ALO ORMAN YANGINI: 177... ALO ORMAN YANGINI: 177... ALO ORMAN YANGINI: 177... ALO ORMAN YANGINI: 177...

24 Aralık 2009 Perşembe

FRANSA'DA KIZ ÖĞRENCİLER AYAKLANDI


Fransa'da yeni kabul edilen kanun büyük tartışmalara neden oldu.

Fransa'da yeni kabul edilen liselerde kıyafet kanunu büyük tartışmalara neden olurken, ülkenin dört bir yanında liseliler, "Yaşlarına uygun olmayan seksi kıyafetlerin" yasaklanmasının özgürlüğe darbe olduğunu söyleyerek ayaklandı.

Ülkenin dört bir yanında iki haftadır liseliler, okullara mini etek veya şortla giderek kararı protesto ediyor...

Ayrıca bu hareketler Fransız solu tarafından desteklenirken yeni bir "seks devrimi"nin başlangıcı olarak gösteriliyor.

İki hafta önce Paris'in güneyindeki Esonne kasabasında Geoffrey Saint Hillaire Lisesi'nde başlayan gösteriler ülke çapına yayıldı. Gençler, kızların okula mini etekle, erkeklerin de bokser'larını gösteren düşük bel pantolon veya şortla gelmesini istiyor. Ayrıca liselerde saç boyanmasına, piercing'e izin verilmesini istiyor.Sosyologlara göre "hiper seksi" akımı TV'lerden gençlere empoze ediliyor.

15 Aralık 2009 Salı

FAFACEBOOK GİZLİLİK AYARLARINIZI KONTROL EDİN!

Facebook kullanıcıları dikkat !
Sosyal ağ platformu Facebook, geçtiğimiz haftalarda güvenlik ayarlarında yeniden yapılandırmaya gitti.

Ancak Facebook'taki güvenlik ayarlarına dikkatlice göz atmayan pek çok kullanıcının fotoğrafları ve diğer profil bilgileri herkesin erişimine açık hale geldi.


350 milyonu aşkın kullanıcıya sahip olan ve kullanıcı kitlesi günbegün artmaya devam eden Facebook'ta geçtiğimiz haftalarda güvenlik ayarları yeniden yapılandırıldı. Kullanıcıların güvenliğini daha da arttırmayı amaçlayan Facebook'un bu hamlesinden sonra ise kullanıcılarla Facebook yönetimi arasında kriz patlak verdi.

Facebook'un güvenlik ayarlarını değiştirmesiyle birlikte birçok kullanıcının profil sayfası dışarıya açık hale geldi. Diğer bir deyişle Facebook kullanıcılarının listelerinde yer almayan herhangi bir kişi de kullanıcıların profillerindeki resimlere kolayca bakabilme imkanına sahip oldu. Bunu fark edemeyen kullanıcıların profilleri ise hala herkese açık durumda. Bu nedenle kullanıcıların hiç tanımadıkları kişiler rahatlıkla kişilerin profil sayfasına girerek fotoğraflarına ve diğer özel bilgilerine bakabilme şansına erişmiş oldular.

Facebook güvenlik ayarlarında değişikliğe gitmesiyle birlikte kullanıcıları güvenlik penceresiyle karşıladı. Bu pencerede kullanıcıların güvenlik ayarlarını tekrar yapılandırması istendi. Ancak bu ayarlara göz atmayıp bu pencereyi kapatan kullanıcıların birçoğunun profil sayfaları yabancı kullanıcılara da açık hale geldi.

Eğer siz de profilinizin herkese açık olduğundan şüpheleniyorsanız Facebook'ta Gizlilik ayarlarına girerek Profil Ayarlarından ilgili ayarları tekrar yapılandırmanızda sonsuz fayda var.

28 Kasım 2009 Cumartesi

4, 5, 6 DUBAİ BATTI!


Dış borcu 100 milyar doları bulan Dubai Emirliği, kontrol ettiği büyük holdingler Dubai World ve Nakheel için altı aylık borç erteleme istedi.

Bu talep sonrasında emirliğin ihraç ettiği borçlanma araçlarından bir kısmının notu, önde gelen derecelendirme kuruluşları tarafından "batık" seviyesine indirildi.

Bu kuruluşlardan biri, borç erteleme talebinin bir "iflas" olarak değerlendirilmesi gerektiğini açıkladı. Bu iki holdingin toplam konsolide borcu 80 milyar doları buluyor. Batığın büyüklüğü ve dolaylı etkilerinin tehlikeleri nedeniyle borç erteleme talebinin piyasaların Şükran Günü ve Kurban Bayramının çakışmasıyla girdiği tatil rehavetine denk getirildiği söyleniyor.

Ölçüsüz borçlanma, büyük batış getirdi
Denize palmiye şeklinde dolgu kentler, deniz üstüne yapılan havaalanları, Burj el Arab adlı dünyanın en pahalı oteli, Burj Dubai adlı dünyanın en yüksek yapısı gibi, "ölçüsüzlük," "görgüsüzlük," "zevksizlik," "sonradan görmelik" türünden kavramların çoğunun sınırlarını zorlayan projeler, Dubai'nin 2002 sonrası büyük çıkışının sembolleri oldu. El Maktum ailesi yönetimindeki Dubai, Doğu-Batı arasındaki ön önemli geçiş noktası ve sınırsız sermaye serbestliği ilkeleriyle, başta AB mali kuruluşları olmak üzere tüm petrolcü sever dünya sermayesi tarafından ölçüsüzce fonlanmaya devam etmişti. Günde 240 bin varil civarında hampetrol üreten Dubai'nin rezervlerinin önümüzdeki yirmi yıl içinde tükenmesi bekleniyor.

Palmiye şeklindeki deniz villaları için yapılan 3,5 milyar dolarlık borçlanmanın 14 Aralık'ta geri ödenmesi bekleniyordu. Ortaya çıkan şok dalgası, Abu Dabi, Suudi Arabistan ve Katar bonoları üzerinde de etkili oldu. Daha önce Suudi Arabistan'ın iki büyük holdingi de toplam 22 milyar dolarlık borç erteleme talebinde bulunmuşlardı. Ortaya çıkan batıkların dünyanın birçok büyük banka ve finansman kuruluşunu zincirleme bir şekilde etkilemesi bekleniyor.

Ülkede son iki yıldır emlak sektörü gerilemeye devam ediyor. Özellikle içinde bulunduğumuz yıl içinde emlak fiyatlarındaki düşüş hızlanmış ve zirve seviyelere göre yüzde 60 oranını geçmişti. Ancak düşüşün hâlâ alınacak yolu olabilir. Çünkü örneğin yıl başında açılacak olan dört milyar dolarlık 818 metre yüksekliğindeki 162 katlı Burj Dubai'nin ofis alanları metrekare başına 43 bin dolardan satılmaya çalışılıyor.

AKP ne buluyor?
"Çok hukuklu, batı sermayesiyle barışık ve islamcı" yönetimin prototipi olarak gösterilen emirlik, sık sık AKP'nin önde gelenleri tarafından şehircilik, belediyecilik, hukuk gibi alanlarda örnek gösterilmişti. Ölçüsüz gayrımenkul yatırımları ve sermayeye sınırsız özgürlük modelinin Dubai'yle birlikte çökmekte olduğu düşünülüyor.

BAE'nin başbakanlığını da El Maktum ailesinin bir ferdi yürütüyor. Dubai'nin bir kısım siyasi nüfuz devri karşılığında komşu emirlik Abu Dabi tarafından kurtarılabileceği iddia ediliyor.

AKP'lilerin cenneti, emekçinin cehennemi
Nüfusu 2,5 milyona dayanan Dubai, Birleşik Arap Emirliklerinin en kalabalığı. Nüfusun sadece yüzde 17'si emirlik vatandaşlarından oluşuyor. Asya kökenli işçilerin nüfustaki oranı yüzde 70'in üzerinde. Örneğin Hintli, Pakistanlı ve Afganların nüfus içindeki toplam oranı yüzde 63. Kentte musluklardan para aktığı imajı hakimken, en az 250 bin kişinin günde 10 doların altında çalıştırıldığı biliniyor. Ortalama sekizer kişinin kaldığı bekâr odalarında temel ihtiyaçlarını gidermekten yoksun olarak yaşayan bu emekçiler, karın tokluğuna çalışarak kazandıklarını evlerine göndermeye çalışıyor ve ailelerini yıllarca göremiyorlar. 2006 yılında Burj otelinin inşaatında çalışan işçiler, ağır çalışma koşulları nedeniyle ayaklanmıştı. Kentin hapisaneleri, çalışma koşullarına isyan eden yabancı işçilerle dolu.
(soL - Ekonomi)

14 Kasım 2009 Cumartesi

OROSPULUĞUN ZERAFETİ

“Bir genç kızın yaşamın zorlukları karşısında boşluğa yuvarlanışını konu alan Zarife, toplumsal değerleri, kişisel ilişkileri sorgulayan önemli bir çağdaş roman.” Klasik hatta pek bir klasik arka kapak tanıtım yazısı, Semih Gümüş’ün kitap ile ilgili yazdığı incileri ise pas geçeceğim. “Önemli çağdaş roman” saptaması herhalde her yıl çıkan bir çok romanın arka kapağını süsleyen bir pazarlama klişesidir. Allahtan kitabın arka kapağını çok sonra okudum yoksa Deniz Kavukçuoğlu’nun bu güzelim uzun öykümsü romanından mahrum kalabilirdim.

Orospuluk, özgür irade ile yapıldığında gücü, köşeye sıkıştırılarak yaptırıldığında düşkünlüğü anlatır. Orospu, feleğin çemberinden geçmiş, görmüş geçirmiştir. Öyle şeyler yaşamıştır ki hiç bir şey şaşırıtıcı değildir artık. Orospu,isterse sizi dünkü yeni yetme gibi hissettirir, isterse yenilmez bir kral edasıyla yolcular yanından. Orospu, mutlaka bir kez aşık olmuştur hayatında ama artık aşk yasaktır ona. Orospu dişidir, erkeğine katlanmak zordur. Orospuluğun raconu vardır, meslek edinenler için birbirlerine karşı mertlik esastır.

