ALO ORMAN YANGINI: 177... ALO ORMAN YANGINI: 177... ALO ORMAN YANGINI: 177... ALO ORMAN YANGINI: 177...

20 Aralık 2011 Salı

AKP HÜKUMETİNİN ELEKTRİK FATURASI OYUNU!



AKP Hükumetinin emrindeki Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) elektrik faturalarında yeni bir düzenlemeye hazırlanıyor. 

ANKARA- Halen elektrik faturaları, 'Perakende satış bedeli, enerji nakil bedeli, TRT payı, Enerji Fonu, Belediye Tüketim Vergisi ve Sayaç Okuma Bedeli' olmak üzere 6 kalemden oluşuyor. 

EPDK, 2012 yılı başından geçerli olmak üzere, faturalardaki söz konusu detayları 'Enerji bedeli, nakil bedeli, vergi ve fonlar' olmak üzere 3 başlık altında toplamayı planlıyor. Böylece, TRT payı, kayıp-kaçak bedeli gibi detaylar faturalarda ayrı ayrı gösterilmeyecek, 'enerji bedeli' adı altında toplanacak. Konu, bugün toplanacak kurulun gündeminde yer alacak.
Kayıp-kaçak ve TRT payının bu yılın şubat ayından itibaren faturalarda detaylı olarak yazılmasıyla kamuoyunda tartışma başlamış ve bazı tüketici dernekleri kayıp-kaçak bedellerinin tüketiciler tarafından ödenmemesi için dava açmıştı.

1 Aralık 2011 Perşembe

GIRGIR, RTE'NİN DERSİM ÖZRÜNÜ SAMİMİ BULMADI


Gırgır AKP'nin dersim özrünü samimi bulmadı


Mizah dergisi Gırgır, iktidar partisinin Alevilere yönelik tavrını kapaktan eleştirdi.
İşet Gırgır'ın o kapağı:

21 Kasım 2011 Pazartesi

BAŞBAKANA GÖRE HÜKUMET VAN'DA BAŞARILI BİR SINAV VERMİŞ!


Depremzedenin naylon barakasında 1 çocuk öldü

21/11/2011 15:33

Van'da depremin ardından kurulan çadırda çıkan yangınında 3 kardeşin hayatını kaybetmesinin ardından, 1 çocuk da yetersiz beslenme, aşırı sıvı kaybı ve soğuk algınlığından hayatını kaybetti.

Depremzedenin naylon barakasında 1 çocuk öldü

Fevzi KIZILKOYUN - Gülay ÖZEK

VAN - Ailesiyle birlikte kurdukları naylon barakada rahatsızlanan 6.5 yaşındaki Öznur Örgün, kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti.

Van Merkez Halilağa Mahallesi’nde oturan Cemil-Pakize Örgün çifti kirada oturdukları müstakil evleri hasar görünce, 6.5 yaşındaki kızları Öznur ve 1 yaşındaki ikiz kızlarıyla birlikte kendi imkanlarıyla kurdukları naylon barakaya geçtiler. Yağmur, kar ve soğuk havaya dayanıksız olan naylon barakada kalan ailenin büyük kızı Öznur, 14 Kasım’da rahatsızlandı. Gece rahatsızlanan Öznur’u ailesi devriye gezen polis otosuylaVan Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırdı. Burada bir gece yoğun bakıma alınan Öznur, bir gün sonra hayatını kaybetti. Öznur Örgün, mahalle mezarlığında toprağa verildi.

AŞIRI SIVI KAYBI VE YETERSİZ BESLENME
Deprem öncesinde ailesi tarafından anaokula gönderilen ancak depremin meydana gelmesiyle okul öncesi eğitimine başlamayan Öznur’un soğuk algınlığı, ishal ve kusma şikayetleriyle hastaneye kaldırıldığı öğrenildi. Öznur’un ölüm nedeni ise yetersiz beslenme, aşırı sıvı kaybı ve soğuk algınlığı olarak açıklandı.

ANNE: HEPİMİZ SOĞUKTAN ÖLECEĞİZ
Kızını soğuk havaya kurban verdiğini ileri süren anne Pakize Örgün, "Depremde ölmedik, canımızı son anda kurtardık. Ancak şimdi soğuktan kızım öldü. Çaresiziz. İkiz kızlarımın da soğuktan öleceğinden korkuyorum. İkisi de rahatsızlandı, hastaneye kaldırdık. Eğer sahip çıkan olmazsa ikiz kızlarım da soğuktan ölecek. Deprem öldürmedi ancak soğuk hava ve yaşadığımız kötü şartlardan ölmekten korkuyorum" dedi.

DEPREM BABAYI DA VURDU
Deprem öncesi çimento fabrikasında işçi olarak çalışan baba Cemil Örgün, depremden sonra fabrikadaki üretim azalması nedeniyle işten çıkartıldı. Şu anda işsiz olan ve hiçbir geliri olmayan baba Cemil Örgün, "Çaresiz. Gidecek yerimiz yok. Ne yapacağımızı bilmiyorum. Bugün kadar bize sahip çıkan olmadı. Kendi imkanlarımızla kurduğumuz bu naylon barakanın altına sığındık. Ama böyle devam ederse hepimiz burada öleceğiz" diye konuştu.(dha)
http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1070204&Date=21.11.2011&CategoryID=77

20 Kasım 2011 Pazar

29 Ekim 2011 Cumartesi

EY TÜRK GENÇLİĞİ!




Ey Türk Gençliği!
Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!


Mustafa Kemal Atatürk
20 Ekim 1927




19 Ekim 2011 Çarşamba

SÖZCÜ MANŞET (19.10.2011)

BESLERSEN TERÖRİSTLERİ, BESLERLER TERÖRİSTLERİNİ!


5 Ekim 2011 Çarşamba

AKP İKTİDARININ BİR TÜRLÜ BİTMEYEN YOLLARI...



Türkiye'nin neredeyse tüm bölgelerindeki yollarda bir türlü bitmeyen Bakım ve onarım çalışmaları nedeniyle ulaşım kontrollü sağlanıyor.

Karayolları Genel Müdürlüğünden yapılan açıklamaya göre, Mekece-Bozüyük yolunun 68-69. kilometreleri arasında yol yapım ve onarım çalışmaları nedeniyle 17 Kasım'a kadar, sağ taşıma yolunda şerit daraltması yapılacağından sürücülerin trafik işaret ve işaretçilerine dikkat etmeleri ve yavaş seyretmeleri gerekiyor.

