ALO ORMAN YANGINI: 177... ALO ORMAN YANGINI: 177... ALO ORMAN YANGINI: 177... ALO ORMAN YANGINI: 177...

25 Şubat 2011 Cuma

VARINIZ YOĞUNUZ İNTERNET BANKASINDA!


İnternet bankacılığında telefon numarasını yazılan herkesin borcu ekrana geliyor. Örneğin Fazıl Say’ın 5 bin 940, Aysun Kayacı’nın 1500, Bülent Arınç’ın 182 TL’lik fatura borcu var.

Herhangi bir bankanın girilen ödemeler bölümünde herhangi bir kişinin telefon numarası yazıldığında o ayki telefon faturasının ne kadar geldiği veya ödenmeyen eski borçları ekranda ortaya çıkıyor

İnternet bankacılığı yoluyla herhangi bir kişinin özel hayatıyla ilgili bilgilere ulaşmak çok kolay. Bunun için cep veya ev telefonunu bilmek ya da doğalgaz sayaç numarasını öğrenmek yeterli. İnternette yapılan bankacılık işlemleri arasındaki online fatura ödeme servisinde açık var. Telefon, doğalgaz, elektrik, su, kablolu TV, ADSL, Digiturk, Superonline, Turkcell, Avea ve Vodafone hatlı cep telefonu faturalarının ödenmesi için sunulan hizmet özel hayatın gizliliğini ihlal ediyor. Herhangi bir kişiye ait cep telefonu numarasını girdiğinizde faturasının ne kadar geldiğini öğrenmek mümkün.

ÜNLÜLERİNKİ DE ÖĞRENİLİYOR
Örneğin ünlü piyanist Fazıl Say’ın telefon numarasını bilenler 5 bin 940 TL, Aysun Kayacı’nın cebini bilenlerse bin 500 TL’lik telefon görüşmesi olduğunu kolayca öğrenebilir. Tıpkı Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Başkanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun ödenmeyi bekleyen ve toplamı yaklaşık 7 bin TL’yi bulan 3 aylık faturası gibi. CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu adına kayıtlı olan telefonun 3 aylık ödenmemiş faturası bulunuyor.

Kılıçdaroğlu, ocak ayında 156, şubatta 150 ve son ödeme tarihi 3 Mart olan faturaya göre 190 liralık konuşma yapmış. Bülent Arınç’ın son ödeme tarihi 3 Mart olan telefon faturası ise 182 TL. Gazeteci Ahmet Hakan Coşkun’un 4 Mart tarihli faturası 557.20 TL. Deprem Dede Ahmet Işıkara’nın cep telefonu faturası 85.70 TL, tiyatro oyuncusu Lale Mansur’un mart ayında ödemesi gereken fatura ise 216.90 TL.

KADDAFİ'NİN ÖDÜLÜ!


22 Şubat 2011 Salı

"CİHAN" ADLI AT İÇİN İKİ ŞİİR






KEMAL RASTGELDİ'DEN
"CİHAN" ADLI AT İÇİN İKİ ŞİİR


ÇİFTÇİYE İNSAF ETMEZ
HAYVANA GÜCÜ YETMEZ

Hani memleketin efendisiydi ya bir zaman,
İşte o çiftçiye (ve de adaşıma) “LAN” dediği an,
Tayyip adlı bir başbakan,
Beynime sanki sıçradı kan.
Ve yeniden aklıma geldi “CİHAN”.
Sanırım ülkede yoktur, o ünlü atı unutan.
Halk çaresiz boyun bükerken, işte o asil hayvan,
Dayanamayıp,
Sırtından Tayyibi atıp,
Zorbalığa, kabalığa etmişti isyan.
Neden yeterince çıkmaz kahraman halkımızdan
CİHAN’ın davranışını günümüzde örnek alan?
Mersin-Kemal Rastgeldi


SÜPER AKILLI HAYVAN “CİHAN”

Cihana gelmez bir daha “Cihan” gibi akıllı hayvan.
Vatandaş anlamasa da, at bile anlıyor bazan,
Dizginleri ele geçiren
Ve her gün “Ben değiştim” diyen,
Nasıl, ne biçim bir başbakan.
Üstüne destursuz atlayan fırsatçıyı hemen tanıdı
Ve bildi ki sadece laiklerin, Atatürkçülerin değil,
Onun “At Yüreğini” bile yakan,
Bir türlü kabullenemediği işte o adam,
Kendi sırtını edinmek istiyor kendine mekan.
Ve işte gelmişti, atın ömür boyu beklediği an.
Bir istiklal madalyası ve de bolca arpa bağışlardım, bulsam o akıllı atı.
O at kadar olamayız, atamayız sırtımızdan belimizi bükenleri,
Olsa da yükümüz atınkinin bilmem kaç katı,
Sömürülüp, kalsak ta bir kemik bir deri.
Millet omuzunda taşırken takiyyeci başbakanı,
Kendisi beyninde taşır vazgeçemediği şeriatı.
Ölüm ötesine (öteki dünyaya) taşımaya çalışır,
Gerçek dünyamızda yaşamak istediğimiz aydınlık, çağdaş hayatı.

CAMBRİDGE ÜNİVERSİTESİNDEN PORNO AÇILIMI!



İngiltere'nin önde gelen yüksek eğitim kurumlarından Cambridge Üniversitesi geçtiğimiz günlerde cinsellik dozu yüksek bir tartışmaya sahne oldu.