Zarife’nin ağzından dinlediğimiz öykü ise bizi orospuluğun çeşitli yüzleriyle karşı karşıya bırakıyor. Racona ters düşenlere uzak hissederken Zarife’nin orospuluğunu seviyorsunuz. Zarife’ninki orospuluk ise işini kişiliğinin bir parçası haline getirmiş Orhan'a ne demeli diye düşünüyorsunuz. Aslında bunlardan ne çok var diye düşünüyorsunuz, hem de hergün karşınıza çıkacak kadar. Orhan’ın korkak erkekliğinin arkasına sakladığı orospuluğun başka bir adı olmalı... Zarife gözünü kaçırmadan ben seçtim orospuluğu, bedelini de ben öderim diyorsa kendi çıkarları için satmayacakları hiç bir şey olmayan küçük taklitlerinin başka bir adı olmalı... Sıradan, korkak, sinik bir kız yıllar sonra evine kendine güvenen, güçlü bir kadın olarak dönüyorsa orospuluğun gücünü küçümsememek gerekir.

Zarife adını seçerken belli ki yazar taraf tutmamızı istemiş, bu davete uyuyorum yaşasın orospuluğun zerafeti diyorum... Diğerlerinin adını da siz koyun artık!

Tunç Tatoğlu

MELEKLER KORUSUN NEYE HİZMET EDİYOR?


Melekler Korusun dizisinin "Paralı Eğitime Hayır" bölümünde öğrencilere "bir daha bu işlere bulaşmamaları" mesaj olarak veriliyor.

Dün akşam Show Tv'de yeni bölümü yayınlanan 'Melekler Korusun' dizisinde başrolde oynayan öğrenciler harç protestosuna katılıyor.

Harç protestosuna katılan öğrenciler gece evlerinden toplanarak gözaltına alınıyor. "Paralı eğitime hayır" bölümü olarak gösterilen bölümde öğrencilerin gözaltına alınması "normal" bir prosedür olarak gösteriliyor.

Gözaltına alınan karakter İpek'e arkadaşları sahip çıkmaya çalışırken "Yapmayın memur bey bu kızın eylemle, protestoyla ne işi olur baksanıza nasıl masum" benzeri ifadeler kullanıyor. Daha sonra "Bir eyleme katıldı diye nasıl alırsınız" diyen arkadaşlar da polis tarafından gözaltına alınıyor.

Kızını görmek için karakola gelen anne komisere "şimdi ne olacak hapise mi atacaksınız? Onların isyanları devlete değilki bir iki bağırıp çağırmışlar" diyor. Sabah serbest bırakılan öğrenciler için komiser aileleri sıkı sıkı tembihliyor, bu sefer serbest bıraktık ama bir dahaki sefer bu kadar kolay kurtulamazlar" diyor.

Senaryosu Eylem Canpolat ve Sema Ergenekon tarafından yazılan dizide eylem yapan öğrenciler sürekli olay çıkaran "teröristler" olarak lanse ediliyor.

Türkiye'de birçok öğrenci harç parasını ödemek için çalışmak zorunda. Oldukça yüksek olan harç paralarına karşı protesto eden öğrenciler polisin şiddetli müdahalelerine maruz kalırken bir taraftan da bu tür dizi ve programlarla birlikte kamuoyuna "asi genç", "düzen bozan", "etrafa zarar veren" kişiler şeklinde lanse ediliyor. Ve gençlere ince mesajlar veriliyor: Bu işlere bulaşmayın!
(soL - Haber Merkezi)

STAR ve KANAL 24'E YENİ PATRON




Tamince AKP iktidarı sayesinde 10 yılda 12 otel sahibi oldu.

Bir süredir Star TV ve Kanal 24'ün sahibi Ethem Sancak'la ortaklık üzerine görüştüğü bilinen Fettah Tamince sonunda medya patronluğu için imzasını attı.

Rixos oteller zincirinin sahibi turizmci Fettah Tamince Star Medya Yayıncılık, STR Medya Ajansı, Star Matbaacılık ve Dinamik Radyo TV'nin en büyük hissedarı oldu. Hisse satışı 4,5 ve 6 Kasım Ticari Sicil Kayıtları'na yansımasına rağmen künyede henüz ismi bulunmayan Tamince, künyede isminin geçmesiyle ilgili olarak "Henüz erken" dedi. Adı geçen yayın organlarında yüzde 50'nin üzerinde payı bulunan Tamince, Ethem Sancak ile bundan sonra nasıl bir yayın politikası izleyecekleri üzerine görüşme yaptıklarını belirtti.

Halıcılıktan turizm patronluğuna hızlı bir yükseliş yağan Tamince medyayı öğrenmeye çalıştığını belirtti. Tamince yaptığı açıklamada medya ve patronluk ilişkisine dair şunları söyledi: "Bana tamamen yabancı bir iş, halen öğrenmeye çalışıyorum. Ancak medya patronluğu ile otel patronluğu farklı değil. Nihayetinde bir ticaret, bir iş yapılıyor."

Star gazetesi ve Kanal 24’ün hisselerini Tamince'ye satan Ethem Sancak, medyadaki en büyük Fethullahçı girişime imza atmış oldu. Fethullah Gülen cemaatinin parlayan isimlerinden olan patron Tamince, 10 yılda 12 otel açarak kendi alanında bir rekorun sahibi. Kimi 7 yıldızlı olan bu otellerden normal koşullarda bu kadar hızlı dönüş alması mümkün olmayan Tamince’nin, cemaat paralarının aklanmasında önemli bir pozisyona sahip olduğu iddia ediliyor.

(soL - Haber Merkezi)

13 Kasım 2009 Cuma

DOMUZ GRİBİ YAYILIYOR


Domuz gribi salgınında 20 kişi daha hayatını kaybetti. Sağlık bakanlığının gün içerisinde yaptığı açıklama şöyle:

Pandemik grip nedeniyle çeşitli illerimizde 20 vatandaşımız daha maalesef hayatını kaybetmiştir. Bu vefatlarla beraber Pandemik gripten kaybedilen vatandaşlarımızın sayısı 60 olmuştur.

Halen pandemik grip sebebiyle hastanelerde yatan hasta sayısı 202’dir. Bunların 40’ının takip ve tedavisi yoğun bakımlarda sürdürülmektedir. 11 hasta solunum cihazına bağlı olarak takip edilmektedir.

Aşılama çalışmalarının başlamasından bu yana hacı adayları ve sağlık çalışanlarından (güvenlik ve temizlik hizmetlerinde çalışan sözleşmeli personel, idari işlerde çalışan personel, eczacılar, serbest çalışan diş hekimleri de dahil olmak üzere) tüm sağlık çalışanlarından toplam yaklaşık 250 bin kişi aşılanmıştır. Aşılananlar arasında hayatı tehdit edici ciddi yan etkilere rastlanmamıştır. Sağlık kuruluşlarında çalışan bazı personelin aşılama kapsamına alınmadığına dair yapılan açıklamalar ve haberler gerçeği yansıtmamaktadır.

Çok sayıda vatandaşımızın hastanede, bazı vatandaşlarımızın yoğun bakım ünitelerinde takip edilmesine ve bu hastalarımızın da bir kısmının maalesef hayatını kaybetmesine neden olan pandemik gripten korunmanın bilinen en etkili yolu aşılanmaktır.

16 Kasım 2009 Pazartesi gününden itibaren 6 ay–5 yaş arası çocuklarımızın ve tüm yaş gruplarındaki kronik hastalığı olan vatandaşlarımızın aşılanmalarına tüm illerimizde başlanacaktır.

Kamuoyuna duyurulur.


DOMUZ GRİBİNDEN KORUNMA YOLLARI

Domuz gribine bağlı ölüm sayısı giderek artıyor. Ancak bu konudaki endişeler ölüm sayısından daha da fazla artıyor. Şu sıralar televizyon, radyo ve basın organlarının çoğunda domuz gribi konuşuluyor. Çoğu kimse bu griple ilgili detayları bilmiyor ama en azından sadece endişe etmenin dışında da bu hastalıktan korunmak için yapabileceğiniz bazı şeyler var.

Düzenli, uyku!
Bu gribi kontrol edemeyeceğinizi kabul edin.
Ne sıklıkta ve nasıl yayıldığını kontrol edemezsiniz. Stres bağışıklık sisteminizi zayıflatır ve bu da grip gibi birçok hastalığa davetiye çıkartır.

Ellerinizi yıkayın!
Biriyle tokalaştığınız zaman ellerinizi yıkayın. Her hangi bir şeye temas ettiğiniz zaman ellerinizi yıkayın. Özellikle yemekten önce ve sonra ellerinizi sabunla yıkayın.

Öksüren insanlardan uzak durun.
Eğer bir hastanede veya sürekli öksüren insanların bulunduğu bir ortamda çalışıyorsanız, doktorunuzla görüşüp soğuk algınlığı ve gribe karşı bir ilaç yazmasını isteyin.

Kalabalıklarda ve uçaklarda dikkatli olun.
Toplu taşıma araçlarında dikkatli olun. Bu tür mekanlar yüksek grip riski taşır.

Bağışıklık sisteminizi güçlendirin.
Her gün en az yedi buçuk veya sekiz saat uyuyun. Her gün bir kadehten fazla alkollü içki içmeyin. Her gün multivitamin ve D-3 vitamini alın. Tuzlu olmamak kaydıyla tavuk suyu çorba için.

Çantanızda her zaman alkollü ıslak mendil taşıyın.
Sadece elleriniz mikrop taşımaz. Hanımlar, çantalarınızın da temiz olmasına özen gösterin.

18 Ekim 2009 Pazar

MİZAHHABER HEM GÜLDÜRÜYOR HEM DE DÜŞÜNDÜRÜYOR!

17 Ekim 2009 Cumartesi

BİROL ÇÜN ÇİZİYOR

Birol Çün arkadaşımızın MİZAHHABER'e ilettiği karikatürdeki gibi MEDYANIN SOYağacı artık SOYTARILIKTAN ibaret bu ülkede...

VAHİT AKÇA ÇİZİYOR

Malum, yıllardır dünyanın baş jandarmalığını yapan, pek çok coğrafyanın anasını belleyen bir ülkenin başkanı NOBEL BARIŞ ÖDÜLÜ aldı geçenlerde... Acaba "Senden öncekiler yaptı canım, sen daha pek birşey yapamadın" diyerek mi verdiler ona bu ödülü?.. Son yıllarda karikatür yarışmalarında pek çok sıradan, pek çok kötü ya da benzer esprinin birinci olduğunu ya da ödül aldığını görüp tartışıyoruz ya, bu Nobel Ödülü bizce tüm bu tartışmaların midesine oturmuştur...Eğer Dünya Barışı için daha elini bir taşın altına bile koymayan Obama'ya Nobel Barış Ödülü verilebiliyorsa dünyada barışın ne halde olduğunu varın siz düşünün... Bitmiş bu barış kardeşim bitmiş... Yediler zeytin dallı, güvercin kuşlu şu canım barışı... Obama'nın ABD adına barış ödülü aldığı bir dünyada bu arada, hala zeytin dallı, güvercinli karikatürler çizsin bakalım dünya karikatürcüleri... Oooof of!..