Mekece-Bozüyük yolunun 52-53. kilometreleri arasında yol yapım ve onarım çalışmaları nedeniyle 31 Ekim'e kadar, sol taşıma yolunda şerit daraltması yapılacağından sürücülerin trafik işaret ve işaretçilerine dikkat etmeleri ve yavaş seyretmeleri gerektiği kaydedildi.
Karacabey-Susurluk yolunun 20-22. kilometreleri arasındaki asfaltlama çalışmaları nedeniyle ulaşım bölünmüş yolun bir bölümünden iki yönlü olarak gerçekleştiriliyor.
Anadolu Otoyolu'nun Mecidiye Köprülü Kavşağı'nda bulunan Altgeçit Köprüsü üst yapı çalışmaları nedeniyle bugünden itibaren 30 Aralık'a kadar, Güney Taşıma Yolu (İstanbul - Ankara yönü) trafiğe kapatılarak, trafik akışı 3 şerit olarak servis yolundan verilecek.
Anadolu Otoyolu'nun Bolu Dağı Tüneli'nde Ankara-İstanbul istikametinde bakım çalışmaları nedeniyle 10 Ekim'e kadar, sağ şerit taşıt trafiğine kapatılarak ulaşım diğer şeritlerden kontrollü olarak sağlanacak.
Anadolu Otoyolu'nun Ankara-Gerede kesimi Kızılcahamam-Çamlıdere Kavşağı arasında üst yapı onarım çalışmaları nedeniyle 24 Ekim'e kadar, Ankara-İstanbul istikameti taşıt trafiğine kapatılarak trafik diğer istikametten iki yönlü ve kontrollü olarak gerçekleştiriliyor.
Havran-Balıkesir yolunun 57. kilometresindeki (Şapçı Rampaları mevkisi) patlatmalı yol yapım çalışmaları nedeniyle Cuma günü 14.00-18.00 saatleri arasında yol trafiğe kapatılacak.
Havran-Balıkesir yolunun 45. kilometresindeki (Hüseyin Obası Köyü mevkisi) patlatmalı yol yapım çalışmaları nedeniyle bugün 14.00-18.00 saatleri arasında yol trafiğe kapalı tutulacak.
Havran-Balıkesir yolunun 27. kilometresindeki (Balya Ayrımı) patlatmalı yol yapım çalışmaları nedeniyle Perşembe günü 14.00-18.00 saatleri arasında yol trafiğe kapatılacak.
Muğla-Marmaris yolunda Enerji nakil hattı çalışmaları nedeniyle 8 Ekim'e kadar 07.00-19.00 saatleri arasında belirli aralıklarla yol trafiğe kapalı tutulacak.
Akşehir-Bağkonak-Yalvaç yolunun 2-13. kilometreleri arasındaki yol yapım çalışmaları nedeniyle her gün 08.00-12.00 ve 13.00-18.00 saatleri arasında yol ulaşıma kapatılıyor.
Anadolu Otoyolu'nun Akıncılar Gişeleri ile Kızılcahamam Kavşağı'nın 16-21. kilometreleri arasındaki Ankara-İstanbul istikametinde üst yapı onarım çalışmaları nedeniyle 15 Ekim'e kadar yol trafiğe kapatılarak ulaşım diğer istikametten iki yönlü olarak sağlanacak.
Ankara-Kırıkkale yolunun 11. kilometresindeki Lalahan Köprülü Kavşağı yapım çalışmaları nedeniyle ulaşım gidiş-geliş ve dönüşümlü olarak servis yolundan gerçekleştiriliyor.
Anadolu Otoyolu'nun Gerede-Gümüşova kesimi Bolu Batı Kavşağı ile Abant Kavşağı arasında bulunan Dağkent-2 viyadüğündeki derz yenileme çalışmaları nedeniyle 9 Ekim'e kadar İstanbul-Ankara istikameti taşıt trafiğine kapatılarak İstanbul yönünden gelen taşıt trafiği Abant Kavşağı'ndan D-100 yoluna kontrollü olarak yönlendiriliyor.
TEM Otoyolu'nun Körfez Kavşağı-İzmit (Doğu) Kavşağı arasında asfaltlama çalışmaları nedeniyle 15 Kasım'a kadar, Kuzey taşıma yolunda;(Ankara-İstanbul istikameti) hafta içi 22.00-07.00, cumartesi günü 22.00-11.00, pazar günü ise 24.00-07.00 saatleri arasında yol trafiğe kapatılarak ulaşım D-100 yolundan verilecek.
Bafa Gölü-Milas yolunun 1-15. kilometreleri arasındaki Pınarcık ve Çamiçi Köyü mevkisinde patlatmalı yol yapım çalışmaları nedeniyle Çarşamba, Perşembe ve Cumartesi günleri 14.00-16.00 saatleri arasında yol trafiğe kapalı tutulacak.
Milas-Yatağan yolunun 4-19. kilometreleri arasındaki (Kozağaç mevkisi, Boğayokuşu mevkisi ve Karaltı mevkisi) patlatmalı yol yapım çalışmaları nedeniyle salı ve perşembe günleri 14.00-16.00 saatleri arasında yol kısa süreli aralıklarla trafiğe kapatılarak ulaşım kontrollü olarak sağlanıyor.
Zonguldak-Devrek-Mengen yolunun 33-87. kilometreleri arasında muhtelif kesimlerde patlatmalı yol yapım çalışmaları nedeniyle 08.00-19.00 saatleri arasında yol aralıklarla ulaşıma kapatılıyor.
Of-Çaykara-Bayburt yolunun 35-44. kilometreleri arasında yol yapım çalışmaları nedeniyle 08.00-18.00 saatleri arası trafiğe kapatılarak küçük tonajlı araçlar için trafik Taşkıran-Demirli-Köknar istikametindeki servis yolundan gerçekleştirilecek.
Niksar-Reşadiye-Erzincan yolunun 49-52. kilometreleri arasındaki bölünmüş yol yapım çalışmaları nedeniyle 07.00-12.00 ile 13.00-18.00 saatleri arasında ulaşım 20 dakikalık aralıklarla kesilerek kontrollü olarak veriliyor. (AA)


Kaynak :http://www.haber3.com/bu-haberi-okumadan-yola-cikmayin-1037333h.htm#ixzz1ZtFSlHhy

22 Eylül 2011 Perşembe

21 Eylül 2011 Çarşamba

MAÇA GELDİ DİZİ İZLEDİ


Fenerbahçe - Manisaspor maçını izlemek için stada gelen kadın taraftar, dizi tutkusunu yenemedi.


Fenerbahçe'nin Manisaspor ile oynadığı karşılaşma renkli görüntülere sahne olurken objektiflere ilginç bir an da takıldı.

 Fenerbahçeli bir kadın taraftar dün akşam tribünde maç yerine dizi izlemeyi tercih etti. 1907 Tribünü’nde oturan kadın taraftar önündeki koltukta bulunan televizyondan Kanal D’de ekrana gelen reyting rekortmeni ‘Öyle Bir Geçer Zaman Ki” dizisini takip etti.

Yeşil çimlerde atılan goller ve pozisyonlar umurunda bile değildi. Bu taraftar için ne de olsa o gece kadınlar matinesinden farksızdı, maç bir bahaneydi ve herkes kafasına göre takılmaya gelmişti.

10 Ağustos 2011 Çarşamba

LEMAN'DAN MUHTAR ERDOĞAN!





TSK'daki istifalar sonrasında toplanan Yüksek Askeri Şura'ya ait ünlü fotoğrafla ilgili Bülent Arınç'ın sözleri mizah dergisi Leman'a kapak oldu...
Mizah Dergisi Leman, YAŞ'ta oturma düzeniyle ilgili tartışmalar sırasında Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç'ın, 'Bir köyde iki muhtar olmaz'sözlerine ve Erdoğan'a siyaset yasağı karar çıktığı dönemde konuşulan 'Artık muhtar bile olamaz' ifadelerine gönderme yaptı..

29 Temmuz 2011 Cuma

TUTUKLU GAZETE

TUTUKLU GAZETE'Yİ PDF FORMATINDA OKUMAK İÇİN AŞAĞIDAKİ LİNKE TIKLAYIN

www.chp.org.tr/wp-content/uploads/tutuklu-gazete.pdf

22 Temmuz 2011 Cuma

FAİK IŞIK KİMDİR?


