ALO ORMAN YANGINI: 177... ALO ORMAN YANGINI: 177... ALO ORMAN YANGINI: 177... ALO ORMAN YANGINI: 177...

30 Ocak 2011 Pazar

BAŞBAKANA VE ADNAN POLAT'A YARGI DERSİ


Arena’daki ıslıklı protesto suç değil 

İSTANBUL Şişli Cumhuriyet Savcılığının Galatasaray’ın Arena stadında yaşanan ıslıklı protestoya ilişkin açtığı soruşturmada, “suç unsuru” olmadığına kanat getirerek takipsizlik kararı verdi.

Şişli Cumhuriyet Başsavcılığı, protestolarda “hakaret” olup olmadığı incelenmesi istemişti. Stat kameralardan elde edilen görüntüleri inceleyen savcılık görüntülerde genel olarak alkışlama, ıslık, kulüp lehine tezahürat ile zaman zaman üzerinde yumurta bulunan dövizlerin açıldığını belirledi. Kararda, devlet büyüklerine hakaret olmadığı tespit edilerek, “Kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret suçunun işlendiğine yönelik soruşturulması ve dava açılması gerektiren yeterli delil bulunmadığı” denildi.



TEK YUMRUKTAN TEŞEKKÜR
Öte yandan yazılı açıklama yapan Tekyumruk taraftar grubu ise, “Yalnız değiliz” diyerek, kendilerine destek veren diğer takımların taraftarlarına teşekkür etti. Açıklamada, “Ali Sami Yen Spor Kompleksi açılışında yaşananlardan sonra yayınladığımız bildiri ile birlikte bir anda gözler üstümüze çevrildi. Protesto için bir bahane, sözde provokatörler aranıyordu. Bu noktada yönetime karşı sesimizi yükseltmemiz ile aranan suçlular bulunmuş oldu. Bir hafta boyunca suçlu ilan edildik, yargılamamız yapıldı, yağlı urgan boynumuza geçirildi. Ama altımızdaki tabureyi devirmeye kalkanlara karşı, doğrusunu söylemek gerekirse duruşlarını bildiğimizden, bizleri sevindiren ama şaşırtamayan dostlarımızı bulduk yanımızda. Tüm bu toz duman biraz olsun dağılmışken kendilerine teşekkür etmek istiyoruz. ” denildi. 


KADEHLER AKP ŞEREFİNE!



Yurdun çeşitli yerlerinde içkiye getirilen kısıtlamalar nedeniyle eylemler düzenlendi. Facebook üzerinden örgütlenen eylemciler ellerinde kadehler ve içki şişeleri ile ‘’AKP’ye içiyoruz, Bülent Arınç’ın şerefine’’ biçiminde sloganlar da attılar.

ANKARA- Yurdun çeşitli yerlerinde içkiye getirilen kısıtlamalar nedeniyle eylemler düzenlendi. Facebook üzerinden örgütlenen eylemciler ellerinde kadehler ve içki şişeleri ile ‘’AKP’ye içiyoruz, Bülent Arınç’ın şerefine’’ biçiminde sloganlar da attılar.

Ankara Kuğulu Park’ta toplanan vatandaşlar AKP’nin içki satışına sınırlama getirmesini şampanya patlatarak protesto etti. Vatandaşlar ellerindeki “Ampul” şeklide kadehler ile bira ve şarap da içti. “Tıksırıncaya kadar içeceğiz” şeklinde bağıran vatandaşları polis kuvvetleri uzaktan izlemekle yetindi. Vatandaşlar park çevresindeki büfelerde satılan alkollü içecekleri de kısa sürede tüketti.

TURİST DESTEKLİ EYLEM
İstanbul’da ise Facebook üzerinden örgütlenenler, Galatasaray Lisesi önünde toplanıp, Tünel meydanına yürüdüler. AK Parti aleyhine slogan atan grup ellerindeki içkileri içti. Vatandaşlar Başbakan’ın ’Tıksırıncaya kadar içiyorlar’ sözüne de ’Parasını o mu veriyor’ diye tepki gösterdiler. Eyleme Alman turistler de katıldı.

Moda İskelesi’nde saat 20.00 sıralarında toplanan yaklaşık 100 kişilik grup da içki yasağını protesto etti. Eylemciler içki şişelerini havaya kaldırarak "Gün gelecek devran dönecek. AKP halka hesap verecek. AKP şaşırma sabrımızı taşırma" şeklinde sloganlar attılar.

EDİRNE

Edirne’nin Saraçlar Caddesi’nde, biraraya gelen ve çoğunluğunu gençlerin oluşturduğu grup da yanlarında getirdikleri içkileri banklarda oturarak içti. Caddede güvenlik önlemi alan polis ekipleri ise alkollü grubu uzaktan izlemekle yetindi.