16 Ekim 2009 Cuma

AKDAĞ SAYDUT ÇİZİYOR

Akdağ Saydut arkadaşımız yolladığı karikatürün altına şu notu düşmüş: "Dünya Sağlık Örgütü Domuz Gribi Alarmı Verdi. Ama domuz gribi aşısını da gelişmekte olan ülkelerde deneyecekler galiba. Bu işin içinde bir domuzluk olmalı..." Şaşırmadık... Deneyecekleri ülkelerin başında TÜRKİYE olmalı!.. Ne de olsa; hiçbir şeye gıkı çıkmaz cahil halkını "KOBAY FARELER" gibi görenlerin ülkesi burası...

http://mizahhaber.blogspot.com/

5 Ekim 2009 Pazartesi

ATM SOYGUNU BAŞLADI


Ortak ATM uygulamasına geçilmesiyle birlikte, bankacılık sektörü 'paradan para kazanma' yolunda yeni bir kazanç kapısı daha açtı. Bu uygulama ile her banka para çekmeden en az 3 lira ek ücret alırken, bakiye sorgulama bile paralı oldu.


Türkiye'de “Paradan para kazanma” deyimini en iyi bankacılık sektörü başarıyor. 1 Ekim 2009 tarihinden itibaren tüm yurt sathında bankalar arasında ortak ATM uygulamasına geçilmesiyle birlikte, sektör “paradan para kazanma”da yeni bir kazanç kapısı kendine yarattı.


1 EKİM'DE BAŞLADI

ATM hizmeti veren tüm bankaları kapsayan 'Ortak ATM Sistemi' 1 Ekim'de başladı. Sistemin şu andaki eksiği ise bankaların bu işlem karşılığında alacağı ücretlerin birbirinden farklı olmasında yatıyor. Tüketici hangi bankaya ait olursa olsun en yakın ATM'den para çekebilecek. Daha önce 'Altın Nokta' ve 'Ortak Nokta' gibi kısmi uygulamalar vardı.


KAFALAR ÇOK KARIŞIK

Ortak ATM uygulaması getirdiği avantajların yanısıra, başka banka ATM'sinden yapılan işlemler üzerinden ücret alınıp alınmayacağı kafaları karıştırıyor. Çünkü yabancı bankadan para çekmenin bir bedeli olacak. Banka kart sahibi müşterisinden ne kadar komisyon alınacağına hükmederse, yabancı bankanın ATM'sini kullanmanın bedeli o kadar olacak. Banka istemezse bu hizmet karşılığında ücret talebinde bulunmayabilecek.


ORTAK ATM NELER GETİRECEK?

Bunların yanı sıra bu uygulama ile birlikte şöyle değişiklikler de olacak: “Banka kartına uygun ATM arama derdi ortadan kalkacak. İhtiyaç sırasında başka bankaya ait herhangi bir ATM'den para çekilebilecek. Seyahatlerde ATM bulamama ihtimali ortadan kalkacak, nakit taşıma riskinin alınmasına gerek kalmayacak. En yakın ATM'ye cep telefonları ya da internet üzerinden ulaşılabilecek. Verimlilikteki fark ekonomiye yaklaşık 300 milyon dolar katkı sağlayacak. Piyasada sirkülasyondaki para hacmi artacak, nakit dolaşımı hızlanacak.”


En fazla kamu vuracak

Özel bankalar net ücret belirlerken kamu kesimi ise sabit ücretin yanı sıra çekilen tutardan yüzde ek ücret alacak. Buna göre, ortak ATM uygulamasına geçilmeden önce bir başka bankada hesabı olan mudiden kendi ATM'sinden nakit çekim ya da bakiye sorma işleminde hiçbir ücret almayan Ziraat Bankası, şimdi nakit çekim tutarının yüzde 1'i oranında komisyon alacak. İlave olarak da her çekimde 0,75 lira işlem ücreti ekleyecek. Eğer, bakiye de sorulursa işlem sırasında 0,20 lira da bakiye sorma ücreti alacak. Vakıfbank ise nakit çekimlerde hiçbir oran koymadan işlem başına 4,5 lira işlem ücreti alacak. Vakıfbank, “Bakiye Görüntüleme” işlemi için işlem başına 1 TL, komisyon bedeli yansıtacak. Buna göre, Vakıfbank ATM'sinden 10 lira çektiğiniz zaman da 100 çektiğiniz zaman da 4,5 lira nakit çekim ücreti ödenecek. Halk Bank ise “Bakiye Görüntüleme” işlemi için 25 Kr alacak. Banka, “Para Çekme” işleminde çekilen tutarın yüzde 1,25'i uygulayacak ayrıca da 1,25 lira her işlemde sabit servis ücreti tahsil edecek.


Sorumluluğu hiç kimse üstlenmedi

BDDK, bankaların bu işlemlere ilişkin ne kadar alınacağına dair bilginin kendilerinde olmadığını belirterek, bunu BKM'nin belirlediğini söyledi. Sistemin altyapısı için 2 yıl çalışan Bankalararası Kart Merkezi (BKM) Genel Müdürü Sertaç Özinal, başka bankanın ATM'sinde işlem yapıldığında ücret ödeneceğini açıklamıştı. BKM yetkilileri de konuya ilişkin, ortak ATM kullanımının tüketiciye maliyetinin kartı veren banka ile müşteri arasında belirleneceğini ifade etti. Özinal, “Banka, ücretlendirme politikası kart sahiplerinden belirli ücret talep edecektir veya etmeyecektir” dedi.

2 Ekim 2009 Cuma

TÜRK KADINININ CİNSEL FANTEZİLERİ KİTAP OLDU

Gazeteci Yasemin Candemir, gazete ilanı yoluyla ulaştığı kadınların fantezilerini bir kitapta topladı. "Düş Sandığım: Sahibinden Cinsel Fanteziler!" Türk kadınlarının yatak odalarına sızıyor ve yorganı hafifçe aralıyor.

DÜŞ SANDIĞIM: SAHİBİNDEN CİNSEL FANTEZİLER!


Cinsellik, toplum olarak dilimizden düşmeyen konulardan biri. Bütün konuşmalarımızda, ucundan kıyısından da olsa –üstelik çoğu zaman şaka yollu- cinselliğe değinmezsek rahat etmeyiz. Bunda şaşılacak bir şey olmadığı söylenebilir elbette. Gel gelelim, çoğu zaman “başka birilerinin” cinselliğidir söz konusu olan. Kendi cinsel dünyamıza sıra gelince… Bu başka konudur işte. Bu bahsi sükût ile geçeriz. O halde toplumsal bir ikiyüzlülükten söz açmak ağır mı kaçar? Daha birkaç gün önce, bir bakan, televizyonlarda baş tacı edilen yerli dizilerden bazılarının şifreli yayınlanmasının daha iyi olabileceğini söylemişti. Bu dizilerin yurt çapında izlenme oranlarının ne kadar yüksek olduğunu düşünürsek, ikiyüzlü nitelemesinin belki de hafif geleceğini ileri sürebiliriz. Düş Sandığım, işte böyle bir ülkenin kadınlarına söz hakkı tanıyor…


Gazeteci Yasemin Candemir’in, bir gazetede yayınladığı ilanın ürünü olan bu kitapta, Türk kadınlarının cinsel fantezilerini okuyacaksınız. Yani Türk kadınları bu defa mutfaklarını değil, yatak odalarını açıyorlar. Hatta zihinlerinin arka odalarını… Hasbelkader içinde yaşadığımız halde bilmediğimiz bir coğrafya bu. Teşhircilikten tutun da grup sekse kadar, belki birilerinin “Bizde de böyle şeyler var mıymış?” diyeceği bu gündüz düşleri, okuyanları şaşırtacak gibi.

Fantezilerin ara sıcaklar gibi servis edildiği kitabın önsözü ve sonsözü, Prof. Dr. Ali Akay ile Cem Mumcu’ya ait. Her ikisi de, kendi perspektiflerinden, fantezilerin nasıl yorumlanacağına değiniyor ve şimdiden, değişik yorum katmanlarına dikkat çekiyorlar.

Kimileri için bu kitap toplumsal bir olgu olarak cinselliği anlama araçlarından biri. Ne olursa olsun, Türk kadınlarının fantezi dünyasına dair, üzerine konuşulabilecek metinler var artık elimizde. Siz sayfaları çevire durun, yakında erkeklere de sıra gelecek…

****

Candemir, kendi tasarısı olarak şekillenen ve editörlüğünü yaptığı kitapta gazete ilanı yoluyla ulaştığı kadınların fantezilerine yer veriyor.

“Belgesel bir kitap için fantezilerinizi gönderin. Yayınlanan fantezilere telif ödenecektir. ‘kitapben@gmail.com’...” ilanına gelen yanıtlarla oluşan kitap için, Candemir’in çağrısına kadınlardan ilgi çekici yanıtlar geliyor.

Kitabın önsözünü hazırlayan Prof. Dr. Ali Akay, “Cinselliği bir yabancı gibi değil ama tam da içinde olmak istedikleri şekilde veya yaşadıklarını aktararak yazı diline dökmeleri, gelen fantezilerin en dikkat çekici yanlarından biri...” derken, kitabın son sözünü hazırlayan psikiyatr Cem Mumcu da kitaba farklı bir açıdan yaklaşıyor:

“Trend diye sıfır beden Fashion TV kızlarını kolunuza takmak hoşunuza gidebilir; toplumsal statü olarak erkekliğinizi bir süre okşayabilir ama beyninizin yatağında, kendi kendinize üç ve bir’i eğer başka bir hayalle ve başka bir biçimde çarpıştırıyorsanız ‘in’ olan sizi kesmez.”


KİTAPTAN BÖLÜMLER

"Mastürbasyon yapmak için odanın her yanını aradım ama bir şey bulamadım. En son, buzdolabında kalan muz gözüme ilişti. Küvete muzla beraber girdim..."

-Mine-

"Porno filmlerdeki kadınlar gibiydim. Kendimi zaten bir parça onlar gibi hissediyor ve bu hissi seviyordum..."

-Zehra-

"Fantezilerinizi gönderin diyorsunuz. Bunları yapabileceğimiz bir erkek yok ki, içimizden gelip de güzel güzel yazalım."

-Özlem-

"Fanteziler mutlu kadınların işi..."