Şike soruşturmasında Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım'ın avukatlığını yapan Faik Işık, daha önceleri "Minareler süngü, kubbeler miğfer, Camiler kışlamız, mü'minler asker" şiiri nedeniyle açılan davada Başbakan Erdoğan'ın da avukatlığını üstlenmişti.


Işık'ın aldığı ilginç davalar bunlarla bitmiyor. Işık, Usame Bin Ladin'in adamı olduğu iddia edilen Mısırlı televizyoncu Rafet Yahya Alazeab Abdau'nun avukatlığının yanısıra, daha önce kapatılan Refah Partisi'nin 'Gizli Kasası' oldukları iddia edilen Süleyman Mercümek ve Beşir Darçın'ın da avukatlığını yapmıştı.

Ahmet Özal ile Bülent Şemiler'in 4 milyon Mark rüşvet almakla suçlandığı Aslan Nakliyat'ın Anadolu Bankası tarafından kurtarılması olayına adı karışan ve daha sonra TEM Otoyolu Kurtköy Mevkii'ndeki benzin istasyonunda öldürülen şirket ortağı Mahmut Şahin'in de Işık'ın avukatlığını yaptığı isimler arasındaydı.


El Kadı'nın avukatı
Tuncay Mollaveisoğlu'nun yazdığına göre, Faik Işık aynı zamanda Erdoğan’ın kefil olduğu küresel terörist olmakla suçlanan Yasin El Kadının avukatı ve Başbakan'ın işadamlarından oluşan aile fotoğrafında yer alan Aksa Kazancı grubunun doğalgaz şirketlerine de ortak bir isim. Yani Faik Işık sıradan bir isim değil. Başbakan ile yakın ilişkisi olan, Erdoğan ve yeni zenginlerden oluşan çevrenin avukatlığını yapan bir isim.




1 Temmuz 2011 Cuma

11 Haziran 2011 Cumartesi

11 HAZİRAN 2011 SÖZCÜ MANŞET

Büyütmek için resme tıklayın!

OY KULLANIRKEN DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR



  
Türkiye yarın sandık başına gidiyor.

Üzerinde en küçük bir çizik bile bulunan oy pusulası geçersiz sayılacak. 

Sandığa giderken şunlara dikkat edin:
  
Başkan pusulayı gösterecek
YSK’nin 135 sayılı genelgesine göre, sandık kurulu başkanı, oy zarfı ve pusulasının hiçbir tarafında herhangi bir işaret bulunmadığını ve arkasında sandık kurulu mühürü olduğunu kurul üyelerine, gözlemcilere ve seçmene gösterecek.
Seçmen, “evet” mühürü dışında oy pusulasının herhangi bir yerine imza veya işaret yapmaması, düzgün bir şekilde katlayıp zarfa koyup yapıştırması, aksi halde oyunun geçersiz sayılacağı konusunda uyarılacak. Oy verme işlemi ise şöyle yapılacak;

TC kimlik numaralı kimlik
Sandık görevlisine, üzerinde TC kimlik numarası kimliğinizi, varsa seçmen bilgi kağıdınızı verin. Sandık görevlisinden aldığınız oy pusulası ve zarfın üzerinde hiçbir işaret olmamasına dikkat edin.
Pusula, zarf ve mühür ile birlikte kapalı oy kabinine girin. Yanınızda, cep telefonu, görüntü kaydeden herhangi bir cihaz bulundurmayın, varsa kabine girmeden önce sandık görevlisine teslim edin.

Evet mührünü dışa katlayın
Oy vereceğiniz partiye ait alana veya bağımsızın adının bulunduğu bölüme “evet” mührünü basın. Pusulaya başkaca herhangi bir işaret koymayın. Pusulayı, mürekkebin bulaşmasını önlemek için dışa doğru katlayın ve zarfa koyun.
Oyunuzun bulunduğu zarfı, şeffaf sandığa atın.
Oy kullandığınıza ilişkin imzanızı atmayı unutmayın.

8 Haziran 2011 Çarşamba

LEMAN'DAN SEÇMENLERE ÇAĞRI



Leman, Recep Tayyip Erdoğan'ın seçim meydanlarında söylediği sözleri sıralayarak "Buna vermeyin de, kime verirseniz verin" diye kapaktan mesaj verdi.



OYUNU KULLANIRKEN OYUNA GELME!

 

12 Haziran’da sandık başına oyumuzu kullanmaya ve gücümüzü göstermeye gidiyoruz. Her ne kadar bizim gibi ileri demokrasiye (?) sahip bir ülkede oyumuzu kullanırken gözümüz kapalı, gönlümüz rahat, en ufak bir hile oyun olmadan oyumuzu kullanacağımız kesin olsa da yine de dikkat etmemiz gereken hususlar bulunmaktadır…

Oyumuzu verirken nelere dikkat ediyoruz bakalım;

Öncelikle oy verme saatlerine özen gösteriyoruz. Şöyle ki;
Oy verme süresi saat 08.00’den 17.00’ye kadar sürecektir. Ancak Adıyaman, Ağrı, Artvin, Bingöl, Bitlis, Diyarbakır, Elazığ, Erzincan, Erzurum, Gaziantep, Giresun, Gümüşhane, Hakkari, Kars, Malatya, Kahramanmaraş, Mardin, Muş, Ordu, Rize, Siirt, Sivas, Trabzon, Tunceli, Şanlıurfa, Van, Bayburt, Batman, Şırnak, Ardahan, Iğdır ve Kilis’te 07.00-16.00 saatlerinde oy verilecektir.
Ancak diyelim ki birimiz 17.00’den önce sandık başında oy vermek üzere sıramızı aldık ancak saat 17.00 oldu ve biz hala sıra beklediğimiz için oyumuzu kullanamadık. Bu durumda sandık kurulu başkanı sıradaki seçmenleri saydıktan sonra sıra ile oylarımızı kullanmamıza izin verecektir.
Oyumuzu kullanmaya giderken T.C. kimlik numaramızı taşıyan resmi nitelikteki belgemizi yanımızda bulundurmayı unutmuyoruz. Bu belge nüfus cüzdanı, resmi daireler tarafından verilen soğuk damgalı kimlik kartı, pasaport, evlenme cüzdanı, askerlik belgesi, sürücü belgesi, avukatlık kimlik belgesi gibi resimli belgelerden herhangi birisi olabilir. Eğer elimizde T.C. kimlik numaramız olmayan bir kimlik var ise; o zaman yanımızda ayrıca seçmen bilgi kağıdımızı bulundurmayı ihmal etmiyoruz. Belediyelerin ya da köy veya mahalle muhtarlarının düzenleyip onayladığı herhangi bir kimlik belgesi oy kullanmada geçerli olmayacak.
Oy verme sıramız geldiğinde sandık başkanı bize mühürlenmiş oy zarfı ile oy pusulasını ve (EVET) mührünü verecek. Şimdi bu noktada çok dikkat etmemiz gereken bir şey var; oy pusulasının ön ya da arka yüzünde herhangi bir yerinde en ufak bir karalama, çizgi, nokta, virgül, ünlem aklınıza ne gelirse herhangi bir işaret olmamasına dikkat ediyoruz. Çünkü oy pusulasının herhangi bir yerinde en ufak kalem çiziği bile işaret kabul edileceğinden oyumuz geçersiz sayılacaktır.  Mesela oy pusulamızı veren sandık başkanı bizim tipimize şöyle bir bakıp hangi partiye oy vereceğimizi tahmin ederse belki de kötü niyetle sırf oy boşa gitsin diye pusulanın herhangi bir yerine çizik atabilir. Böylece oyumuz daha baştan iptal edildi demektir.
 
