıklanmayan hırsız ağaçtan dengesini kaybedip demir parmaklıkların üzerine düştü.
Sivri demir parmaklık adamın kalçasına 30 santimetre kadar girince büyük bir acı içinde bağırmaya başladı. O şekilde 15 dakika asılı kalan adam müze güvenliğini polise haber vermesi sonrasında kurtarıldı.
Hastaneye kaldırılan adamın kalçasında giden demirin bağırsaklarını parçaladığı belirlenince ameliyata alındı.
Kaynak: Vatan

4 Eylül 2008 Perşembe

HÜKÜMETTEN ENFLASYON DÜŞÜYOR YUTTURMACASI


Başbakana bağlı Türkiye İstatistik Kurumunun (TÜİK) Ağustos ayı enflasyon rakamları herkesi güldürdü!

Ağustos ayında yüzde 0.25 oranında yükselmesi beklenen enflasyon şaşırttı.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), ağustos ayında tüketici fiyatları endeksinin (TÜFE) yüzde 0.24, üretici fiyatları endeksinin (ÜFE) ise yüzde 2.34 azaldığını açıkladı. TÜİK’in 2003 baz yıllı verilerine göre, ağustos ayı itibarıyla yıllık enflasyon ise TÜFE’de yüzde 11.77, ÜFE’de yüzde 14.67 oldu. Ocak-ağustos döneminde, TÜFE yüzde 6.35, ÜFE yüzde 12.49 oranında artış gösterdi. Ağustos ayı itibarıyla 12 aylık ortalamalara göre yıllık enflasyon ise tüketici fiyatlarında yüzde 9.43, üretici fiyatlarında yüzde 10.68 düzeyinde gerçekleşti.

Bu rakamları gören sokaktaki vatandaş ise acı acı gülmekten başka bir şey yapamazken, "Başbakanla biz acaba farklı ülkelerde mi yaşıyoruz?" demekten kendini alamadı.

2 Eylül 2008 Salı

AZİZ YILDIRIM FENA YAKALANDI!


Son günlerde Aziz Yıldırım ve bazı taraftar grupları arasında yaşanan gerilim hat safhaya ulaştı.


Ancak Aziz Yıldırım, Fenerbahçe Kulübü resmi web sitesinde 'Tek Kimlik Fenerbahçe'dir' yutturmacasıyla basına ve hedefteki gruplara, Fenerbahçe'de tek söz sahibi kişinin kendisi olduğunu bir kez daha gösteren bir açıklama yaptı.

Bütün bu gelişmeler yaşanırken, kulüpten uzaklaştırılan ve Aziz Yıldırım'a karşı adeta bir savaş açan Tahir Kıran'ın internet sitesinde bugün yayınlanan fotoğraflarda Aziz Yıldırım'ın hedefteki grubun atkısını takarak maçları izlediği de açıkça görülüyor.
Şimdi herkes bu görüntüler üzerine Yıldırım'ın nasıl bir tepki göstereceğini merakla bekliyor.

MEMUR MAAŞ ZAMLARI BELİRLENDİ


Memur Konfederasyonlarıyla kamudaki toplu görüşmelerde varılan uzlaşma sonrasında en düşük memur maaşına aile ve çocuk yardımıyla birlikte Ocak'ta 45 YTL, Temmuz'da ise 52 YTL zam gelecek.

Memur maaşlarına Ocak ayında yapılacak yüzde 4'lük zam sonrasında evli ve eşi çalışmayan, aynı zamanda da 2 çocuğu olan 13'ün 3'ündeki bir devlet memurunun halen 1.118 YTL olan maaşı, yılbaşında 1.163 YTL'ye yükselecek.

Yüzde 4,5'luk Temmuz zammı ile birlikte bu memurun eline Temmuz-Aralık döneminde de 1.215 YTL geçecek. Bu şekilde yeni yılda 2 dönemde yapılacak kümülatif yüzde 8,7'lik zam, maaşlara 97 YTL'lik artış şeklinde yansıyacak.
14'ün 2'sinden maaş alan bir devlet memurunun yine aile ve çocuk yardımı dahil halen 1.147 YTL olan aylık maaşı da, Ocak ayında 1.193 YTL'ye, Temmuz ayında ise 1.246 YTL'ye çıkacak. Bu memurun maaşındaki yıllık artış da 99 YTL olarak gerçekleşecek.http://dosyalar.hurriyet.com.tr/haber_resim/6345909[1].gif

Üniversite mezunu olup da 9'un 1'inden işe başlayan bir devlet memurunun halen 1.150 YTL olan maaşı ise, Ocak'ta 1.196 YTL, Temmuz'da da 1.250 YTL olacak. Böylece bu memurun maaşı da 2009 yılında 100 YTL artış görecek.
Buna karşılık genel müdür maaşındaki yıllık artış 332 YTL'yi bulacak. Halen aile ve çocuk yardımıyla 3.818 YTL maaş alan Genel Müdürlere, 2009'un Ocak-Haziran döneminde 3.971 YTL, Temmuz-Aralık döneminde ise 4.150 YTL maaş ödenecek.

YAKLAŞIK 4 KATLIK FARK

Bu arada yeni yılda da en düşük ve en yüksek memur maaşı arasındaki yaklaşık 4 katlık fark, yeni yılda da korunacak.

Günümüzde aile ve çocuk yardımıyla birlikte 1.118 YTL olan hizmetli maaşına karşı, bürokraside en yüksek kademe olan müsteşarlar 4.180 YTL maaş alıyor. Bu şekilde iki kesim arasında 3,7 katlık bir fark bulunuyor.