-Tülay-

"Beni heyecanlandıran şey, izlenme duygusu. Daha açık söylersek, dikizlenmek. Birinin sevişirken bizi seyrettiği düşüncesi bile çıldırtmaya yetiyor..."

-Hülya-

"Geçen arkadaşım söyledi, fantezilere para veriyormuşsunuz. Benim fantezim Şükrü. Kitabı alırsa bunu da okur..."

-Hicran-

"Galiba Türk kadınlarının yatak odalarına sızmayı başarmıştım ve yorganı hafifçe aralıyordum."

-Yasemin Candemir-



Yasemin Candemir

Marmara Üniversitesi İletişm Fakültesi Gazetecilik Bölümü'nden mezun oldu. Gazeteciliğe 1994'te Intermedya Ekonomi Dergisi'nde başladı. Ardından Yeni Yüzyıl gazetesinde muhabir oldu. Daha sonra Hürriyet dergi Grubu tarafından yayınlanan Max Dergisi'nde editörlük ve haber müdürlüğü yaptı. Bunu Tempo dergisinde köşe yazarlığı ve muhabirlik izledi. Halen Habertürk gazetesi hafta sonu eklerinde muhabirlik yapıyor. Evli bir oğlu var.


http://www.medyatava.com/haber.asp?id=57977

17 Ağustos 2009 Pazartesi

BÜYÜK YALAN



73 yıl sonra ortaya çıkan büyük yalan

1936 Berlin Olimpiyatları'nda "Hitler'in düşüşü" olarak gösterilen olayın perde arkası aslında bambaşkaymış!


BERLİN - Berlin'de yapılan 1936 olimp
iyatları, Alman ırkının gücünü tüm dünyaya gösterilmesi açısında Nazi lideri Adolf Hitler ve Nazi Almanyası içinbüyük bir fırsat olarak görülüyordu.

Ancak, 100 metre koşu yarışmasında, alman atletler Amerika'dan gelen bir çiftçinin oğlu olan siyahi Jesse Owens'a yenilince hayaller suya düştü. Yarışı tribünden izleyen Hitler'in tribünü derhal terkettiği yazılıp çizildi. Tüm dünya basını bu olayı, "Hitler'in düşüşü" olarak niteledi.

Emekli Alman spor muhabiri Siegfried Mischner ise olayın bambaşka olduğunu söylüyor. Mischner, ertesi gün Owens'ın tüm gazetecileri yanına çağırdığını, kendilerine "Hitler yarışmadan sonra geldi ve beni tebrik etti. El sıkıştık. Fotoğraf bile çektirdik" diyerek fotoğrafı gösterdiğini söyledi. Nazi liderin Adolf Hitler'in gerçekte 1936 Berlin Olimpiyatları'nda 100 metrede birinci gelerek dört altın madalyasından ilkini alan ve Alman rakibini geçen siyah atlet Jesse Owens ile el sıkıştığını söyledi.


FOTOĞRAFI CÜZDANINDA TAŞIYORDU
Mischner, Owens'ın Hitler stadyumu terk etmeden önce gerçekleşen bu tokalaşmanın fotoğrafını sürekli cüzdanında taşıdığını da söyledi. Gazetelerin, Hitler'in kendisine yönelik tutumu hakkında 'adil davranmadığını' düşünen Owens, o zaman gazetecilik yapan Minscher'e fotoğrafı göstermiş ve "Bu benim yaşadığım en güzel anlardan biriydi" demiş.

Tokalaşma şeref tirübünün arkasında gerçekleştiği için dünya basının yakalayamadığını söyleyen Minscher, "Savaş sonrası Almanya genelinde hakim görüş Hitler'in Owens'ı önemsemediği yönündeydi. Bu yüzden fotoğrafı yayınlamamaya karar verdik. Konsensüs Hitler'in Owens ile olan olayda bu şekilde olumsuz resmedilmesi yönündeydi" diyen Minscher, Owens dahil diğer tüm tanıklar öldüğü için bunu doğrulayacak kimse olmadığını belirtiyor. 1980'de 66 yaşında hayatını kaybeden Owens, Berlin'de 100 metrede, uzun atlamada, 200 metrede ve bayrak yarışında dört altın madalya kazandı.

(DIŞ HABERLER / GAZETEPORT)

13 Ağustos 2009 Perşembe

BÜLENT ARINÇ'IN OĞLUNA TOBB'DAN KIYAK


Binlerce üniversite mezunu işsiz geziyor. Arınç'ın Temmuz ayında mezun olan oğlu TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu'nun danışmanı oldu.


Henüz temmuz ayında üniversiteden mezun oldu. Ama özellikle de kriz döneminde binlerce gencin yaptığı gibi iş bulmak için aylarca beklemesi gerekmedi. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın oğlu Ahmet Mücahit Arınç, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği bünyesindeki TEPAV'da siyaset danışmanı kadrosuna alındı. Arınç, İçişleri Bakanı Beşir Atalay'dan Kürt açılımını dinleyen TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu'nun danışman kadrosunda yer aldı...


Milliyet'in haberine göre; Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın oğlu Ahmet Mücahit... O Türkiye'de, özellikle de bu kriz ortamında şanslı gençlerden biri. Henüz temmuz ayının başında üniversiteden mezun oldu, İstanbul Bilgi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi'nden...

Ve aradan sadece bir ay geçti. Tam da türkiye'nin işsizlikte rekor üstüne rekor kırdığı günlerde. Üniversite mezunlarının iş bulmak için aylardır beklediği bir dönemde. O hiç sıkıntı çekmedi. Çünkü mezun olur olmaz iş buldu. Üstelik de sıradan bir iş değil...

Ne iş yaptığı İçişleri Bakanı Beşir Atalay Kürt açılımını anlatmak için Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği'ne gittiğinde anlaşıldı. TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu'nun danışmanlarıyla katıldığı o görüşmede, o danışmanların arasında genç bir yüz dikkat çekti: Mücahit Arınç...

Arınç'ın TOBB bünyesindeki kuruluşlardan TEPAV'da çalıştığı anlaşıldı. TEPAV Direktörü Güven Sak ile birlikte... Tüm Türkiye'nin dikkatle izlediği o görüşmeye Başkan Hisarcıklıoğlu'nun siyasi meselelerdeki danışmanlarıyla birlikte katıldı.

Görüşme sonrasında kameralar kendisini farkedince rahatsız oldu Mücahit Arınç. "Bülent Arınç'ın oğlu musunuz?" sorusuna yanıt vermedi. Yanıt yerine merdivenlerden hızla yukarı çıktı, TOBB başkanının makam odasınının olduğu kata...

Peki Mücahit Arınç TEPAV'da işe nasıl girdi? TEPAV elemanlarını sınavla işe almıyor, personel yapılan mülakatlar sonrasında belirleniyor. Maaşlarda ise net bir kriter yok... Ücret yaş, eğitim ve tecrübeye göre belirleniyor.

Bu Mücahit Arınç'ın kameralara ilk yansıyan görüntüleri değil... Arınç, mezuniyet töreninde başı açık sözlüsü nedeniyle de haber konusu olmuştu. Gazetelerin köşe yazarları arasında "Türbanlı kızlarla kim evlenecek?" tartışması başlatmıştı

1 Ağustos 2009 Cumartesi

3G SEKS PATLAMASINA NEDEN OLACAK


Telefonlar yaygınlaşınca 900’lü numaralar çıkmıştı! Bu sefer de 3G’li sanal seks servisleri başlayacak.

Jupiter Research'ün araştırmalarına göre 2012 yılında erotik veya porno içerikli mobil video sohbet pazarının 1.5 milyar doları bulması bekleniyor.


Bu haberi ahlaki yönden değerlendirmeyin çünkü internet üzerinde yetişkin içerik uzun yıllardır bir iş kolu olarak kabul ediliyor. Dünya çapında vergisi verilen, yasalara ve denetime tabi bir iş kolu, bir endüstri. Her piyasa gibi talep ve arz üzerine kurulu bu alanın da geleceğine ilişkin ciddi ölçümler yapılıyor. Çünkü bahsi geçen rakamlar çok ciddi, milyar dolar seviyesinde!


GÖRÜNTÜLÜ SANAL SEKS

Bir zamanların 900'lü hatları gibi büyük patlama yapması beklenen sektörde görüntülü sanal seks pazarlanacak. 3G mevcut pazarın yüzde 25'ine ulaştığında servis sağlayıcılar da bu tür chat hizmetlerinden büyük paralar kazanabilecek.


2012 yılında, yetişkinlere hitap eden porno türü içerik içeriğin toplamı içerisinde, görüntülü erotik sohbet gibi mobil hizmetlerin üçte bir orana erişmesi bekleniyor. Geçen yılki oranın yüzde 8 olduğu düşünülürse inanılmaz bir büyüme yaşanacağı anlaşılıyor.


BEKLENTİLER BÜYÜK

Araştırmaya göre Batı Avrupa mobil yetişkin hizmetleri için en büyük bölgesel pazar olmayı sürdürecek. 2012 yılında Batı Avrupa'da bu sektörün boyutu 453 milyon dolar olacak. Rus hayat kadınlarına yılda 100 milyon dolar harcayan Türkiye'de ise bu pazarın boyutu ne olacak henüz bilinmiyor ve yayınlanmış ciddi bir araştırma da yok.

Cemaat Geldi Havuzlar 'Süs Havuzu' Oldu!

Cemaat geldi havuzlar 'süs havuzu' oldu


İhlas Holding'in Kumburgaz'da yaptığı lüks villa sitesi Güzelşehir'de mahkemelere taşınan bir havuz davası yaşanıyor.

Müşterilerine 'havuzlu' diye satılan, tanıtım broşürlerinde de 'yarı olimpik havuzlu' diye görünen sitenin havuzu kapatılınca bazı konut sahipleri yönetimin kapısına dayandı. “Biz burayı havuzlu diye aldık, neden kapattınız?” dediler. Yönetimden çözüm bulamayınca da avukat tutarak konuyu mahkemeye taşıdılar. Önümüzdeki günlerde sitede keşif yapılacak.


Cübbeli Ahmet Hoca’nın da eşi Mine Ünlü üzerine kayıtlı bir villası bulunan Güzelşehir sitesinde, oturuma açıldığında faaliyette olan havuz, muhafazakâr sakinleri arttıkça tartışma konusuna dönüştü. Yönetim yüzme havuzunu kapatarak, ‘süs havuzuna’ dönüştürdü. Duruma itiraz eden bazı site sakinleri avukat tutarak dava açtılar.