İŞARETLİ OY PUSULALARI GEÇERSİZDİR.
Şimdi sıra geldi gücümüzü göstermeye…
 Zarfımızı, oy pusulamızı, (EVET) mührümüzü alıp kapalı oy verme yerine giriyoruz. Önümüze oy pusulasını koyuyoruz ve mührümüzü oy vereceğimiz partinin ambleminin altındaki daireye basıyoruz. Şimdi dikkat etmemiz gereken birkaç nokta daha var. Şöyle ki; oy pusulasının üzerinde herhangi bir yere (mühür bastığımız alan dahil) hiçbir şekilde imza, işaret gibi bir çizik dahi yapmıyoruz. Bu oyumuzun iptaline neden olacaktır.
(EVET) mührümüzü bastık. Şimdi sıra pusulayı zarfın içerisine yerleştirmeye geldi. Öncelikle mührün mürekkebinin dağılmaması ve diğer alanlara bulaşmaması için kurumasını beklemekte fayda var (üzerine üflemek kurumasına yardımcı oluyor). Mürekkep kuruduktan sonra pusulayı dikkatlice katlıyoruz ve zarfa yerleştiriyoruz. (EVET) mührünü bastığımız alan üste gelecek şekilde pusulayı katlamak ve zarfa ön yüzüne bakacak şekilde yerleştirmek mührün diğer alanlara bulaşmasını önlemeye yardımcı olacaktır.
Zarfın içerisine oy pusulası haricinde başka herhangi bir şey konulması da oyumuzun iptaline neden oluyor unutmayalım.
Oy pusulasında hata yapmamaya özen göstermek ise en önemlisi çünkü yeni bir pusula isteme şansımız yok.
Zarfımız hazır. Kapalı yerden dışarı çıkıyor, sandığa zarfımızı atıyor ve sandık seçmen listesine imzamızı atıyoruz.
Bu arada kapalı oy verme alanına cep telefonu, kamera, fotoğraf makinesi gibi cihazlarla girmek de yasak…

Engellilerin oy kullanması…
Görme engelliler, elleri olmayanlar, felçliler ve benzeri engelleri olanlar sandık alanında bulunan akrabalarından, arkadaşlarından ya da herhangi bir seçmenden yardım alarak oylarını kullanabilirler. Ancak bir seçmen birden fazla engelliye yardım edemiyor. Ayrıca hamileler, yaşlılar ve engelliler oy kullanma sırasında önceliklidirler ve sıra beklemeden oylarını kullanırlar. Bu arkadaşlarımızın oy kullanmasına yardım eden diğer seçmen arkadaşlarımız da oylarını kullanmada öncelik alabilirler.

3 Haziran 2011 Cuma

OYUNUZU KULLANIRKEN DİKKAT!

DİKKAT! ÇOK ÖNEMLİ! Yeni bir seçim hilesidir.


Bazı iddialara göre sandık görevlisinin, tek bir hareketiyle oy pusulasını geçersiz hale getirebileceği saptanmıştır.

Şöyle ki;

Oy kullanacak olan vatandaş uzaktan gelir. Pusulayı teslim edecek görevli, avını çok ince bir şekilde süzer.
Eğer kendi düşüncesinden olmadığını kestirdiği birisi ile karşı karşıya ise, imza attırmak için daima elinde tuttuğu kalemi ile oy pusulasını vatandaşa teslim ettiği sırada arka tarafına "ufacık" bir çizik atar. Tüm bu olanlardan habersiz olan vatandaş seçimini yapar ve oyunu sandığa atar.

Oy sayım işlemleri sırasında pusulalar önlü arkalı kontrol edilir. Bu sırada arka tarafta tespit edilen o küçük, önemsiz gibi görülen çizik sebebiyle oy geçersiz sayılır. Çünkü işaretli oy pusulaları GEÇERSİZDİR...

İşte bu yüzden siz siz olun oyunuzu kullanmadan önce oy pusulasının temizliğinden ve arkasında sadece İlçe Seçim Kurulunun mührünün olduğundan emin olun.

2 Haziran 2011 Perşembe

HOPA VE EŞKİYALAR


Polis Erkan'ın otobüsten düşmesinin sorumlularını öğretmen Lokumcu'nun katillerini bulun. Sonra eşkıya kim tartışalım.

Aynı yoldan geçmişiz biz/ Aynı sudan içmişiz biz.” Böyle diyor AKP’nin yeni televizyon reklamı. Salı günü Hopa’da aynı sudan içmediğimizi görmüş olmadık mı?
Hopa’da Başbakan’ı çok sinirlendiren pankartlardan birinde “Su haktır, satılamaz” yazıyordu. Başbakan’ın miting yapacağı alandan bir otoyolla ayrılan bölgede toplanmış insanlar, horon çekiyorlar. Miting saatine doğru polis o bölgenin boşaltılmasını istiyor.
Orada bulunan ÖDP Parti Meclisi Üyesi Yusuf Yedigül anlatıyor: “Biz dedik ki, iki alan arasından üç karayolu geçiyor. O alan bize çok uzak, niye gidelim?”
Gitmiyorlar. HES projelerine, hükümetin çay politikalarına karşılar. Hazır Başbakan da gelmişken seslerini duyurmak istiyorlar. Aynı sudan içmişiz madem, su hakkında söyleyecekleri var.
Ya da söyleyecekleri olabileceğini zannediyorlar. Çünkü yine Yedigül’ün anlatımıyla: “Bir baktık ki bir anda saldırı oldu, su sıkıldı, gaz bombası, biber gazı...”
Görüntüleri izlemediyseniz, internetten takip etmenizi tavsiye ederim. Küçücük ilçe gaz bombardımanına tutuluyor. Hepimizin olduğu iddia edilen su, tazyikle insanların üzerine sıkılıyor.

Metin Lokumcu
Video görüntülerinde bir an emekli öğretmen Metin Lokumcu beliriyor. “Bunalttınız beni” diyor. Sonra ellerini arkasında kelepçelenmiş gibi kavuşturup polise sesleniyor: “Haydi al beni, kurtar memleketi.”
Memleket kurtulur mu bilinmez ama Metin Lokumcu kurtulamıyor. Hopa’nın eski Belediye Başkanı Yılmaz Topaloğlu anlatıyor: “Dün akşam hastanede doktorlarla görüşme fırsatım oldu. Metin Hoca hastaneye getirildiğinde doktorlara çok fazla gaza maruz kaldığını ve göğüs bölgesinin polisler tarafından darp edildiğini söylemiş.”
Metin Lokumcu öldü.
Başbakan’ın miting alanıyla arasından üç şerit otoyol geçen bir alanda “Su haktır satılamaz” pankartıyla durduğu için. Herkes aynı sudan içsin istediği için.
Hopa’da Başbakan miting alanında nutuk atarken ilçenin sokaklarında polis gaz bombası ve tazyikli suyla protestoculara saldırmakla meşguldü. Başbakan, Hopa neredeyse abluka altına alınmışken nutuk atmayı içine sindirebildi.
Miting alanını terk eden AKP konvoyunun taşlı saldırıya uğradığı söyleniyor. Bu saldırıdan kaçmaya çalışırken hızla hareket eden otobüsün üzerinde duran koruma polisi Servet Erkan düşerek ağır yaralandı.