"ARINÇ’A İÇİYORUZ"
İzmir Alsancak Gündoğdu Meydanı’nda toplanan 500 kişilik grup, da ‘’AKP’ye ve Bülent Arınç’a içiyoruz" sloganıyla protesto ederek, kadehlerini kaldırdı. Grup 10’ncu Yıl Marşını da okudu ve içki şişeleriyle de "AKP" yazıp, önünde poz verdi.
Bartın Cumhuriyet Meydanı’nda, toplanan gençler de halaylar çekti ve içki içti. Gençler Adalet ve Kalkınma Partisi İl Başkanlığı’nın altında bulunan Tekel bayisinin tentesinde bulunan bira reklamı önünde fotoğraf da çektirdi.

HALAYLI PROTESTO
Bartın Cumhuriyet Meydanı’nda, toplanan yaklaşık 50 genç, alkollü içki satışına 24 yaş sınırlaması getirilmesi üzerine basın açıklaması yaptı. Halaylar çeken, ellerinde boş biraları bulunan gençler, Adalet ve Kalkınma Partisi İl Başkanlığı’nın altında bulunan Tekel bayisinin tentesinde bulunan bira reklamlarını gösterdi.
Yavuz ALATAN- GAZETEPORT

KONUŞMA, DUYMA, BAKMA...



































Konuşma!
Duyma!
Bakma!
Sadece seyirci kal. Seyirci kalman için görmen, duyman ve konuşman gerekmez. Olanlara seyirci kal ve sorulduğunda onayla. Bu sayede iyi bir vatandaş olabilirsin…
ucnoktaaforizma

29 Ocak 2011 Cumartesi

GÜLER MİSİN, AĞLAR MISIN

ARAPLARIN BİLE AYAKLANDIĞI BİR DÜNYADA, BİR TÜRK ANCAK ŞU BOKTAN ESPRİYİ YAPMAKTAN İBARETTİR: "ABİ, NE AYAAAK YAAAA?..."

MISIR'DA 30 YILDIR SÜREN BAŞKANLIK DÜZENİNİN BENZERİNİ KURMAYA ÇALIŞAN BİRİLERİNE "MÜBAREK" OLSUUUUN!!!!!!!!!


MISIR'I MISIR YER GİBİ RUHSUZCA İZLEYEN ZAVALLI TÜRKİYE; FARKINDA DEĞİLSİN BELKİ AMA SEN MISIR'DAN BİLE DAHA GDO'LU BİR ÜLKESİN!!!!!!


TÜRK HALKI AYAKLANAMAZ DENİYOR YA; BİR HALK KIRKAYAKLI OLURSA TABİİ Kİ AYAKLANAMAZ!!!

ARAPLAR SÖZDE BU ÜLKEYİ ÖRNEK ALIR DERLER, OYSA İŞİN AKP'SEL GERÇEĞİ; ARTIK BU ÜLKE ARAPLARIN KOKUŞMUŞ BAŞKANLIK DÜZENİNİ
 ÖRNEK ALIYOR!.. 

YAĞMUR YAĞIYOR, SELLER AKIYOR, ARAP KIZI CAMI ÇERÇEVEYİ İNDİRİRKEN 

TÜRK KIZI APIŞIP ÖYLECE BAKAKALIYOR!..


ZAFER TEMOÇİN ÇİZİYOR
Zafer Temoçin'in 28 Ocak 2011 Cuma günü Cumhuriyet'te yayımlanan karikatürü...

"UĞUR"SUZLUĞUN 18. YILINDA
MUSA KART UĞUR MUMCU
ANISINA ÇİZİYOR...




TAYYİP ERDOĞAN DEMOKRASİSİ


'Bu da Tayyip Erdoğan'ın Erzurum demokrasisi'

25. Dünya Üniversiteler Kış Oyunları'nı izlemek için Ankara'dan yola çıkan 60 üniversiteden 150 öğrenci kulüp ve topluluk başkanının bulunduğu otobüsler her adımda polis engeliyle karşılaştı.


Cumhuriyet Haber Portalı- 25. Dünya Üniversiteler Kış Oyunları'nı izlemek için 26 Ocak çarşamba günü Marmara ve Ege bölgesinden yola çıkarak Erzurum'a gitmek isteyen TGB'li (Türkiye Gençlik Birliği) öğrenciler Ankara’da buluştu.
İlk olarak Eskişehir’de GBT’leri (genel bilgi tarama) yapılan öğrencilerin kimliklerinin tek tek kontrol edildiği bildirildi. Daha sonra her 50-60 km’de bir durdurulduklarını belirten öğrencilerin, Ankara çıkışı Elmedağ, Kırıkkale, Yozgat ve Sivas'ta da tek tek arandığı ve kimlik kontrolünden geçtiği ifade edildi.
Otobüslerin didik didik arandığını ve polis arabaları tarafından yakın takip altında tutulduğunu belirten öğrenciler soğuğa rağmen otobüslerden indirilerek 5 kez arandıklarını söyledi.
Her aramada keyfi olarak saatlerce bekletildiklerini iddia eden TGB’li öğrenciler "Her  seferinde uydurma  “gerekçeler” yaratıldı. Erzincan Emniyeti işi garantiye almış ve Erzincan 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nden karar çıkarttırmış. Öğrencilerin “hak arama bahanesiyle fedai türü eylem, suikast, rehin alma vb. sansasyonel eylemler” yapabileceği gibi gerekçeler gösterilerek emniyete her türlü arama izin verilmiş. Bu da Tayyip Erdoğan’ın Erzurum demokrasisi" açıklamasını yaptı.
İşte o arama kararı ve belgesi:

TC Erzincan İl Emniyet Müdürlülüğünün 26.01.2011 tarih B. 0.1. EGM 4. 24.00. 13694 sayılı yazıları ile 18.12.2010 Cumartesi günü saat 12.25'te Erzincan-Erzurum Karayolu üzerinde bulunan Fırat 2 Köprüsü'nün giriş kısmında yaklaşık 40 kg el yapımı patlayıcı madde tespit edilerek, güvenlik görevlilerince etkisiz haler getirildiğini, hak aramak bahaneleriyle fedai türü eylem, suikast, sabotaj, baskın, rehin alma vb. biçimlerde sansasyonel eylemlere tevessül edebileceği değerlendirildiğini, 27 Ocak-7 Şubat 2011 tarihleri arasında Erzurum ilinde, "2011 Dünya Kış Oyunları"organizasyonunun düzenlenecek olması, Erzincan ilinin, Erzurum iline giden anayol güzergahında bulunması ve sporcu kafilelerinin geçişlerinin başlamış olması nedeniyle vatandaşların huzur ve güvenliğinin devam ettirebilmesinin, kamu düzeninin sağlanması ve terör örgütleri tarafından yapılması muhtemel sansasyonel eylemlere karşı gerekli tedbirlerin alınması, suç işlenmesinin önlenmesi, taşınması veya bulundurulması yasak olan her türlü silah, patlayıcı, madde veya eşyanın tespiti amacıyla ilimiz genelinde şehir giriş ve çıkışlarında, umuma açık yerlerde, şahıslar ve araçlar üzerinde 26 Ocak-08 Şubat 2011 tarihleri arasında uygulama yapılabilmesi için gerekli arama izninin verilmesi talep edilmiştir.
29 Ocak 2011
cumhuriyet.com.tr

28 Ocak 2011 Cuma

PLAYBOY GÜZELİ KULÜP BAŞKANI


Polonya ikinci lig takımlarından Warta Poznan şimdilerde ülkede hatta Avrupa'da en çok konuşulan futbol kulübü. Nedeni ise başkanlarının eski bir Playboy güzeli olması. 


Erkek dergisi playboyun bir zamanlar kapaklarını süsleyen 20'li yaşlarda düzgün fiziği ve güzelliğiyle birçok dergiye poz veren Izabella Lukomska ülkesi Polonya'nın ikinci ligi ekiplerinden Warta Poznan'a başkan oldu.


33 yaşındaki çiçeği burnunda başkan yaptığı açıklamada, "Takımıma güveniyorum. İyi bir kadromuz var. Amacımız başarılı maçlar çıkararak birinci lige yükselmek" dedi. Spor kadar magazin muhabirlerinin de ilgi gösterdiği ve ülkede en çok konuşulan konu olan takımın başkanı, eskiye yönelik, modelliğiyle ilgili sorulara ise, "Onlar yaşandı bitti, geçmişte kaldı. Şimdi ben kulüp başkanı olarak karşınızdayım. Soruları da takımla ilgili olmasını isterim" dedi.


IZABELLA LUKOMSKA'NIN FOTOĞRAFLARI İÇİN TIKLAYINIZ



27 Ocak 2011 Perşembe

LEMAN'DAN BÜLENT ARINÇ'A GÖNDERME

Başbakan yardımcısı Bülent Arınç’ın ‘Hayat sadece seksten ve alkolden ibaret değil’ sözleri başta siyaset ve medya dünyası olmak üzere pek çok kesimde büyük yankı bulmuştu. Her haftaya karikatürleriyle gündeme oturan Leman Dergisi, Arınç'ın bu sözlerini bu haftaki kapağına taşıdı..
İŞTE LEMAN'IN ARINÇ KAPAĞI:

1002-e1296087451490.jpg

ÖPÜŞMENİN ŞİFRELERİ



İşte öpüşmenin en ilginç anlamları!

İşte öpüşmenin en ilginç anlamları!

Bir öpücük sadece bir öpücük değildir... Neden mi?