Güzelşehir’de satışlar 2000 yılında inşaatla birlikte başladı. Ancak 2001 krizinde projenin sahibi İhlas Holding sıkıntıya düşünce 2004’e kadar ciddi bir ilerleme olmadı. İnşaat da satışlar da 2004 yılından sonra hızlandı. Sitenin pazarlaması maket ve tanıtım broşürleri üzerinden yapıldı. Hem alıcılara gösterilen maketlerde hem de basılı bütün tanıtım broşürlerinde ‘yarı olimpik havuz’ vardı.

Yönetim Konak’a geçti
Güzelşehir’in yapımı sürerken İhlas Holding, projeyi Sunny Elektronik’in sahibi Hayrettin Atmaca ile daha önce İhlas grubunda çalışan Halil Şeker’in ortaklığı olan Konak İnşaat’a devretti. Güzelşehir’de ilk villalar 2005 yılında yeni sahipleri döneminde teslim edilmeye başlandı.
Bu tarihte sitenin merkezinde bulunan yarı olimpik havuz da faaliyete açıldı ve yaklaşık bir yıl boyunca site sakinleri bu havuzdan yararlandı. Ancak yönetim daha sonra havuzu yüzmeye kapatarak süs havuzuna çevirdi. Şaşkına dönen site sakinleri havuzun yeniden açılması için yönetime başvurdu.
Yönetim, ‘Burası yüzmeye müsait değil’ yanıtını verince, konuyu sitenin genel kurulunda çözmek istediler. Ancak gerginlik dolayısıyla jandarma çağrılarak yapılan genel kuruldan yönetimin kararı doğrultusunda sonuç çıktı. Dava açan sakinler, “İhlas Holding çalışanları vekâlet alarak genel kurula girdi ve baskı oluşturdular” iddiasında.

Sitenin dışını gösterdiler: ‘Alın size havuz’ dediler
‘Havuzumuzu isteriz’ diyen site sakinlerini ikna edemeyen şirket yönetimi, belediye ile anlaşarak sitenin dışında havuz yaptı. Ancak sitenin dışında olduğu ve belediyeye ait alan üzerinde yapıldığı için bu havuz herkese açık durumda.
Davacıların avukatı Nimet Özkan, bu konuda şunları söyledi: “Şimdi, ‘Size havuz yaptık daha ne istiyorsunuz’ diye soruyorlar. Havuz sitenin dışında. 70 milyona açık. Belediye Başkanı Hüseyin Çorbacıoğlu’nun giderayak yaptığı bir uygulama. İnsanlar kandırıldı. Yeni havuzu yapmış olması içerdekini kapatma hakkını vermiyor. Sitenin kapalı bölümündeki havuzlarda harem-selamlık uygulaması var. ‘Sağlık-sıhhat açısından’ gerekli diyorlar. Burası şehirden uzak. İnsanlar aileleriyle birlikte vakit geçirmek istiyorlar. Onlar izole bir yaşam alanı yaratmaya çalışıyor.”
İhlas Holding’in sahibi Enver Ören’in de evi olduğu belirtilen sitede villa fiyatları 400 bin liradan başlıyor, 1.3 milyona kadar çıkıyor. Sitede 721 villa var. 600’ü oturuma hazır. 400’ünde oturuluyor.

Villası eşinin üzerine
İstanbul Acarkent’te yüzme havuzlu lüks villada oturduğu bilinen ve “Yüzme, okçuluk ve ata binmek sünnettir. Özellikle peygamber efendimiz, Hz. Ebubekir ile havuzda yüzmüşlerdir. Dolayısıyla hem havuz hem yüzmek büyük sünnettir” diyen Cübbeli Ahmet Hoca da sitede sık sık görülüyor. Çünkü burda ilk eşi Mine Ünlü’nün üzerine kayıtlı bir villası bulunuyor.

Radikal

26 Temmuz 2009 Pazar

TOPLAYIN ŞU ZİBİDİLERİ!


Yaygın inanışa göre, eski sosyalist ülkelerde gençlerin Batı müziği dinlemesi bile yasaktı ve Küba’da bugün de öyle... Bunu birilerinden duyup başkalarına anlatanlar, bu kadar baskıcı bir ülkede yaşamadıkları için şükrediyor... Gerçekten de, şükredilecek bir halimiz mi var? Yoksa, sosyalist ülkeler hakkındaki yalanlar, AKP eliyle birer gerçekliğe mi dönüştürülüyor?


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, AKP’nin Ankara 3. Olağan İl Kongresi’nde yaptığı konuşmada, 18 Temmuz günü İstanbul Harbiye Kongre Vadisi inşaatını görmeye giderken yolda gördüğü gençler hakkında şunları söylemişti:
“Dün o tesisleri incelemeye gittiğimde maalesef gençliğimizin bir bölümünün halini gördüm. Gerçekten üzüntü verici. Bu şekilde sınırsız, kontrolsüz ahlaki erozyonun olduğu yapılanma bizi gerçekten dertlendiriyor.” (http://www.ntvmsnbc.com/id/24984920/)
Başbakan, Unirock Festivali’ne katılmak üzere Maçka’da bulunan gençlerden söz ediyordu. Farklı giyimli, kızlı-erkekli, bira içen, garip hareketler (!) yapan Rock’çı/Metalci gençler, Erdoğan’a göre, “sınırsız ve kontrolsüz” bir ahlaki erozyon içindeydi...
Bugünkü Milliyet gazetesinde çıkan habere göre, o gençlerden bazıları, başbakanın araç konvoyunu “metalci işareti”yle selamladıkları için gözaltına alınıp 21 saat boyunca karakolda tutulmuş. Polis, gözaltına aldığı kişilerden bazılarına disko müziği, birine de Türk sanat müziği dinletmiş! Ardından, kelepçelerle savcının karşısına çıkarılmışlar!
Metalci işareti yapanlardan Yusuf Şengül, gözaltına alınma biçimlerini şöyle anlatmış: “Öğle saatlerinde yer kapmak için konser alanının kapısında toplandık. Elimizde bira kutularıyla oturup bekledik. Rock şarkıcılar şarkı söylerken müziğe uyum sağlayıp hem kafa sallıyor hem de parmaklarımızla metalci işareti yapıyorduk. Bu sırada yoldan konvoy geçtiğini gördük. Ancak kimin geçtiğini hiçbirimiz bilmiyorduk. Konvoydaki arabaların birinin camından kafasını çıkaran bir adam ‘Ne oluyor lan’ diye bağırdı. Biz parmaklarımızı sallamaya devam ediyorduk. 5 dakika sonra gözlüklü, siyah takım elbiseli bir adam yanında polislerle geldi. Eliyle gösterdikleri arabaya zorla bindirildik. ‘Niçin alındık?’, diye sorunca, ‘Emniyette görürsünüz’ dediler.” (http://www.milliyet.com.tr/Siyaset/HaberDetay.aspx?aType=HaberDetay&KategoriID=4&ArticleID=1121281&Date=25.07.2009&b=Konvoya%20metalci%20selami%20verince%20sorgulandilar&ver=89)
21 saat gözaltında tutulan Metalciler, daha sonra, “devlet büyüğüne saygısızlık” iddiasıyla savcının karşısına çıkarılmış: “Hepimiz birden savcının önüne çıktık. Savcı, önce bize siyasi görüşlerimizi sordu. Biz de solcu olduğumuzu CHP’ye oy verdiğimizi söyledik. O da, ‘Başbakan’ı protesto hakkınız var. Ama bunların bir yasal yolu var’ dedi. Sonra, ‘Tamam sizi serbest bırakıyorum’ diye konuştu. Daha sonra çıktık. Bir saat kadar adliyede bekledikten sonra kelepçeleri çıkardılar sonra ayrıldık.”
Şanslıymışlar! Karşılarına AKP’ci bir savcı çıkabilir, gözaltı sürelerini uzattırabilir, hatta tutuklanmalarını isteyebilirdi. AKP’ci bir hakim de onları tutuklatıp üç ay sonrasına duruşma günü verebilirdi.
Türkiye, AKP eliyle, giderek daha karanlık bir ülke haline getirilirken, Küba’nın Rock müziğiyle ilgili yaklaşımı iki gün önceki bir haberimizin konusuydu:
http://www.haberveriyorum.net

DENİZ FENERİ DERNEĞİNE ŞAVŞAT'LILARDAN TEPKİ

Geçen hafta yaşanan sel felaketinden etkilenenlere yardıma geldiğini belirten Deniz Feneri Derneği görevlileri Artvin’in Şavşat ilçesinde tepkiyle karşılandı.

Sefer Selvi'nin 23 Temmuz 2009'da Evrensel'de yayınlanan karikatürü...

22 Temmuz 2009 Çarşamba

Gülen 26 Milyar Dolara Hükmediyor !


Le Monde Diplomatique'ten Türkiye ile Fethullah Gülen hakkında çarpıcı yorum !

Fransız aylık gazete Le Monde Diplomatique, Türkiye'deki bazı kilit pozisyonları Fethullah Gülen hareketinin konrol altında tuttuğunu ve yaklaşık 26 milyar dolara hükmettiğini iddia etti.

LAİK KEMALİST BÜROKRASİ YERİNE...

Bir Alman gazeteci tarafından kaleme alınmış yorum-analizde, Batı'nın İslamcı kesim üzerinden yeni bir derin devlet kadrosu oluşturduğu ima edilerek "Şimdilerde sürekli olarak güçsüzleşen, ülkeyi yönetmekte yetersizliğini kanıtlayan Laik Kemalist bürokrasi yerine, ekonomik olarak neo liberal eğilimli İslamcılar, Batı'nın yeni ajanları olarak hizmet veriyor" yorumu yapıldı.

AMERİKA'NIN SATRANÇ TAHTASI FİGÜRÜ

Dünyada geniş bir coğrafyada, Fransızca'nın dışında 19 dile daha çevirilerek yayınlanan Le Monde Diplomatique gazetesinin Türkçe versiyonunda "Türkiye'de Üçüncü Güç... Amerika'nın Satranç Tahtası Figürü" başlığıyla manşetten verilen yorum-analizde şu görüşlere yer verildi:

"Gülen, Batı'da, liberal ve reform odaklı bir İslamiyetin en önemli temsilcisi olarak kabul ediliyor. Gülen, aralarında Papa II. Jean Paul'ün de bulunduğu Hristiyan ve Yahudi temsilcilerin yer aldığı "zirve toplantılarına" da katıldı. Eski ABD Başkanı Bill Clinton gibi siyasiler ise onu "dostu" olarak nitelendiriyor.