Başkomiser
Polisin hükümete yönelik sol gösterileri orantısız bir şiddetle bastırma merakı biliniyor. Başbakan’ın hâlâ ara sıra konuşmalarından sızan arkaik anti-komünizmi de polisleri bu konuda cesaretlendiriyor.
Hopa’daki abluka mitinginden sonra Trabzon’a giden Başbakan’ın “Hopa’ya eşkıyaların indiğini bilmiyordum” açıklaması da bunun göstergesi.
Başbakan’a her itiraz eden terörist, ona karşı çıkan herkes eşkıya. İlkgençliğinin Milli Görüş’ünden gelen komplocu bakış açısının zirveye varmış egosuyla birleştiği noktadayız. Bu nokta da Başbakan’ın tekrar etmeyi çok sevdiği ‘hak ve özgürlükler noktası’ değil.
Bu nokta 80 öncesi Fatsa’da yapılan ‘nokta operasyonu’nun noktası. Salı gecesi Hopa’da evlerin basılıp, kırka yakın insanın gözaltına alınması buna işaret ediyor.
Nisan 2010’da CHP otobüsü taşla saldırıya uğradığında emniyet güçlerinin ilgisiz tavrıyla salı gecesi operasyonu kıyaslanınca bu memleketin bir başkomiseri olduğu hakikatiyle karşılaşıyoruz. Polis Servet Erkan’ın otobüsten düşmesinin sorumlularını bulun. Yaralanmasına göstericilerin attığı taş sebep olduysa yargılayın.
Muhaliflerin gösteri hakkına tecavüz eden polis müdahalesinin sorumlularını bulun. Memurundan amirine yargılayın. Öğretmen Metin Lokumcu’nun katillerini bulun. Sonra tartışalım hep beraber Hopa’ya inen eşkıya kimdir? Aynı yoldan geçmişiz, aynı sudan içmişiz öyle mi?
Değil galiba. Başbakan şöyle bahsediyor öldürülen Metin Lokumcu’dan: “Tabii bu arada bir tanesi de kalp krizi geçirerek, kimliğini bilmiyorum, üzerinde durmaya da gereğini duymuyorum, kalp krizi sonucu ölmüş.”
Öğrenirsiniz Başbakan kimliğini. Bir gün gelir öğrenirsiniz.

ÖZGÜR MUMCU Radikal

İLERİ DEMOKRASİ !

Ankara’daki Hopa protestoları sırasında panzerin üzerine çıkan kadın eylemci hastanelik oldu. 


Halkevleri MYK üyesi Dilşat Aktaş’ın, eylemin ardından sivil polislerin ve Çevik Kuvvet ekiplerinin sert müdahalesiyle hastanelik olduğu ortaya çıktı.

Hastaneye getirildiğinde, doktorlar tarafından “hayati tehlikesi ve felç riski” bulunduğu söylenen Aktaş, dün ameliyat edildi. Kalça kemiğinde kırıklar bulunduğu belirlenen Aktaş’a, platin takıldı. 6 ay “iş göremez“ raporu verilen Aktaş, polislerin panzere çıktıktan sonra kendisini takip ettiğini öne sürdü.

Milliyet'te yer alan habere göre, Aktaş, sivil polislerin Kızılay civarında kendisine, “Gel bakalım buraya, o sen misin?” diye bağırdığını, 20 kadar polis tarafından dakikalarca dövüldüğünü ve vücudunun büyük bölümünde darp izleri olduğunu söyledi. Vatandaşların darp eden polisleri “Yeter artık” diye uyardığını duyduğunu söyleyen Aktaş, vatandaşların kendisini polisin elinden güçlükle kurtardığını ve bir taksiye bindirerek SSK Dışkapı Hastanesi’ne götürdüklerini kaydetti. Aktaş, polislerin intikam duygusuyla hareket ettiklerini belirterek, “Olay bitmişti. Ancak yine de beni takip ettiler. Yakaladıktan sonra da ellerinden güçlükle kurtarıldım” dedi.

1 Haziran 2011 Çarşamba

AKP DESTEKÇİSİ ANKETÇİLER

Anket firmalarına inanmayın…

Seçimler yaklaştıkça, dünyada tek örneği Türkiye’de bulunan “yandaş anket firmaları” da harekete geçti. AKP’yi destekleyen anket firmaları, iktidar partisinin yüzde 50’ye yakın oy alacağını söylemeye başladı. Oysa ki; AKP Genel Merkezi’nden sızan bilgilere göre, iktidar partisi, kendi durumundan çok, CHP ve MHP’yi merak ediyor. Bu yüzden de “CHP’nin yükselişinin sebebi”ni araştırtan bir anket yaptırtıyor. Anket, sanırız bir iki gün içinde Başbakan Erdoğan’a teslim edilecek. Böylece, CHP’nin oylarının yüzde otuzun üstüne nasıl çıktığı konusunda Başbakan Erdoğan da fikir sahibi olacak.

Anket firmaları ise; bu tabloya rağmen, aynı günde yaklaşık beş ayrı TV kanalında, maniplasyon çalışmalarını sürdürüyor. Kendilerine verilen görevi eksiksiz bir şekilde yerine getirmeye çalışan firmalar, MHP Lideri Bahçeli’nin deyimiyle, “kamuoyu araştırması” yerine, “kamuoyu oluşturma”ya çalışıyor. Anket firmaları, AKP’nin yüzde ellilere dayandığını, muhalefet partilerinin ise ‘’hızla’’ oy kaybettiğini iddia ediyor. CHP ve MHP tabanının en büyük zaafının “anket sonuçlarından etkilenmek” olduğunu bilen bu firmalar, neredeyse birbirinin tekrarı olan sözde araştırmalarını “gerçekmiş gibi” sunmaya çalışıyor.

Bu anket firmalarının en önemli özelliği ise; AKP iktidarına “göbekten” bağlı olmaları… Örneğin; AKP’nin yüzde elli oy alacağını “ısrarla” iddia eden bir firma, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nın İstanbul – 2010 Kültür Başkenti Projesi’nden tam beş milyon dolar nemalandı. AKP’yi yüzde ellilerde gösteren bir diğer firma ise, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Ulaşım A.Ş adlı şirketinden yeni bir “iş” aldı. Bu iş, İstanbul’un ‘’ulaşım sorununa ilişkin bir anket.”

Görüldüğü üzere, bu iki örnek bile, AKP’yi hergün yüzde ellilerde gösteren anket firmalarının iktidarla nasıl bir göbek bağının olduğunu göstermesi açısından yeterli. Bu yüzden, anket firmalarının yalan ve maniplasyonlarına bakmayın… En doğru anket, seçim sandığıdır. 12 Haziran’da yapılacak olan seçim, anket firması sahiplerini insan içine çıkamayacak hale getirecektir.

'İLERİ DEMOKRASİ' HOPA’DA GÖRÜLDÜ:
Baskıcı AKP iktidarının gerçek yüzü birkez de Hopa’da ortaya çıktı. Başbakan Erdoğan’ın mitingini protesto eden ÖDP, CHP, ESP ve Halk Evleri üyeleri, polis şiddetiyle karşı karşıya kaldı. Bölgelerindeki doğal güzelliklerin yok edilmesinden AKP’yi sorumlu tutan ve protesto gerçekleştirmeye çalışan Hopalı yurtseverlere şiddetle yanıt veren AKP iktidarı, baskıcı ve anti-demokratik yüzünü de göstermiş oldu. Adına “İleri Demokrasi” dedikleri faşizan yöntemlerini Hopa’da uygulayan AKP’nin polisi, ÖDP Üyesi Metin Lokumcu adlı emekli öğretmenin kaburgalarını kırarak ölümüne yol açtı. En küçük bir protesto gösterisine dahi izin vermeyen AKP’nin bu totaliter yüzünün Hopa’da yeniden açığa çıkması, 12 Haziran’da yapacağımız tercihlerin ne denli önemli olduğunu da göstermiş oldu.