Geçtiğimiz yıllarda “düşük maaşa yüksek, yüksek maaşa ise düşük zam” politikasıyla, memur maaşları arasındaki fark önemli ölçüde azaltılmıştı. Ancak, söz konusu politikanın uzun yıllar devlette çalışan, derece ve kademe artışı almış, aynı zamanda yetki ve sorumlulukları fazla üst düzey bürokratlar ile diğer kamu görevlilerini mağdur ettiği ileri sürülmeye başlanmıştı.

2008'in ardından, 2009'da da bütün memurlara aynı oranda zam yapılarak, mevcut maaş dengesi devam ettirilecek.
Öte yandan 2009'da da memur maaş artışının enflasyonun altında kalması halinde aradaki fark, maaşlara “enflasyon farkı zammı” olarak yansıtılacak.

KİM, NE ALACAK ?

Maliye Bakanlığı Bütçe ve Mali Kontrol verilerine göre, çeşitli unvanlardaki memurların “evli olması ve eşinin çalışmaması durumunda aldığı aile yardımı ile 2 çocuk için hesaplanan çocuk yardımı ve medeni durum ile çocuk sayısına göre belirlenen asgari geçim indirimine göre hesaplanan” eski ve yeni maaşları şöyle:

MEMURLAR

ŞİMDİKİ MAAŞ OCAK MAAŞI TEMMUZ MAAŞI

Müsteşar 1/4

4.180 4.347 4.543

Genel Müdür 1/4

3.818 3.971 4.150

Şube Müd.üniversite 1/4

1.701 1.769 1.849

Memur 9/1

1.150 1.196 1.250

Memur 14/2

1.147 1.193 1.246

Hizmetli 13/3

1.118 1.163 1.215

Öğretmen 1/4

1.546 1.608 1.680

Öğretmen 9/1

1.334 1.387 1.449

İl valisi 1/4

4.756 4.946 5.169

Kaymakam 7/1

2.484 2.583 2.699

Başkomiser 3/1

2.012

2.093 2.187

Polis memuru 9/2

1.775 1.846 1.930

Uzman doktor 1/4

2.034 2.115 2.210

Doktor 8/3

1.717 1.785 1.866

Hemşire-Lise 12/3

1.299 1.351 1.412

Mühendis-Şantiye 1/4

2.087 2.171 2.268

Teknisyen-Büro 12/2

1.300 1.352 1.413

Profesör 1/4

3.276 3.407 3.561

Araştırma görevlisi 7/1

1.552 1.614 1.687

Avukat 1/4

2.171 2.258 2.359

1 Eylül 2008 Pazartesi

HADİSE, "HER ÖNÜME GELENLE YATMAM!"


Sadece 23 Yaşında ve Henüz 17 Yaşındayken Avrupa'da İsim Yaptı Hadise. Kendini Bildi Bileli Müzikle İç İçe Yaşadığını Söylüyor ve Bu Durumdan Hiç Pişmanlık Duymamış.



Kendisini bir müzik virtüözü olarak tanımlamasa da "Müzik benim hayatım" diyerek tutkusunu ortaya koyuyor. En nefret ettiği şey ise kendisinden daha önce star olmuş bir ismin kopyası olarak lanse edilmesi. "Bana asla Belçikalı Beyoncé demeyin. Kimse bir Amerikan prodüksiyonunun ucuz bir kopyasına değer vermez" diyerek net tavrını koyuyor. Zaten yeni albümündeki 17 şarkının 14'ünün sözünü ve müziğini yazarak yaratıcılığını da gösteriyor.


Türk ezgilerini kullanmak istiyor, sahnede binlerce kişinin önündeyken sadece sesine güvenmek onu kesmiyor. Danslarıyla, şovlarıyla sahneyi dolduruyor. Seyirci ona enerji veriyor ve o da karşılığını fazlasıyla sunuyor. Özellikle Türkiye'deki konserleri gerçek bir parti havasında geçiyor. Seksi görüntüleriyle içimizi ısıtan klibi ise en çok izlenenler arasında. Sezen Aksu'nun sözlerini yazdığı 'Deli Oğlan', televizyonda, gece kulüplerinde, her yerde…

-Seninle ilgili en büyük yanılgı nedir?

Magazinsel olarak bakılırsa her önüme gelenle birlikteymişim gibi yazılıyor olmam. Bu gerçekten büyük bir yanılgı ve hayli komik. Diğer taraftan kendimle ilgili yanılacak ve yanıltacak ölçüde bir durum asla söz konusu olamaz. Bu konuda son derece hassasım.

-Belçika'da değil de Türkiye'de yetişseydin ne değişirdi?

Galiba hiçbir şey değişmezdi. Çünkü ben zaten neysem oyum.

-Sitende 'Türkiye modern bir ülke' diyorsun. Göründüğü kadar pembe bir tablo mu Türkiye'ninki sence?

Tablonun ne kadar pembe olduğu biraz da sizin nereden ve nasıl baktığınıza bağlı. Ben Türkiye'ye sevgi, sadakat ve hasretle bakıyorum. O yüzden benim baktığım yerden ülkem harika görünüyor.

-10 sene sonra kendini nerede görüyorsun?

10 sene sonra kendimi 'layık olduğum yerde' görüyorum.

-A Good Kiss… Senin unutamadığın bir öpücük var mı?

İlk öpücük herkes için çok özeldir. Bu benim için de geçerli. Ama bende saklı kalsın. Çok özel ve tatlıydı. Bunu diyebilirim sadece.

-Genel olarak bir erkekte en nefret ettiğin özellik ne olabilir?

Kaprissiz olmaları, her şeyi kabul etmeleri ve sevgilisini annesinin yanında koruyamaması.

-Seni şu an (tam da soruyu okuduğun şu an) ne duymak heyecanlandırır?

1 saat sonra sahneye çıkmalıyım. Ve heyecandan ölüyorum zaten.