Gayri resmi bir kutlama ya da şiddetli romantik bir jest olarak kullanalım, öpüşmek açıklamalara meydan okuyan yerleşik insan davranışlarından birisidir. Pek çok maksadı-zarın üzerine kondurulan ve sonra üfleneni, toprakla kavuşma anında direk hasret gidereni, uzaktan havaya salınarak gönderileni ve Hollywood’un uzun yumuşak olanları-farklı anlamlar taşısa da doğada aynıdır. Peki öyleyse bu eylemi neden bu kadar seviyoruz?
Öpüşmeyi araştıran bilim adamları, insanların en başta niye birbirlerinin dudaklarına yöneldiklerinden tam olarak emin değiller. En olası teori, primat annelerin çiğnedikleri yiyecekleri yavrularının dişsiz ağızlarına vermelerine dayanıyor. Dudak dudağa temas evrim geçirmiş olabilir, sadece idamenin gereği zorunluluklar değil sosyal bağ kurma için ve aşkın ifadesi olarak da.
Ama o zamandan bu yana öpüşmede bariz bir devrim yaşandı. Artık öpüşmenin sadece yemek transferinden çok, kritik bilgi transferine yardımcı olduğuna inanılıyor. Romantik bir kur olarak öpüşmek iyi bir partner seçmeye, kimyasal sinyaller yollamaya ve uzun dönem ilişkilerine atılan ilk adıma yarıyor. Tüm bunlar evrimin ana hedefi için önemli; verimli üreme.
Öpüşmek, öpüştüğümüz kişinin kasten tasfiye etmediğimiz asli karakteristik özelliklerini değerlendirme fırsatı tanıyor. Bu bilgi alışverişi feromonlar (hayvanlar arasında mesajlar yollamalarına yardımcı olan kimyasallar) tarafından kolaylaştırılır. Feromonların insanlarda da işe yaradığına dair yapılan araştırmalar sürüyor.
Öpüşmek, daha fazla zaman ve efor harcamadan önce bir kadının karşısındaki eş adayının kendisi için iyi olup olmadığını değerlendirmesi için bir aşama olabilir. Yani kötü bir ilk öpücük kötü bir ilk randevudan daha kötüdür, çünkü birini telafi etme şansınız varken diğeri kimyasal uyumsuzluğun işaretidir.


Erkekler dikkatsiz, kadınlar seçicidir
Davranışsal araştırmalar bu biyolojik muhakemeyi destekliyor. 2007’de, Albany Üniversitesi’nde 1, 041 öğrenci üzerinde yapılan araştırmada, erkek ve kadınların öpüşmeyi farklı algıladıklarını gösterdi. Kur yapma aşaması ortak olmasına rağmen, kadınlar öpüşmeyi daha çok önemsiyor ve çoğu öpüşmeden önce seks yapmaya yanaşmıyor. Erkekler, diğer yandan, daha önce öpüşmedikleri bir kadınla cinsel ilişkide bulunabiliyor, hatta iyi öpüşmeyen bir kadınla da cinsel ilişkide bulunmaktan çekinmiyor. Kadınların eş seçiminde daha özenli oldukları düşünüldüğünde, öpüşme konusunda bu farklılıklar anlam kazanıyor.
Erkekler aynı zamanda Fransız öpücüğü için de daha hevesli oluyor, bunun sebebi de tükürüğün libidoyu yükseltebilecek testosteron içermesi. Uzmanlar ayrıca, bir kadının östrojen oranını tahmin edebiliyor, doğurganlığını düzenleyen.
Öpüşmek sadece eş seçmeye yardım etmez, aynı zamanda iyi de hissettirir. Bunun sebebi öpüşmenin kimi iyi-hissettiren kimyasalları serbest bırakması, stresten arınmayı ve sosyal bağ kurmayı yükselten kimyasalları.
Araştırmacı Wendy Hill ve Lafayette College öğrencileri çiftlerin bağlanması ve bir araya gelmesini sağlayan oksitosin ve stres hormonu olan kortizolün öpüştükten sonra ne gibi değişikliğe uğradığını inceledi. Bir grup uzun süreli ilişkisi olan çifti kullanarak, kortizol seviyesinin öpüştükten sonra düştüğünü buldular. İlişkiler ne kadar uzun süreliyse, kortizol seviyesi o kadar düşüyor. Kontrol grubunda, henüz ilk defa el ele tutuşmuş çiftlerde de kortizol seviyesinin düşmesi sosyal bağlılığın genel olarak stresi azalttığını gösteriyor, sadece öpüşmek değil.
Oksitosin seviyelerine bakıldığında ise, araştırmacılar her iki cinsiyette de artış beklediği halde sadece erkeklerde yükseldiğini keşfetmişlerdir. Bunun sebebi olarak kadınların bağlılık için öpüşmekten fazlasını deneyim etmeleri gerektiği ya da laboratuarın steril ortamının kadınların bağlılık hissetmesi için çok da uygun bir ortam olmadığı fikrini geliştirdi.
Öpüşmek, öyleyse, sadece eş seçiminde değil, bağlılıkta da rol oynuyor. Evrimci bir biyoloji uzmanı olan Helen Fischer, öpüşmenin 3 ana şekli olduğuna inanıyor: cinsel dürtü, testosteron tarafından kontrol edilen; romantik aşk, dopamin ve diğer iyi-hisset hormonları tarafından kontrol edilen ve sevgi-bağlılık, oksitosin gibi bağlılık kimyasalları içeren. Öpücük aslında hepsini de birbirine bağlıyor diyor uzman; romantik öpücüklerde salgılanan tükürüğün içinde testosteron var; romantizmi besleyen iyi-hisset kimyasalları öpüştüğümüzde paylaşılıyor ve öpüşmek aynı zamanda bağlılığı teşvik eden kimyasalları salıyor ki bunlar da ilişki süresinin uzamasına yardımcı oluyor, tüm bunlar ise elbette üremeyi destekliyor.
Koklamak, sarılmak ve sağa dönmek
İlginç olan kimi hayvan ve insanların öpüşmemesi. Bazı memeliler birbirlerinin yüzlerini yalayarak, koklayarak yakın temas kuruyor ve gerekli bilgiyi aktarıyor. Şempanzelerde anneler çocuklarını hala ağızdan beslese de kötü şöhretli rasgele cinsel ilişkide bulunan cüce şempanzeler gerçekten öpüşen tek primatlar.
Ve insanlar için öpüşmenin gereklilik olduğu düşünülürken hala %10’unun öpüşmediği biliniyor. Yani öpüşmeyi genetik ve uyumluluk bilgisi edinmek için kullansak da öpüşmeye olan düşkünlük aynı zamanda bizi sarmalayan kültürel inançlarla da ilgili.
Ne sebeple ve ne şekilde öpüşüyor olursak olalım, sabit bir şey var: öpüşürken insanların döndüğü taraf. Neredeyse her zaman sağ. Bu davranışsal asimetri bebeklik esnasında ve gebeliğin son haftalarında yapılan baş döndürme tercihinden kaynaklandığı düşünülüyor. 
Tüm bunlardan sonra, öpüşmekle ilgili aslında en güzel olanı, öpüşürken bunların hiçbirini düşünmek zorunda olmamanız. Sadece gözlerinizi kapatıp kendinizi doğanıza teslim etmeniz yeterli…