HEDEF DEVLETİN İÇİNDEKİ GÜCÜ ELE GEÇİRMEK

Gülen taraftarlarının Adalet ve Kalkınma Partisi içinde siyasi nüfuz kazanmasının ardından hareketin şimdi de hedefi devlet içindeki gücü ele geçirmektir. Gülen hareketi özellikle de polis ve istihbarat kanadını belirleyici nitelikte bir güç enstrümanı olarak kendine garanti etti.

OKULLAR CIA'NIN CEPHESİ Mİ ?

Türk siyasi eliti, Gülen kurumlarını benzin ve gaz servetleri dolayısıyla oldukça önemli olan Kafkasya bölgesine kültürel ve ekonomik olarak tam anlamıyla nüfuz edilmesi konusunda bir araç olarak görmüyor. FBI'nın eski çalışanı Sibel Edmonds, ‘Öyle görünüyor ki bu okullar, CIA ve US-State Department çalışanları açısından bu bölgede gizli operasyonlar yapabilmek için bir cephe niteliğinde. ABD hükûmeti Türkçülük ve dinin yardımıyla Orta Asya'da etki kazanabilmek için Türkiye'yi yardımcı olarak kullanıyor’ beyanında bulundu.

YENİ OSMANLI

Fethullah Gülen birçok Kemalistin endişe ettiği gibi Ayettullah Humeyni'nin bir Türk versiyonu değil. Gülen için daha ziyade jeopolitik açıdan önemli olan Balkan, Arap Dünyası, Rus sınırı ve Çin Seddi arasındaki bölgede düzenleyici güç konumundaki bir Yeni Osmanlı hegemonya projesi söz konusu.

TÜRKİYE ZİRVEYE ÇIKACAK

Düşünce kuruluşu Stratfor'un kurucusu George Friedman bunun hiç de gerçek dışı bir düşünce olmadığı kanısında. George Friedman kısa bir süre önce yayımlanan 'Gelecek 100 Yıl' adlı kitabında 'İslami dünyanın organize olması durumunda, Türkiye tıpkı 500 yıldır yaptığı gibi zirvede yer alacaktır' cümlesine yer verdi."

HABER3.COM

21 Temmuz 2009 Salı

Türkiye'deki kurumlar ne işe yarıyor?


Münevver Karabulut'un babası Süreyya Karabulut, Başbakan Erdoğan'ın son zamanlarda işlenen cinayetleri de hatırlatarak, "Kendi başına bırakılan ya davulcuya ya zurnacıya" sözlerine tepki gösterdi.

Münevver Karabulut'un babası Süreyya Karabulut, Başbakan Erdoğan'ın AKP'nin Ankara il kongresinde son zamanlarda işlenen cinayetleri de hatırlatarak, "Kendi başına bırakılan ya davulcuya ya zurnacıya" sözlerine tepki göstererek Türkiye'deki kurumların ne işe yaradığını sordu.

Bolu'nun Mengen İlçesi'ne bağlı Kayabaşı Köyü'ndeki kızının mezarını ziyaret eden Süreyya Karabulut, devletin görevinin katilleri bulmak olduğunu söyleyerek Başbakan'ın cinayetlerle ilgili sözlerine tepki gösterdi.

Karabulut "Ben evladımın arkasındayım. Başbakan, Adli Tıp'taki kirli ilişkileri neden düzeltmedi. Benim yavrum gitti. Onun da çocuğu var. Bir ülkenin Başbakanı kalkıp da diyebiliyorsa ki `ya davulcuya ya zurnacıya giderse...' Pekala kurumlar nereye gitti? Adli Tıp'taki rezilliği kepazeliği nasıl görmezlikten gelirsin. Devlet kızımı lekeledi. Leke sürüldü ama temizlendi. Benim kınalı kuzum bitti. Senin vazifen katilleri bulup ortaya çıkartmak. Neden çıkartamıyorsun? Başbakan'dan istediğim şu: Kurumlarını düzeltsin. Kurumları düzelmediği sürece bu ülke düzelmez. Bu ülkenin kurumlarının pırıl pırıl olması lazım. Yoksa insanlar lekeleniyor, zan altında bırakılıyor" dedi.

Tayyip’in serveti = 40 bin çocuğun bakımı


Her dört çocuktan birinin evde doğduğu, saatte beş bebeğin öldüğü, beş çocuktan birinin yetersiz beslendiği için gelişim bozukluğu yaşadığı, okul çağındaki çocukların yüzde 5’inin eğitim hakkına erişemediği Türkiye’de, Başbakan’ın servetiyle 40 bin çocuk tüm temel gereksinimleri karşılanarak bakılabilir.

soL (HABER MERKEZİ) Başbakan Erdoğan, gittiği tüm illerde, yaptığı konuşmalarda “nüfusun korunabilmesi için” üç çocuk yapmanın önemine değinirken, Türkiye’de her dört çocuktan biri evde doğuyor, her geçen saat içinde beş bebek yaşamını kaybediyor. Her beş çocuktan biri yetersiz beslendiği için gelişim bozukluğu yaşıyor. Orta ve yükseköğretim sırasında sistemin öğüttükleri bir yana, her yüz çocuktan beşi hiç okul yüzü görmüyor.

Bu sorunların derinleşmesinde AKP iktidarının sağlık ve eğitim sistemini dönüştürerek hızla paralı hale getirmesinin etkili olduğuna işaret edilirken, araştırmalar özellikle son yıllarda, tablonun daha da kötüye gittiğini yansıtıyor.

SGK’daki değişiklik evde doğumları artıracak
Bebek ve anne ölüm oranlarının Avrupa ülkelerine göre oldukça yüksek olduğu Türkiye’de, her yüz çocuktan 28’inin bir yaşına gelmeden hayatını kaybettiği belirtiliyor. Anne ve çocuk ölümlerinin en önemli nedenlerini hamilelik sırasında ve doğum sonrasında anne ve bebeğin nitelikli sağlık hizmetine erişememesi ile yetersiz beslenme oluşturuyor.

Uzmanlar, bebek ölümlerinin yüzde 75’inin yetersiz beslenmeden kaynaklandığına dikkat çekiyor. Sendikaların 2009 yılı araştırmalarına göre, 0-4 yaş arası bir bebeğin sağlıklı beslenebilmesi için günde yaklaşık 4,7 TL harcanması gerekiyor. Bu durumda, Tayyip Erdoğan’ın 2 milyar dolar civarında olduğu bilinen servetiyle, 437 bin bebek (0-4 yaş arası) ya da 164 bin çocuk (5-16 yaş arası) dengeli ve sağlıklı beslenebilir.

Birinci basamak sağlık hizmetlerine erişimin zorlaştırılmasının anne ve bebek sağlığı açısından önemine dikkat çeken uzmanlar, SGK’nın gerçekleştirdiği bir uygulama değişikliği ile “sosyal güvencesi bulunmayan annelerin doğum giderlerinin kurum tarafından karşılanması” uygulamasına son verilmesinin “evde doğum”ları artıracağının altını çiziyor. Kentlerde yüzde 25, kırda yüzde 50 civarında seyreden yüksek evde doğum oranları, anne ve bebek sağlığını tehdit eden önemli faktörler arasında kabul ediliyor.

Oysa devlet hastanesinde tıbbi donanım ve personel eşliğinde bir doğumun 110 TL olduğu göz önüne alındığında, Tayyip Erdoğan’ın servetiyle yaklaşık 27 milyon 272 bebeğin devlet hastanesinde doğması sağlanabiliyor.

Halk birini okutamazken, Tayyip 60 bin çocuğu okutabilir
Eğitim–Sen tarafından hazırlanan raporda, 2008-2009 öğretim yılında okullaşma oranının önceki yıla göre yaklaşık binde dokuz geriye gittiği ifade ediliyor. Daha fazla velinin ekonomik nedenlerle çocuğunu okula gönderememesi anlamına gelen bu gerilemenin temel nedenleri, emekçilerin yoksullaşmalarına paralel olarak, öğrenci maliyetlerini velilerin sırtına yükleyen yeni düzenlemeler olarak belirtiliyor.

Rapor, ortaokul düzeyinde ise, okul çağındaki nüfusun yaklaşık yüzde 42’sinin “ailelerin yoksulluğu, çalışmak zorunda bırakılmak ve devletin gerekli kaynakları ayırarak yeterli ve zamanında yatırım yapmamasına” bağlı olarak okula devam edemediğini ortaya koyuyor.

Eğitim–Sen tarafından 2009 yılında hazırlanılan rapor, bir çocuğun 17 yıllık eğitim yaşamı boyunca ailesinin 50 bin TL harcadığını ortaya koyuyor. Bu rakamlara eğitim sistemindeki çarpıklıklardan kaynaklanan dershane ve özel ders giderlerinin de dahil edildiği belirtiliyor. Bu rakam baz alındığında, Başbakan’ın mal varlığıyla 60 bin çocuğu ilk okuldan başlayarak lise sona dek tüm masraflarını karşılayarak okutabildiği ortaya çıkıyor.
Eğitim–Sen’in raporu bir öğrencinin devlet açısından maliyetini de yansıtmakta. Verilere göre, ilköğretimden yükseköğretime kadar yapılan tüm eğitim harcamaları açısından bakıldığında Türkiye’de bir öğrenci için yapılan harcama öğrenci başına 1.527 dolar civarında. Bu durumda, Erdoğan, 2 milyar doları ile 1 milyon 300 bin öğrencinin devlete maliyetini karşılayabiliyor.

AKP hükümeti, sağlık ve eğitim hakkını paralı hale getirerek çocukların eğitim hakkını gasp edip, onları açlığa hatta ölüme mahkûm ederken, “üç çocuk” siparişinden geri basmayan başbakanın ısrarlı tutumu emekçilerden çok farklı bir dünyaya ait olduğunu da kanıtlıyor aslında. Halkımız bir çocuğunu sağlıklı besleyip, okutamazken o, tüm gıda, sağlık, eğitim giderleriyle 40 bin tanesine bakabilir…

soL: http://haber.sol.org.tr/devlet-ve-siyaset/tayyip-in-serveti-40-bin-cocugun-bakimi-haberi-15548

18 Temmuz 2009 Cumartesi

Yeni Zamlar Yolda !


Yeni zamlar yolda !
Zam yağmuru aralıksız devam edecek.. Ehliyet, pasaport, benzin, su, şeker derken şimdi yeni zamlar geliyor...

Maliye bürokratları, yılsonunda bütçe açığını 45 milyar lira seviyesinde tutmanın mevcut ayarlamalarla dahi mümkün olamayacağını öngördü ve gelir tarafını artırmak için arayışa girdi.