KENAN EVREN’İN YARGILANMASI TAMAMEN GÖSTERMELİKTİR: 12 Eylül 2010 referandumunda “Darbecileri Yargılayacağız” yalanını söyleyen AKP, bilinci bulanmış sosyalist solun da kısmi desteğini almıştı. O günden bu yana aylar geçmesine rağmen, AKP iktidarı, ağababaları olan darbecilerin yargılanması için tek bir adım dahi atmadı. CHP’nin geride bıraktığımız günlerde açıkladığı “Demokrasi Raporu” sonrası panikleyen ve statükocu yüzü iyice açığa çıkan AKP, -ne tesadüf ki- seçime sayılı günler kala Ankara Cumhuriyet Savcılığı’nın açtığı soruşturmayla “rahat bir nefes” aldı. Savcılığın, darbenin şefi Kenan Evren’i ifade almak üzere “telefonla çağırması” AKP medyasında sevinç çığlıklarıyla karşılandı. Seçim öncesi, AKP’yi ‘’demokrat” gibi göstermek isteyen yazarlar, “Darbeciler yargılanıyor” yalanını yeniden piyasaya sürdü.

Oysa; darbecilerin yargılandığı falan yok! Savcılık eğer darbeyi soruşturacaksa, Kenan Evren’e “İşkence yapılması için emir verdiniz mi?” sorusu yerine, 1977 1 Mayıs Katliamı’nı, Maraş – Çorum Katliamları’nı ve darbeye zemin hazırlayan diğer karanlık eylemleri sormalı. “İşkence” darbenin sadece bir yüzüdür. Önemli olan, darbeye zemin hazırlayan kontr-gerilla eylemlerinin açığa çıkarılmasıdır.

BARIŞ YARKADAŞ gercekgundem.com

23 Mayıs 2011 Pazartesi

KISSADAN HİSSE!


 

Antik Yunanda (MÖ 620-560 yılları) Ege'de yaşayan ünlü masalcı Ezop'un iki bin alti yüz yıldır canlılığını yitirmeyen öyküsü:


Öykü bu ya...
Bir inek, bir beygir, bir eşek, etrafa dağılıp insanların ne yaptıklarını öğrenmeye ve üç yıl sonra buluşmaya karar verirler...
Her biri başka yöne gider.
Aradan üç uzun yıl geçtikten sonra buluşma yerine önce inek ve beygir gelir...
İkisi de perişan bir halde, zayıflamış, dişleri dökülmüş, kamburları çıkmış,
adeta çökmüşlerdir...
Beygir merakla sorar:
‘Nedir bu halin inek kardeş?'
İnek acıklı bir şekilde içini çekerek anlatır:
'Sorma beygir kardeş... Bu insanlar çok merhametsiz... Beni durmadan birbirlerine sattılar. Alan sütümü sağdı. Bir inek daha bulup onu yanıma koyarak bizi çifte koştular, aç bıraktılar. Canımı zor kurtardım be kardeş.'
Beygir de acı acı başını sallayarak anlatır:
'Ah, sorma... Benim de ağzıma bir demir parçası geçirdiler, ağzımı açamadım. Üzerime bindiler, ses çıkaramadım. Biri indi, öbürü bindi!
Binmedikleri zamanlar zincire vurdular. Belim çöküp de onları taşıyamaz bir hale geldiğimde arkama kocaman bir araba bağladılar.
Bu sefer birçoğunu yeniden taşımaya başladım. Ben onları taşıdıkça, daha hızlı gitmem için kırbaçladılar. Canımı zor kurtardım inek kardeş.'
İnek ve beygir böyle konuşurken uzaktan eşek görünür. Hayli neşelidir. Şarkı söyleye söyleye, taslara tekme ata ata, hoplaya zıplaya gelir. Mutludur, üstelik şişmanlamıştır da. Tüyleri pırıl pırıl parlamakta, gözlerinin içi gülmektedir. Üzerinde lacivert takımlar vardır.
İnek ile beygir şaşkın bir halde,
'Nedir bu halin? Neler oldu? , Neden böyle zevkten dört köşesin?'  diye sorarlar.
Eşek keyifli bir şekilde;
'Sizden ayrıldıktan sonra uzaklarda bir memlekete vardım. Birisi yüksek bir yere cıkmış bağırıyor, bağırdıkça da insanlar onu alkışlıyordu.
Ben de yüksekçe bir yere çıkıp, başladım bağırmaya. Benim bağırmamı bilirsiniz, yeri göğü inletirim. Sesimi duyan benim yanıma koştu, duyan duymayana haber verdi, etrafım insanlarla doldu. Onlar geldikçe ben daha çok bağırdım. Haktan, hukuktan, refahtan, adaletten, kalkınmadan falan bahsettim...'
'Eee, sonra ne oldu?'
'Ne olacak beni başkan seçtiler!'
'Deme yahu, yani sen şimdi başkan mı oldun?'
'Evet... Bir şey yapmama da gerek kalmadı.
Ben bağırdıkça onlar 'Seninle gurur duyuyoruz' diye alkışladılar. Ben de yedim yedim bağırdım, yedim yedim bağırdım!'
'Peki, senin eşek olduğunu anlamadılar mı yahu?'
'Valla, yarısı anladı ama, bir türlü diğer yarısına anlatamadı!'

14 Mayıs 2011 Cumartesi

GÜNÜN KARİKATÜRÜ

http://www.aksam.com.tr/gunun-karikaturu-345f.html

11 Mayıs 2011 Çarşamba

BANU AVAR'DAN SURVİVOR ANALİZİ




'SURVİVOR' ve Benzerleri Toplumu 'FORMATLIYOR'! / Banu AVAR

Toplantının ardından büyük bir telaşla arkadaşlarının yanından ayrılıyor.. Giderken ‘Survivor başlayacak. Acelem var! Yeah!’ diyor.  


Böylece uzun zamandır yazmak isteyip bir türlü vakit bulamadığım Survivor’ın sırası geliyor... 

*-*-*

Dünyada onlarca milyon kişi interaktif tv oyunları izliyor...

Son 10 yılda ekranlara damga vuran "REALİTY Show"lar aslında toplumda ‘algı yönetimi’ sağlıyor. Survivor 1997’den beri ortalığı kasıp kavuruyor. Fikir İngiliz Charlie Parsons’a ait... Şimdi İngiltere'nin en zengin medya figürlerinden biri. Hayat arkadaşı ve ortağı Lord Vahid Ali.

Lord Ali İngiltere İşçi Partisi'nde ve Lordlar Kamarası mensubu. Gay hakları konusundaki çıkışlarıyla ünlü, medya devi Rupert Murdoch’un kızıyla ortak, İngiltere’nin mülti milyarder medya baronu. Lordlar Kamarası'nda bir dönemTony Blair’in temsilcisi oldu.

Survivor yapımcısı Mark Burnett yine İngiltere doğumlu. 17 yaşında İngiliz ordusuna katıldı. Kuzey irlanda ve Falkland savaşında İngiliz paraşüt birliğinde yeraldı 22 yaşında Amerikaya göç etti. Beverly Hills’de şöför ve güvenlik elemanı olarak çalıştı. Şimdi dünyanın en zengin yapımcısı.