GAZETE MANŞETLERİ


Akşam
Anayurt
Birgün
Bugün
Cumhuriyet
Dünya
Efsane FotoSpor
Evrensel
Fanatik
Fotogol Onikinci Adam
Güneş
Habertürk
Hürriyet
Hürses
Milli Gazete
Milliyet
Ortadoğu
Posta
Radikal
Sözcü
Star
Şok
Taraf
Today's Zaman
Vatan
Yeni Şafak
Yeni Asya
Yeni Çağ
Yeni Mesaj
Zaman

25 Ocak 2011 Salı

SARIŞINLAR DAHA HIRÇIN


Sarışınlarla ilgili bir özellik daha

Bu konuda esmerleri ve kızılları geride bırakıyorlar
California Üniversitesi'nce yapılan araştırmada, sarışın kadınların hırs ve agresiflik konusunda esmer veya kızıl saçlı kadınlara göre önde olduğu görüldü. Yapılan bir araştırma sarışın kadınlarla ilgili ilginç bir özelliği ortaya koydu.
ABD’de California Üniversitesi’nce yapılan bir araştırmaya göre, sarışınlar daha hırslı ve saldırgan oluyor. İşin garibi saçlarını sarıya boyatan kadınlar da doğuştan sarışınlar gibi agresif oluyor...
Milliyet'te de yer alan habere göre, araştırmada farklı fiziksel özelliklere sahip 156 kadın üniversite öğrencisinin davranışı gözlendi. Araştırmanın sonunda olaylar karşısında esmerlerin daha “olumlu” davrandığı görülürken, sarışınların, “savaşa gidelim” havasında oldukları belirlendi. Araştırmada ayrıca, çekici kadınların kontrollerini daha çabuk kaybettiği de görüldü. Uzmanlar, bu etkinin genetik olmadığını vurguluyor. Zira sarışın olmayan, fakat saçlarını sarıya boyatan kadınların da kısa süre sonra agresifleştiği belirlendi.

AKP YAŞAM DÜZEYİNİ DÜŞÜRDÜ


AKP kasaba partisi gibi!

Profesör Birtek'in çarpıcı açıklamaları

 Mine Şenocaklı


AKP kasaba partisi gibi!SOSYOLOJİ PROFESÖRÜ FARUK BİRTEK: AKP’nin Osmanlı ile alakası yok. Osmanlı kapılarını bütün dünyaya açmış bir imparatorluktu. Osmanlı bürokrasisinin içinde Sırp’ından Arap’ına her milletten, her dinden insan vardı. AKP ise bunun tam tersi. Dar, sadece başı örtülü insanları kendi içine alan bir kasaba partisi... 