ASIL HEDEFLER DOLAYLI VERGİLER

Akaryakıta yapılan esaslı zammın ardından şekere de zam yapılırken, asıl hedef yine dolaylı vergiler olarak öne çıktı. Ekonomi yönetimi, geçen yıl başlayan ve giderek etkisini artıran bütçedeki bozulmayı önlemek ve mali disiplini yeniden sağlamak üzere gelir artırıcı tedbirlere devam edecek.

AMAÇ BÜTÇE AÇIĞINI KAPATMAK

Maliye bürokratları, yılsonunda bütçe açığını 45 milyar lira seviyesinde tutmanın mevcut ayarlamalarla dahi mümkün olamayacağını öngördü ve gelir tarafını artırmak için bir kez daha arayışa girdi.

İLK ZAM ÖZEL İLETİŞİM VERGİSİNE

Akaryakıta yapılan esaslı zammın ardından şekere de zam yapılırken, hedefte yine dolaylı vergiler var. İlk düşünülen önlem olarak özel iletişim vergisine zam yapılması planlanıyor.

Özel iletişim vergisi (ÖİV), 1999 depreminden sonra yaraların sarılması için geçici olarak konmuş ancak kalıcı hale gelmişti.

Yüzde 25 olan özel iletişim vergisinin 5 puan daha artırılması ve yüzde 30’a çıkarılması gündemde.

Şayet ÖİV yüzde 30 olarak uygulanırsa cep telefonu ile ayda 50 liralık konuşma yapan bir kişinin vergiler dahil ödeyeceği tutar, yüzde 4’e yakın zamlanacak ve 76.7 liraya çıkacak.

Maliye, 2009 yılında özel iletişim vergisinden 5.2 milyar TL toplamayı öngörmüştü. Ancak ilk gelen veriler bu hedefin biraz altında kalınacağını ortaya koydu. 5 puanlık artışla gelirlerin 6 milyar TL’nin üzerine çıkarılması hedefleniyor. Çıkış harcı tepkisi 23 Mart 2007 tarihine kadar 70 TL olarak uygulanan yurtdışı çıkış harcı 15 TL’ye indirilmiş buna karşılık tüm istisnalar da kaldırılmıştı.

SIRADA YURTDIŞINA ÇIKIŞ HARCI VAR

Maliye’de süren ‘geliri nasıl artırırız’ çalışmaları sırasında yurtdışı çıkış harcı konusu da gündeme geldi.

Yurtdışı çıkış harcının istisna olmaksızın 50 TL’ye yükseltilebileceği konuşuldu.

Maliye Bakanlığı Muhasebat Genel Müdürlüğü verilerine göre, 2009 yılının ilk 3 ayında yurtdışı çıkış harçlarından 9.7 milyon lira gelir elde edildi. Söz konusu gelir 2008’in tamamında 50.1 milyon liraydı. Bu kalemdeki zammın bütçeye yapacağı katkının, çekeceği tepkiye oranla çok az kalacağını düşünen maliye bürokratları şimdilik bu öneriyi rafa kaldırdılar.

MTV'YE DE ZAM GELİYOR

Maliye bürokratlarının gündemindeki bir diğer gelir artırıcı icraat ise motorlu taşıtlar vergisine (MTV) yapılacak ilave zam. Halen 3 yaşına kadar 1.2 cc’lik motora sahip bir binek otomobil 393 TL yıllık harç ödüyor.

Bu tutarın yarısı yani 196.5 lirası Ocak ayında, bir diğer yarısı da şu an içinde bulunduğumuz Temmuz ayında ödeniyor. Söz konusu MTV’ye yüzde 20 zam yapılması gündeme geldi. Maliye bürokratları MTV’ye yapılacak yüzde 20’lik zamma buradan gelecek gelirde en az 550 milyon TL’lik bir artış hesapladılar.

Otomobil satışlarındaki düşüş nedeniyle ciddi gelir kaybı olan Maliye 6 ayda bir ödenen MTV’ye yüzde 20 zam öngörüyor

ELEKTRİK ZAMMI DA YOLDA

Elektrik zammı için sisteme bakacaklar Enerji Bakanı Taner Yıldız, elektrik fiyatlarının artırılıp artırılmayacağına ilişkin, “Şu anda ben de bilmiyorum. Otomatik fiyatlama onu ortaya koyacak” dedi.

MÜSİAD toplantısında konuşan Bakan Yıldız, “Mekanizma işliyor. Zam, siyasi kararın dışında çıplak maliyetle ilgili” dedi.

MALİYE KEMER SIKACAKMIŞ

Reuters’e konuşan bir maliye bürokratı gelir artırıcı önlemlerin yanısıra harcama kısıcı tedbirlerin de gündemde olduğunu söyledi.

Bürokrat Reuters’e, “Şu anda yine gelir artırıcı ve harcama kısımı önlemler üzerinde çalışılıyor. Ancak hareket alanı oldukça sınırlı. Bu yüzden mevcut vergilerde oransal olarak yeni artışlar gündeme gelebilir. Bütçenin gider kalemlerinde bazı kesintiler ve ödenek kaydırmaları da olabilir ” diye konuştu.

HABER3.COM

17 Temmuz 2009 Cuma

Orman kaybetti, Acarkent kazandı


Orman Genel Müdürlüğü'nce Acarkent'teki 1822 gayrimenkulün tapularının iptali istemiyle açılan davada mahkeme, söz konusu alanın niteliğinin yeniden özel orman olarak belirlenmesine karar verdi ancak villaların kat mülkiyeti konusunda da Acarkent lehine karar verdi. Son kararı Yargıtay verecek.

Beykoz 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin salonunun küçük olması dolayısıyla Beykoz Belediyesi Kültür Merkezi'nin 1 No'lu nikah salonunda yapılan duruşmaya, davacı Orman Genel Müdürlüğü Kanlıca İşletme Şefliği avukatları ile bazı davalılar ve davalılara vekaleten 100'e yakın avukat katıldı.

Duruşmada kararı açıklayan Mahkeme Hakimi Salih Kopan, “Beykoz ilçesi Çavuşbaşı 1/2 Pafta, 6 parsel sayılı Saip Molla Çiftliğine konulan özel orman şerhinin kaldırılmasının yok sayılmasına ve yeniden niteliğinin özel orman olarak belirlenmesine hükmedildiğini” bildirdi.

Hakim Kopan, ayrıca “Yüzde 6'lık izin sahası dışında kalan kısma yönelik olarak men'i müdahale, kal ve diğer talepler için açılan davanın husumet nedeniyle reddine ve 6831 sayılı Orman Kanunu'nun 52. maddesine aykırı olarak tapu sicil kayıtlarında özel ormanın tamamı üzerinde kurulan kat mülkiyetine yönelik işlemin iptali için açılan davanın reddine” karar verildiğini açıkladı.

DAVA DİLEKÇESİ

Orman Genel Müdürlüğü Kanlıca İşletme Şefliği Avukatı Elmas Erdem tarafından Beykoz 1. Asliye Hukuk Mahkemesine verilen dava dilekçesinde, Beykoz Çavuşbaşı Beldesi sınırları içerisinde bulunan Saip Molla I Özel Ormanı ile ilgili genel müdürlüğün, Modaköy Şehircilik İşletmeleri A.Ş'ye, 1987 yılında 137 bin 531 metre kare alan için “Ormanda hiçbir ifraz yapmamak, yatay alanın yüzde 6'sından fazla yer işgal etmemek şartı ile izin verdiği” anlatılıyor.

Dilekçede, bu alanda 117 A tipi villa, 835 adet B tipi villa, 500 adet C tipi villa ile sosyal tesisler için izin verildiği belirtiliyor.

Müfettişler tarafından yapılan incelemede, orman alanının tamamı üzerinde kat irtifakı kurulduğu, bilahare bunların kat mülkiyetine dönüştürüldüğü belirtilen dilekçede, “Saip Molla I Özel Ormanı'nda aşım yapılarak tesis edilen kat mülkiyeti tapularının tamamının iptali, yüzde 6'lık izin sahası dışındaki kısımların özel orman vasfı ile tevhit ve tescili, yüzde 6'lık kısım için arsa paylarının yeniden tashihen tescili ve bu kayıtlarda da özel orman vasfının belirtilmesi ile ruhsatı olmayan yapıların kal'i gerekmektedir” deniliyor.

Dilekçede, “orman alanı üzerine kurulu 1822 gayrimenkulün kat mülkiyeti tapularının tamamının iptali, ruhsatı olmayan yapıların ortadan kaldırılması, karar kesinleşinceye kadar taşınmazların iyi niyetli 3. kişilere devir ve temliki ile üzerinde ayni hak tesisinin önlenmesi amacıyla tapu kayıtlarına ihtiyati tedbir konulması” talep ediliyordu.

ŞİMDİ GÖZLER MİMARLAR ODASI'NIN AÇTIĞI DAVADA

Mahkemenin Acarkent lehine verdiği kararın ardından gözler Mimarlar Odası'nın 1402 villa, ikiz kuleler ve ticaret merkezinin iptali için açtığı davaya çevrildi.

16 Temmuz 2009 Perşembe

DEVLETİN MALI DENİZ

Bakana 20 bin dolara villa kiralandı

Bakana 20 bin dolara villa kiralandı
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Dışişleri Konutu'nu boşaltmayınca Dışişleri Bakanı Davutoğlu için 20 bin dolarlık villa kiralandı.

Konutun mülkiyeti bakanlıkta kalacak, bütçesi ise Çankaya Köşkü’ne dahil edilecek. Dışişleri, Davutoğlu için aylık 20 bin dolara Hattatlar’ın villasını kiraladı.

Vatan'dan Hale Gönültaş'ın haberine göre Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün, görev süresinin bitimine kadar ikametgah olarak Dışişleri Konutu’nu kullanacağı kesinleşti. Çankaya Köşkü ile Dışişleri Bakanlığı arasında geçen hafta “Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün görev süresi bitine kadar Dışişleri Konutu’nun Cumhurbaşkanlığı’na ait olmasına” ilişkin geçici protokol imzalandı.

Dışişleri konutu Cumhurbaşkanlığı’nın

Vatan'ın edindiği bilgiye göre Cumhurbaşkanlığı ile Dışişleri Bakanlığı arasındaki protokol geçtiğimiz hafta içerisinde Çankaya Köşkü’nde imzalandı. Söz konusu protokolün imzalanmasını bizzat Cumhurbaşkanı Abdullah Gül istedi.