Time dergisi tarafından ‘Dünyanın En etkili Şahısları’ listesinde yeraldı. Hemen her yıl bir Emmy ödülü kazandı… Küresel sermaye ve uzantılarının en gözde adamı.

Survivor’ın ana fikri: ‘Hayatta kalmanın tek şartı var: Kazanmak isteyen her şeyi yapar, herkesi harcar!’ dır.

Bu kapitalizmin de ana kuralıdır.

Kapitalizm orman kanunudur. Güçlü olan öbürlerini yok eder. Kural budur!

Bunun için ekonomiyi, siyasi mekanizmaları, silahlı gücü, bilimi ve medyayı kullanır.

Soğuk savaş döneminde propaganda araçlarının, ve medyanın kullanımını konu alan binlerce calışma vardır.

Amerikalı bilim adamları ‘yeni dünya düzenine’ geçmek için, işgal kadar ‘kültürel üstünlük yaymanın farz olduğunu’ söylemişlerdir. Buna göre ‘uluslar arası piyasalar genişleyecek, ideolojik taarruz buna eşlik edecektir’..

İdeolojik taarruz!

İdeolojik taarruzun en önemli araçları eğitim ve medyadır. Medyanın en etkili dalı görsel olandır.

Görsel medyanın toplum şekillendirmesinde önemli rolü vardır.. Algı değişimini en kolay yoldan sinema ve tv yapmaktadır.

Algı yönetimi, ‘görünmez’ bir süreçtir ve ideolojik taarruzun en önemli ilkesidir.

Amerikalı antropolog Nader, söyle der: ‘Görünmez faktör, kontrol süreçlerinin ve mekanizmalarının toplamıdır. Görünmezlik zihinlerin sömürgeleştirilmesi yoluyla başarılmaktadır!Buna göre yanlış olan, doğru görünür. .. Düşünülemeyecek davranışlar normalleşir. İtiraz eden bağımsız düşünceliler, kavgacı ‘çatışmacı’ sayılır…’

Toplumlara çeşitli ‘tipolojiler’ dayatılır ve medya vasıtasıyla o tiplemelerle oynanır.

SURVİVOR ya da benzeri tv programları, son 10 yıldır onlarca ülkede milyonlarca kişiyi ‘Yeni Dünya Düzeni’nin toplum mühendisliği için formatlamaktadır.

Küresel sermaye için, ‘Güc’ün silahlı kullanımı (hard power) yanısıra, ‘yumuşak’ kullanımı da (soft power), had safhada önemlidir

*-*-*

Oyun iki takıma ayrılmış yarışmacıların birbirini kırıp dökmesine dayalıdır.. Açlık soğuk, psikolojik gerginlik ortamında en çok direnen parayı ve ödülleri kazanır.. Arkadaşlarına en sinsi davranan parsayı alır..

Oyunun dekorundan, sunucunun tarzına kadar, ekrana ‘yeni dünya düzeni’ kalıpları damga vurmaktadır.

En yakın dostlar birbirine karşı yırtıcı bir mücadeleye girişir ve işin psikolojik boyutu yarışmacıların insani duygularının törpülenmesini gerektirir.. Bir bir elenirlere ve kalanlar birbirine karşı diş biler... Oyunlar giderek sinsileşir.

Ekranda ‘yeni dünya düzeni’nin yırtıcı, aktörleri.. vardır. Gelecek çağın duygusuz robotlarını üretmek için mükemmel bir ekran denemesidir Survivor…

Mesela sevecen karakter Pascal Nouma, Survivor’ın Türkiye versiyonunda, ülkemizde belli bir kesimi temsil eden karikatür tiplemelerce kışkırtılınca oyun dışına itilivermiştir.

‘Dobra’ Asena, dobra olmasının bedelini ödemektedir. Yani bu gibi özellikler ‘iyi’ değildir..

Bu gibi oyunlarda kapitalizmin arkadan vurma yöntemleri geçerlidir. Ve o yöntemleri en iyi benimseyenler model olarak gösterilir.

İyi niyetle bu gibi yarışmalara yem olan kişiler, ‘dürüst, insanca değerleri savunan’ bireyler olmayı hedefleyebilirler… Ama unutmasınlar , oyun ‘KÜRESEL’.

Kim küresel ‘jungle’a uygunsa o zirveye gider! Giderler de ne mi olur.. Biraz para, biraz ekran söhretine ulaşır ve yeniden sistemin karanlıklarına dönerler. Survivor iştahla yeni kurbanlarını bekler..

Mark Burnett’in, Charlie Parsons’ın ve eşi Lord Alinin banka hesapları ve Survivor pazarlayan yerel şirketlerin hacmi biraz daha genişler!

Ekrana yapışmış milyonlar her geçen saniye yoksullaşır, ve yokluktan çıkmak için gerekli iradeleri bu ve benzeri medya oyunlarıyla felce uğratılır. !

Genç kardeşlerim, ekranlardan üzerinize boşaltılan algı bozucu yayınlara karşı kalkanlarınızı yükseltin!

Orman kanunlarıyla 'hayvanlar' yaşasın biz insanca bir düzen için uğraşalım!


Banu AVAR, 9 Mayıs 2011

Elmek: banuavar@superonline.com

PENGUEN'DEN İNTERNET SANSÜRÜNE BAKIŞ


3 Mayıs 2011 Salı

TÜRKİYE, ÇOCUK YOKSULLUĞUNDA BAŞLARDA..


Türkiye çocuk yoksulluğunda 3. en kötü ülke

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD), Türkiye'nin yoksul çocuk sayısı bakımından İsrail ve Meksika'dan sonra en kötü durumdaki ülke olduğunu bildirdi.

Ankara- OECD'nin "Doing Better For Families" başlıklı raporunda Türkiye'ye ilişkin birçok çarpıcı saptama yapıldı. Buna göre 1990'ların ortası ve 2000'lerin son yılları itibarıyla yoksul hanelerdeki çocukların oranı; en kötü durumdaki İsrail'de yüzde 26.6, Meksika'da yüzde 25.8, Türkiye'de ise 24.6 olarak saptandı. Yani Türkiye'deki çocukların dörtte biri yoksul ailelerde yaşıyor. En iyi durumdaki Danimarka'da ise çocukların yüzde 3.7'sinin yoksul kategorisindeki ailelerde bulunduğu belirtildi. Raporda, "2000'li yılların başından itibaren, çocuk yardımlarında kesintinin Arap ve aşırı Ortodoks Yahudi gruplar arasındaki yüksek çocuk yoksulluğu oranlarına katkıda bulunduğu İsrail'deki çocuk yoksulluğu oranları dramatik biçimde arttı. Her iki grup da ortalamanın üzerinde çocuk sayısına sahip olma eğiliminde" denildi. Rapora şöyle devam edildi:
"0-17 yaş çocuk yoksulluğu oranları İsrail'de Danimarka'dakine göre yedi kat yüksek. OECD genelinde yoksulluk sınırının altında yaşayan 0-17 yaş arası çocukların oranı, 2007'de yüzde 13 idi. En düşük yoksulluk oranları Nordik ülkeler, Avusturya, Fransa, Almanya, Macaristan ve Slovenya'da yüzde 3-8 arasında bulunuyor. En yüksek oranlar ise Şili, Meksika ve ABD'nin bulunduğu Amerika kıtasında, İsrail, Polonya ve Türkiye'de bulunuyor. Bu ülkelerin tümünde çocuk yoksulluğu oranları yüzde 20'nin üzerinde."
"Çocuk yoksulluğunda eğilim ve tahminler" başlıklı bölümde ise "1985-2005 arası OECD ortalama çocuk yoksulluğu oranları yüzde 11'den yüzde 13'e yükseldi, ancak ülkeler arasında ciddi farklar var. 1985'ten bu yana çocuk yoksulluğu oranları İskandinav ülkelerinde yüzde 5'in altında, Meksika, Türkiye ve ABD'de ise yüzde 20'nin üzerinde idi" 
denildi.