Türkiye’nin AK Parti döneminde bölgesel bir güç olduğu konuşuluyor artık. Böyle olumlu gelişmeler de var...

Ben Amerika’ya öykünmek istemiyorum, ben niye arogan (zalim) olayım? Bölgesel güç olmanın bana ne faydası var? Bölgesel güç olmanın 15. yüzyılda haraç kesen toplumlar için iktisadi bir getirisi vardı ama bugün hiçbir getirisi yok, götürüsü var. Aç çocuklar, aç insanlar var Türkiye’de. Bana sokakta her gün insanlar geliyor; “İki gündür açım, 5 lira verir misin?” diye. Gözlerim doluyor, ağlıyorum. Ben bunun için bölgesel güç olmak istemiyorum, bu aç insanların doymasını istiyorum. Hayır kardeşim, insanların doyacak. Bunu yapman lazım. Ama bu böyle sanayi politikasıyla, böyle yatırım politikasıyla olmaz... Onun için bu bölgesel güç hikâyesini de milletin gözüne perde indirme olarak görüyorum. Şimdi seçimler geldi, bu bölgesel güç olma söylemini daha çok artıyorlar. Millet de böbürlenmekten hoşlanıyor ne yazık ki! Bu da milliyetçiliğimizin bir neticesi. Ama şunu hatırlamak lazım, milliyetçilik AKP ile başlamıyor. Milliyetçilik, cumhuriyetin kuruluş düzeninin içinde vardı. Çünkü sıfırdan, yeniden toparlanmak istiyorlardı. Milliyetçilik bunun önemli, itici bir gücüydü. Ama bitti. Kurduk cumhuriyetimizi! Bu milliyetçilik kamburundan kurtulmak lazım artık. Bu hükümet bu milliyetçilik kamburundan istifade ederek bunun yeni bir sentezini getirdi. Mavi Marmara olayı bütün bunların bir parçasıdır. Ben Mavi Marmara olayını tehlikeli, aşırı buluyorum. Çünkü orada yoğun bir milliyetçilik sömürüsü var. 

AKP’nin ülkeye getirdiği düşük düzey yaşam tarzı!

Nasıl?


İslam ile iç içe geçmiş bir milliyetçilik savaşı var o olayda. Bu bölgesel güç olma hikâyesi de milletin mevcut milliyetçilik hislerinden istifade ederek esas problemlerin önüne perde çekmekten başka bir şey değil. Türkiye’de fakirlik var, işsizlik var. Gelir dağılımı hiçbir zaman olmadığı kadar, Osmanlı dönemi dahil, bir ayrışıma girmiş. Sokaklarda çocuklar dileniyor. Ben bölgesel güç oldum! Nasıl bir bölgesel gücün var? Sokaklarında fakir, yalınayak çocukların dolaştığı bir ülke, bölgesel güç oluyorum terbiyesizliğini yapmaz. Ben istemiyorum olmak zaten. Ben Avusturya gibi olmak istiyorum.

Niye İsveç ya da bir başka ülke değil de Avusturya?

Çünkü İsveç sıfırdan buraya gelmiş, Avusturya aynı Osmanlı gibi kocaman bir imparatorluğu Birinci Dünya Harbi’nde kaybetmiş, parçalanmış. Adamlar bunu kabul etmişler ve şimdi devamlı dünyanın en yaşanılır ülkesi seçiliyor Avusturya. Ben de ülkemde yaşam düzeyinin düzelmesini istiyorum. Burada yeni bir kavram getirmek istiyorum, bugün Türkiye’de yaşam tarzı dendiği vakit, sadece Müslüman olup olmamak değil, ortada bir de düşük düzey yaşam tarzını kabul edip etmemek var. Bugün AKP’nin bize getirdiği düşük düzey yaşam tarzı! Bu, modern insanın alıştığı yaşam tarzından uzaklaşmak demek... Şunu kast ediyorum, ortada insanların daha iyi, daha üst düzeyde yaşamalarına set çeken bir yaşam tarzı var. AKP’nin önerdiği yaşam tarzı bu. Çok acayip bir şey bu, çünkü Arabistan’a, daha koyu Müslüman bir ülkeye, fevkalade üst düzey yaşama öykünüyorlar. Fakat AKP’nin millete, ama kendine, kendi zenginlerine değil, hep önerdiği bir lokma bir hırka! Bir fakirlik edebiyatı içinde millete bunu kabul ettirmeye çalışıyorlar. Ortadaki içki kavgası da bununla ilgili, akşam lokantaya gitmek de bununla ilgili, bireylerin hür olmaları da bununla ilgili... İnsanlar kendi yaşam tarzlarını biraz daha güzelleştirmek, daha yükseltmek, güzeli aramak istiyor. AKP ise, insanların güzeli aramasını istemiyor. Daha dar, daha sobanın başına oturmuş kestane pişiren insanlar istiyor.