Protokolü Cumhurbaşkanlığı adına Genel Sekreteri Mustafa İsen; Dışişleri Bakanlığı adına da Müsteşar Ertuğrul Apakan imzaladı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün görev süresinin bitimine kadar geçerli olacak “geçici protokol” gereği, Dışişleri Konutu Cumhurbaşkanlığı’na tahsis edildi. Yine protokol gereği, Dişişleri Konutu’nda çalışan personelin giderleri de Çankaya Köşkü bütçesine dahil edildi. Konutun mülkiyeti ise Dışişleri Bakanlığı’nda kaldı.

Davutoğlu’nun ailesi ile birlikte yerleşeceği konut, temsil düzeyi ve güvenlik boyutu gözetilerek belirlendi. Çankaya’daki Pembe Köşk’ün koruma altında olması nedeniyle tadilatın uzaması üzerine Cumhurbaşkanı Gül’ün buraya taşınması gecikti.

Davutoğlu için yüzme havuzlu villa

Söz konusu protokol, Cumhurbaşkanı Gül’ün, Dışişleri Konutu’ndan Çankaya Köşkü’ne taşınmayacağını da kesinleştirmiş oldu. Çankaya Köşkü’ndeki tadilatın uzaması, Gül’ün 6 yıldır kullandığı Dışişleri Konutu’nda ikamete devam etmeye karar vermesine neden oldu.

Protokolün ardından Dışişleri Bakanlığı, halen bir kamu kuruluşunun misafirhanesinde kalan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu için ikametgah arayışına girdi. Dışişleri Bakanlığı, Kayserili İşadamı Ahmet Hattat’ın Kırlangıç Sokak’taki dört katlı olan ancak kot katlarıyla birlikte 7 katlı olduğu belirtilen yüzme havuzlu ve özel güvenlikli villasını kiraladı. Davutoğlu’nun ailesi ile birlikte yerleşeceği konut, temsil düzeyi ve güvenlik boyutu gözetilerek belirlendi.

Dışişleri Bakanlığı’nın söz konusu villa için ayda 20 bin ABD Doları kira ödeyeceği öğrenildi. Davutoğlu’nun 1 Ağustos tarihinde yeni evine taşınacağı belirtildi. Hattat’ların villadan taşınma faaliyeti de sürüyor. Dün villadan antikalar çıkarıldı. Evlerini Dışişleri Bakanı’na kiraya veren Hattatlar’ın Beysukent’te bir villaya yerleşecekleri bildirildi.

12 Temmuz 2009 Pazar

3G HAKKINDA NELER BİLİYORSUNUZ?


3G'nin hayatımıza katacağı 10 yenilik

30 Temmuzda her cep telefonu dünyaya açılan bir kapı olacak. İşte birkaç yıldır en çok konuşulan gündem maddesi 3G ile ilgili akıllara takılan soruların cevapları...

Turkcell, müşterilerinin ilgisini çekebilmek için www.meraketmiyormusun.com isimli bir sitede ödüllü bir yarışma düzenliyor. Üç operatör de bu yeni teknolojiyle birlikte müşterilerine çok hızlı bir şekilde internete girilebilme imkânı sunacak. Görüntülü konuşma bu sayede hayal olmaktan çıkacak.

İnternetin kesintisiz ve hızlı bir şekilde cep telefonunda kullanılması hayatımızda pek çok şeyi değiştirecek. 3G teknolojisi sadece cep telefonunda değil, dizüstü bilgisayarlarda ve güvenlik kameralarında da kullanılacak. Kısacası her cep telefonu dünyaya açılan bir kapı olacak. Birkaç yıldır en çok konuşulan gündem maddesi 3G ile ilgili akıllara takılan soruların cevabını araştırdık.

Televizyon cebinize girecek

Şebekenizin çektiği her yerde cepten televizyon izleyebileceksiniz. Bu teknoloji sayesinde cebinizdeki görüntüyü televizyonunuza da aktarabiliyor, istediğiniz programı ya da futbol maçını rahatça izleyebiliyorsunuz.

3G ile artık herkes kameraman olacak!

3G teknolojisiyle birlikte istediğiniz bir görüntüyü anında başka bir cep telefonuna ya da televizyona aktarabiliyorsunuz. Hem hızlı hem de kaliteli bir görüntü imkânı sunan 3G teknolojisi sayesinde sıcak bir gelişmeyi binlerce kişiyle paylaşabileceksiniz.

Tıp dünyası, mobil internetle erken teşhis yapacak

Dünya genelinde uygulanan 'teletıp' yöntemi 3G teknolojisiyle Türkiye'de de hayata geçecek. Hastalardan elde edilen veriler ve görüntüler çok hızlı bir şekilde sağlık merkezlerine aktarılacak, görüntü aktarımı sayesinde teşhis ve tedavi süreçleri daha da hızlanacak. Erken müdahale ile hayat kurtarılabilecek.

Mobil iletişim, iş dünyasının yükünü hafifletecek

Mobil iletişim, 3G teknolojisiyle birlikte iş dünyasının yükünü çok hafifleteceğe benziyor. İş dünyasına hız ve verimlilik sağlayan hızlı mobil internet ve mobil e-posta gibi uygulamalar bu yeni teknolojiyle birlikte sosyal ve ticari hayata önemli katkılar sağlayacak. Bankacılık, medya, sanayi, tarım ve ticaret gibi sektörler, hızlı mobil iletişim sayesinde hem zamandan hem de işgücünden tasarruf etmiş olacak.

Öğrenciler kütüphaneye cepten girecek

Uzaktan eğitim uygulamalarıyla birlikte eğitimde fırsat eşitliği sağlanması planlanıyor. Öğrenciler aradıkları bilgi ve görüntülere sadece sabit bir noktadan değil her yerden, her zaman ulaşabilecek. 3G sayesinde, telefonlar eğitimin bir parçası haline gelecek, verimlilik artacak. Öğrenci, elde ettiği verileri arkadaşlarıyla anında paylaşabilecek.

Saat değil, görüntülü cep telefonu!

İlk bakışta şık bir saate benzeyen bu cihaz aslında 3G teknolojisiyle çalışan ve görüntülü konuşma özelliğine sahip bir cep telefonu. Yüksek çözünürlükteki görüntüsü ile yakınlarınızla keyifli bir telefon görüşmesi yapmanıza imkân sağlıyor.

Hayatımıza katacağı 10 yenilik

-Hangi çantayı ya da ayakkabıyı alacağınızı arkadaşınıza görüntülü görüşme sayesinde sorabilirsiniz.
-3G hızı ile web sitelerinin açılma süreleri çok daha kısalacak. Şehir haritalarını rahatlıkla görüntüleyebileceksiniz.
-İşten eve giderken, otobüste, dolmuşta, serviste televizyon seyredebilirsiniz.
-Gezip gördüğünüz yerlerin videosunu anında herkesle paylaşabilirsiniz.
-Cep telefonlarınız çok daha az enerji tüketecek.
-Şehir hatları vapurundayken internete girip gazete okuyabilirsiniz.
-Yeni güvenlik önlemleri sayesinde mobil ticaret çok daha güvenli bir hale gelecek.
-Aile büyüklerine video ile bayram mesajı gönderebilirsiniz.
-Cep telefonunu çok daha aktifi olarak kullanabileceksiniz. Arkadaşlarınıza internet üzerinden kendi müziklerinizi yollayabileceksiniz.

3G teknolojisi nasıl kullanılacak?

İlk aşamada sadece 3G uyumlu bir cep telefonuna sahip olmanız yeterli. Operatörler 3G aboneliği için ek bir ücret talep etmiyor. Ama göz önünde bulundurmanız gereken bir durum var: İnternet hızınız artacağı için cep telefonu üzerinden daha fazla işlem yapacaksınız. Bu da faturalarınıza yansıyacak.

Turkcell, 3G teknolojisine 1500 kişilik bir ekiple hazırlanıyor

3G ihalesinde en yüksek rakamı vererek en geniş bant hakkına sahip olan Turkcell, 30 Temmuz'dan sonra herhangi bir sıkıntı yaşamamak için 1500 kişilik bir ekiple gece gündüz çalışıyor. Turkcell Pazarlamadan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Lale Saral Develioğlu, 81 ilin altyapısını tamamlamak üzere olduklarını söylüyor. Develioğlu, "3G teknolojisi Türkiye'de çok fazla bilinmiyor. Müşterilerin çoğu bu teknolojinin sadece görüntülü görüşme imkânı sağladığını sanıyor. Oysa 3G, hayatımıza hız katacak." diyor.

Vodafone'un 3G altyapısı hazır

Vodafone, uzun bir süredir laboratuvar ortamında aldığı başarılı sonuçları kısa bir süre aboneleriyle paylaştı. Firma, 3G ağı denemelerinde veri indirme hızını 21,1 Mbsp'ye (megabit/saniye) kadar indirdi.



Avea, genç aboneleri müzikle etkileyecek

Dijital müzik pazarına getirdiği yeniliklerle adından söz ettiren Avea, gençlerin dikkatini çekmeye çalışıyor. Cep üzerinden abonelerine lisanslı müzik parçaları satan Avea, 3G teknolojisiyle birlikte çok uzun bir müzik parçasını bile saniyeler içerisinde abonelerinin telefonuyla buluşturacak. Böylelikle şarkıların dinlenmesi, cep telefonuna ve bilgisayara indirilmesi, paylaşılması her zamankinden daha kolay olacak.

Güvenlik kamerası ile evinizi her an izleyin

Bu kamera sayesinde evinizi ya da işyerinizi dışarıdan izleyebiliyorsunuz. İçerisine sim kart takılan kamera, cep telefonundan kumanda ediliyor. Numarayı arayınca güvenlik kamerasının görüntüsü cep telefonunuza yansıyor. Tuşlarla kamerayı sağa ve sola yönlendirebiliyorsunuz.


3G teknolojisi ortalama 70 kat daha hızlı

Müzik ve video gibi içerikleri cep telefonumuza çok kısa sürede yükleyebileceğiz. Ortalama 700 MB'lık bir sinema filmini, bugün yaklaşık 6,5 saatte indirirken 3G teknolojisi ile birkaç dakika içerisinde cep telefonumuzdan izleyebileceğiz.



Mobil gözlük, bilimkurgu filmlerini andırıyor

3G teknolojisine uyumlu mobil gözlük sayesinde cep telefonunuzdaki filmi ya da herhangi bir televizyon programını izleyebiliyorsunuz. Mobil gözlük, ilginç görüntüsüyle adeta bilimkurgu filmlerini andırıyor.