Türkiye'de çocuk yoksulluğu yükselme trendi gösterdi


Rapora şöyle devam edildi:
"(Çocuk yoksulluğu) oranları, 1995-2005 yılları arasında Çek Cumhuriyeti, Finlandiya ve İsrail'de ikiye katlandı, Lüksemburg, Portekiz ve Türkiye'de son dönemlerde yükselme trendi gösterdi. Finlandiya ve Portekiz'de çocuk yoksulluk oranları bu ülkelerdeki genel gelir eşitsizliği artışlarında olduğu şekilde yükseldi. Türkiye'de kadın istihdamındaki düşüş, çocuk yoksulluğundaki yükselme eğiliminde katkıda bulunmuş olabilir."

OECD'de yoksul çocuklar obes, Türkiye'de zayıf

Rapora göre, OECD ülkelerinin üçte ikisinde daha yoksul ailelerin çocuklarının daha obez ya da aşırı kilolu olma olasılığı bulunuyor. Sadece Türkiye ve Rusya Federasyonu'nda varlıklı ailelerin çocukları aşırı kilolu olmaya eğilimli.

1995-2009 arası Türkiye'de kadınların istihdamı beşte bir düştü
OECD raporundaki bazı verilerin ortaya çıkardığı sonuçlar şöyle:
Emek piyasasındaki 15-64 yaş arası kadınların oranı, 1995-2009 arasında Türkiye'de beşte bir oranında düştü. Şu anda Türkiye'deki kadınların yüzde 24.2'si emek piyasasında faal yani çalışıyor. Düşüş sadece Türkiye'de görüldü. Türkiye'den sonra en kötü durumda bulunan Şili'de bile kadınların yüzde 42.2'si emek piyasasında. Meksika'da ise kadınların yüzde 43'ü emeğini arz ediyor. OECD'de emek piyasasındaki kadınların ortalama oranı ise yüzde 59.6.
Türkiye'de 2008 itibarıyla eşlerin eğitim düzeyleri şöyle: (Kadın ve erkeğin yüksek eğitimli olduğu aileler: yüzde 5.6, Erkeğin kadından daha yüksek eğitimli olduğu aileler: yüzde 19.6, Kadının erkekten daha yüksek eğitimli olduğu aileler: yüzde 6.6, Kadın ve erkeğin orta öğretimli oldukları aileler: yüzde 6.1, Kadın ve erkeğin düşük eğitimli olduğu aileler: yüzde 62, Herhangi bir eşin 'öğrenci' olduğu aileler: yüzde 0.1)
Evlenme oranlarında düşüş ve boşanmalarda artış, "tek ebeveynli ailelerin"sayısını artırdı. OECD ortalamasına göre evlenme oranları 1970 yılında her 1000 aile için yüzde 8.1 iken, 2009'da 5'e düştü. Ülkeler arasında önemli farklar da görülüyor: Kore, Türkiye ve ABD'de evlenme oranları yüksek, ancak Şili, Lüksemburg ve İtalya'da düşük durumda.

Türkiye'de "Birlikte yaşama" oranı ihmal edilebilir düzeyde

Kuşaklar boyunca birlikte yaşama biçimleri de değişiyor. Hemen hemen tüm OECD ülkelerinde daha genç kuşağın (20-34 yaş arası) aynı yaştaki önceki kuşağa göre "birlikte yaşama" olasılığı artıyor. Genç kuşağın aynı zamanda birçok ülkede "tek başına" yaşama olasılığı daha az durumda. "Birlikte yaşama" Fransa ve Nordik ülkelerle Anglofon ülkelerde yüksek olsa da, Yunanistan, İtalya, polonya ve Slovak Cumhuriyeti'nde çok düşük, Türkiye'de ise ihmal edilebilir düzeyde.
1980'lerin başında Belçika, Yunanistan, İrlanda, İtalya, Hollanda, Meksika, İspanya ve Türkiye kadınların emek piyasasına en düşük katılımlarının bulunduğu ülkelerdi ve tümünde kadınların yüzde 40'tan azı iş piyasasındaydı. Bu ülkelerden Belçika, İrlanda, Hollanda ve İspanya'da 2009 itibarıyla yüzde 50 üzerindeki istihdamla kadın istihdamında büyük artışlar görüldü. Yunanistan, İtalya ve Meksika'da yüzde 40'ı geçen kadın istihdamı rakamlarıyla ılımlı artış oldu. Ancak Türkiye'de kadın istihdamı 2009 yılında yüzde 25'in altına düştü.
Geçen onyılda kadın istihdam oranları OECD ülkelerinin büyük bölümünde, kayda değer bir düşüş yaşanan ABD ve büyük düşüş yaşanan Türkiye hariç, oldukça istikrarlı kaldı.

Cinsiyetler arasında ücretli ve ücretsiz çalışma farkı sürüyor

-Emek piyasasına kadınların katılımında iyileşmeye karşın, cinsiyetler arasındaki eşitsizlikler sürüyor. OECD çapında kadınlar için 25-54 olan ana-çağ çalışma yaşı itibarıyla istihdam yüzde 70'i geçerken, erkekler için bu rakam yüzde 85'ten fazla. Yüzde 15'lik uçurum göze çarpıyor. Ülkelere göre büyük farklar görülüyor. Estonya, Nordik ülkeler ve Slovenya'da fark yüzde 5'in altında. Tam tersi olarak ana-çağ işçileri itibarıyla cinsiyetler arası istihdam uçurumu Şili ve Meksika'da yüzde 30'u aşıyor ve Türkiye'de yüzde 50'den fazla oran ile son derece yüksek durumda.

Türk annelerinin değeri

Genelde kadınlar erkeklere göre ana faaliyet olarak çocuk ve yetişkin bakımına en az iki misli daha fazla zaman ayırıyor. Japonya ve Türkiye'de ise bu fark artıyor, Japonya'da kadınlar söz konusu bakım işlerine 4, Türkiye'de ise 6 kez daha fazla zaman ayırıyor.
Japonya diğer birçok kuzey Avrupa ülkesiyle birlikte 2005 yılında en düşük çocuk ölümü rakamlarından birine sahip (1000 kişide 2 - 3). Meksika ve Türkiye burada ayrılıyor ve diğer OECD ülkelerine oranla oldukça yüksek çocuk ölümü oranlarına sahipler. Meksika 1000 çocukta 16, Türkiye ise 1000 çocukta 21 çocuk ölümü oranına sahip.

Eğitim, öğretim ve istihdamda olmayan çocuklar

-2007 yılında sadece beş OECD ülkesinde (İngiltere, İspanya, İsrail, Meksika ve Türkiye) 15-19 yaş arası çocukların yüzde 10'dan fazlası eğitilmiyor ya da çalışmıyor. 2007'de "Eğitimde, Öğretimde, İstihdamda Olmayan Çocuklar" oranı OECD ülkeleri arasında önemli değişiklikler gösteriyor. Türkiye'nin oranı Polonya'nın oranından 12 kat daha yüksek.