Oysa siz CHP’lilere “Ne yapsınlar türbanlılar evde oturup babaanneleri gibi kestane mi pişirsin?” demiştiniz...

Evet. Ama bu türban üstüneydi. Ben orada türbanlıları kestane pişirmeye mahkum etmek isteyenleri, Neo-Kemalistleri tenkit ediyordum ama şimdi bakıyorum AKP de aynı şeyi yapıyor. AKP de fevkalade bir şekilde milletin dar kalıplar içinde kendi kendini üretmesini istiyor.

Aşiretçilik yapmaya çalışıyorlar ama...

AKP halk daha da dindar olsun diye mi düşük yaşam tarzını getirmek istiyor, yoksa halkı yönetmek daha kolay olsun diye mi?


Bilemiyorum. Ama AKP’liler ufukları dar insanlar. AKP’nin problemi orada, dünya görgüsü, bilgisi yok. AKP’nin yöneticilerine bakınca görüyoruz, ne yazık ki fazla bilgili insanlar değil. Dar köşelerden gelmiş, dar köşeleri yöneten insanlar. Bilgileri yok, görgüleri yok, dünya ile ilişkileri dar. Bunlar kasabanın tezahür etmiş insanları, şehri idare etmeye çalışıyorlar. Ama şehir kasaba değil. Kasabanın düşük düzey yaşam tarzını şehirli istemiyor.

O yüzden de mi kentleşemiyoruz?

Bu çok iyi bir örneği... Kentleşmenin bir devlet politikası olamamasının sebebi devleti yönetenlerin en iyi bildikleri şeyin kasabanın imkan verdiği dar ufuklu bir dünyalarının olması. Beni en rahatsız eden AKP kadrolarında, hakikaten dünyadan uzak, ufukları dar, bilgileri kısa, dünyadan kopmuş insanlar güruhu olmaları. Onun için de AKP’nin Osmanlı ile alakası yok.

Neden yok?

Osmanlı kasaba partisi değildi, evrensel bir kültür dünyasıydı. Osmanlı kapılarını bütün dünyaya açmış bir imparatorluktu. Osmanlı bürokrasisinin içinde Hırvat’ından Yahudi’sine, Rum’undan Ermeni’sine, Çek’inden Leh’ine, Sırp’ından Arap’ına her milletten, her dinden insan vardı. Osmanlı dünya zenginliğini terennüm edip kapsamaya çalışan bir idari mekanizmaydı. AKP ise bunun tam tersi. Dar, sadece başı örtülü insanları kendi içine alan bir kasaba partisi... Ben bu millete hizmet etmek istiyorum, ben bu vatana hizmet etmek istiyorum. Bütün hayatımda bunu amaçlamışım ama benim karım başını örtmeyi reddetti. Benim Türkiye’de bugün idari bir mevkide yerim olmasına imkan yok! Bu ne demek? Kulüpçülük var...“Başını Örtenler Kulübü” kurmuş AKP... Bu beni çok rahatsız ediyor. İki sebepten; bir ben Osmanlı geçmişi olan, Osmanlılığa çok bağlı bir insanım. Bu ne demek? Dünyaya açılmak demek... Herkesin bu imparatorluğun içinde yer alabilmesi demek. İtikadı ne olursa olsun insanların bu devlete hizmet edebilmesi demek. Kamu hizmeti yetenekli insanlara açık olmalı, Osmanlı bunu becermiş. Bugünkü Amerika gibi... Osmanlı imparatorluk, ama neden imparatorluk biliyor musunuz? Kapsadığı büyük coğrafyadan değil. İmparatorluk metre murabba (yüzölçümü) işi değildir. Kavrama işidir. Osmanlı herkesi içine dahil eden bir imparatorluktu. Halbuki AKP dar tabanlı aşiretçilik yapmaya çalışıyor. Ama aşiret de olamıyor. Olsa sınırları belli olacak, dışındakiler daha rahat olacak! Dolayısıyla kalkıp iki kere Suriye’ye, altı kere Irak’a gitmekle Osmanlı olunmuyor.
http://haber.gazetevatan.com/akp-kasaba-partisi-gibi/354997/1/Manset

24 Ocak 2011 Pazartesi

GERÇEKTEN 1 KİLOGRAM MI?



Bilim adamları, bugün Londra’daki meşhur bilim topluluğu Royal Society’de yapacakları sempozyumda, "kilogram" için tüm fiziksel cisimlerden bağımsız kalıcı bir ölçü bulma arayışlarını sürdürecekler.

Kilogram ölçüsü için 1889’dan beri, 1879’da Londra’da yüzde 90 platin ve yüzde 10 iridyumdan üretilen ve Paris yakınlarındaki Sevr’de bulunan Uluslararası Ağırlık ve Ölçüler Bürosu’nda bir cam fanus altında saklanan silindir temel alınıyor.

Ancak yüz yılı aşkın ölçümler, kilogramın ağırlığının azaldığını gösteriyor. Hesaplara göre, silindirin kütlesi 0,4 mm çapındaki bir kum taneciği kadar değişti.

Bu nedenle tüm dünyadan bilim adamları, fiziksel bir cisim haricinde bir tanım ile kilogramı tespit etmeye çalışıyorlar. Hedefleri, tüm temel, kütle, uzaklık, zaman gibi birimlerini kalıcı ve evrensel ölçülerle belirlemek. Örneğin, metre için ışığın hızının ölçüt alınması gibi.

Kilogram için bilim adamları, Max Planck kuantum fiziğinin isim babasının "Planck değişmezi"ni öneriyorlar. Bunun için eski kilo ile Planck değişmezi arasındaki bağlantıyı belirlemek gerekiyor. Bu amaçla tüm dünyadaki laboratuvarlarda deneyler yürütülüyor. Bilim adamları, mekanik kuvveti, elektrik kuvvetine veya tersini yapmaya yarayan dönüştürücü bir watt cihazından yararlanıyorlar.

Royal Society’den Michael Stock, deneylerinin sürdüğünü ancak kilogramın yeni tarifiyle ilgili bir şey söylemek için erken olduğunu belirterek, "Yeni kilogramla ilgili değişiklik, 2015’te Paris’te yapılacak Ağırlıklar ve Ölçüler Konferansı’nda yürürlüğe girebilir" dedi.

Toplumun geneli için ise bu değişikliğin hiçbir etkisi olmayacak ve kilogram konusunda her şey eskisi gibi devam edecek. Kilogram şu anki ağırlığını muhafaza edecek ancak ölçüsünü bozacak kum taneciği de olmayacak.

KAVŞAKLAR ÖLÜM TUZAĞI


Büyük yanlış ortaya çıktı

Emniyet Genel Müdürlüğü Türkiye'deki kavşakları ve işaretleme sistemlerini inceledi ve


Büyük yanlış ortaya çıktıHazırlanan rapora göre, kavşaklar ile buralardaki ışık ve işaretlerin büyük bölümü yanlış yerde. Yaya geçitlerinin çoğunun yeri de hatalı...

Emniyet Genel Müdürlüğü kayıtlarına göre, son 7 yılda kavşaklarda 30 bin ölümlü, yaralamalı ve maddi hasarlı trafik kazası meydana geldi. Bu rakam, her üç ölümlü ve yaralamalı kazadan birinin kavşaklarda yaşandığını ortaya koydu.

Kavşaklarda "ölüm" riskinin yüksek çıkması üzerine Trafik Hizmetleri Başkanlığı, her yıl binlerce kazanan meydana geçiş noktalarını inceleme konusu yaptı. Aylar süren incelemenin ardından hazırlanan rapor ise trafik ışıkları ve yaya geçitlerinin hatalı olduğunu gözler önüne serdi. Rapora göre, Türkiye'deki kavşaklar, buralardaki ışık ve işaretlemelerin önemli bir kısmı yanlış konumlandırıldı. Raporda, "Trafik ışıklarının önemli bir kısmı hatalı olarak yaya geçidinden sonra yerleştirilmiş. Öyle ki bazı şehirlerde trafik ışığı yüzde yüz hatayla yaya geçidinden 20- 30 metre ileriye kurulmuş. Yaya geçitlerinde araçlar için dur çizgisi ya bulunmuyor ya da hiç yok" denilmesi dikkat çekti.

Denetim güçleşiyor

Raporda, trafik ışıklarının standart dışı konumlarının elektronik denetim sistemleri kurulurken kavşaklarda yaya alanı ve kırmızı ışık ihlali yapan araçlara ceza uygulamalarında polis için tereddüt oluşturduğuna vurgu yapıldı. Kavşaklarda hem araç hem de yayaların karıştığı kazalarda bu altyapı eksikliğinin etkili olduğuna işaret edildi.

Çözüm yükseltilmiş yaya geçitleri

Raporda, kavşaklardaki konumlandırmanın nasıl olması gerektiği de anlatıldı. Buna göre, trafik ışığı, yaya geçidi ile dur çizgisi arasında olmalı. Yaya geçitlerinden önce yol yarı yarıya daraltılarak trafik yavaşla tılmalı. Raporda ayrıca, AB ülkelerinde yükseltilmiş yaya geçitlerinin kullanılmasıyla hızın yüzde 20, kazaların ise yüzde 45 azaldığı belirtildi