Tarihinde birçok devlet adamını da ağırlayan Cambridge Üniversitesi Öğrenci Birliği'nin münazara derneği, "Porno kamuya yararlı mıdır?"ı tartıştı.
 Ve tartışma sonunda dinleyiciler arasında yapılan oylamada, "Evet yararlıdır" diyenler ağır bastı. Bu görüşün oluşmasına katkıda bulunan tartışmacılardan, porno film yönetmeni Anna Span pornonun birçok faydası olduğunu savundu. 
"Çoğu kez unutulan bir faydası mesela, insan bedenini "demokratikleştirme"sidir. Ne demek istediğimi şöyle açıklayayım: Bedeninin herhangi bir bölümünden, kilosundan, ya da ne bileyim fazla tüylü olmaktan yakınan bir kadınla tanışırsam, hemen internette porno aramasını öneriyorum. Yakındıkları bazı bedensel özelliklerin, bazı insanları özellikle çeken, onları heyecanlandıran bir şey olduğunu görünce kendilerine güvenleri yerine geliyor. Bunu merkez medya ile karşılaştırın. Orada herkes standart bir güzelliğe sahip. Ben bunların insanın, özellikle de kadınların öz güvenine büyük zarar verdiğini düşünüyorum. Tabii bir de, pornonun, erkeklerin kadınlara bakışını olumsuz etkilediği, hatta onları tecavüze daha eğilimli hale getirdiği inancı var. Oysa bu konudaki araştırmalar, arada doğrudan bir bağlantıya işaret etmiyor."

'Pornoda cezalandırma teması önde'

Porno film yönetmeni Anna Span, mesleğini bu sözlerle savunuyor. Tartışmada pornonun kamuya zararlı olduğunu savunan Amerikalı sosyolog Gail Dines ise porno ile cinsel suçlar arasında doğrudan bir bağlantı olduğunda ısrarlı:
"Google'a porno yazarsanız, vahşi, cezalandırma temasının öne çıktığı, kadının insanlık dışı bir muamele gördüğü, onu küçük düşüren görüntülerle karşılaşıyorsunuz. Çünkü artık porno derken, 10 yıl öncesinin Playboy'undan, mısır tarlasında objektife gülümseyen çıplak kadınlardan bahsetmiyoruz. Porno endüstrisi çeşitlendikçe çirkinleşti. Porno izlemeye başlama yaşının 14'e kadar düştüğünü düşünürseniz. Erkek çocuklarının cinsel kimliklerinin oluşmasında, bu çirkin yaklaşımın bu kadar etkili olması endişe verici."
Cambridge Üniversitesi münazara derneği, dünyanın en eski öğrenci münazara kuruluşu. 1815 yılında kurulan derneğin tartışmalarına başbakan ve devlet başkanlarından, yazar ve aktörlere, sanatçı ve sporculara kadar dünyanın her köşesinden ve farklı nesillerden ünlü kişiler katılıyor.BBC

20 Şubat 2011 Pazar

ATATÜRK TÜRKİYE'Yİ DOĞURDU - ATATÜRK ANATÜRK


Atatürk imgesi değersizleştiriliyor

Atatürk imgesi değersizleştiriliyor

Atatürk Anatürk adlı yeni bir kitap yayımlayan Prof. Dr. Vamık Volkan, uyarıyor: 'Şeyh Sait Kürt olduğu için asılmadı. Dine bağlılık Atatürk düşmanlığını gerektirmez. Türk kelimesi ırkçı bir anlamda kullanılmadı. Türkiye'yi Atatürk doğurdu. Kendi ayağımıza kurşun sıkıyoruz'
Satırarası...
Prof. Dr. Vamık Volkan, kendi deyimiyle 'Atatürk'ü tanrılaştırmak' yerine bir insan olarak analiz ettiği ve basıldığı dönemde çok tartışma yaratan 'Ölümsüz Atatürk' kitabını 27 sene sonra güncelledi ve yaklaşık bir ay önce 'Atatürk Anatürk' adıyla piyasaya çıkardı. Volkan, Ölümsüz Atatürk'ten önemli bazı bilgileri kullandığı için, kitabın diğer yazarı Norman Itzkowitz'in adını da koyarak piyasaya sürdü yeni kitaını. Yazara göre, Atatürk Anatürk'ü bir önceki kitaptan ayıran en önemli fark ise, 'Bugünkü Türkiye'de var olan etnik ve  dini kimlik karmaşasının Atatürk ve onun yarattığı Türk kimliğini nasıl etkilediğinin analiz edilmesi'. İlk kitapta hiç var olmayan bu yaklaşım nedeniyle kitaba yeni versiyon demek yerine Atatürk Anatürk adını verdi, 'Türkiye Cumhuriyeti'ni doğuran Atatürk'tür, unutulmasın' mesajını iletmek için okurlarına. Prof. Dr. Volkan, ne dindarlığın, ne de Kürt veya farklı etnik kökenden gelmenin Atatürkçü olmakla çelişmediğini güçlü tezlerle savunduğu bir çalışmaya imza atmış...
Dünyanın en ünlü politik psikologlarından Vamık Volkan'la telefonla yaptığımız röportajın ikinci bölümünde yeni çıkardığı kitabını, Türkiye'nin içinden geçtiği süreçte yaşadığı kimlik karmaşasını ve bunun Atatürk imgesini yıllar içinde nasıl etkilediğini konuştuk:
- Atatürk Anatürk'ü bir dönem çok tartışma yaratan 'Ölümsüz Atatürk'ün üzerine inşa etmişsiniz. Yeni kitabınızın Ölümsüz Atatürk'ten farkı nedir? Ben Ölümsüz Atatürk'ü yazdığım zaman Türkiye'de çok farklı bir siyasi iklim vardı ve Atatürk imgesi başka bir yerde duruyordu. 7 yıl uğraşarak yazdığımız bir önceki kitaptan bazı önemli şeyleri alarak, yeni bir Atatürk kitabı çıkarttım. Bu kitap yeni bir kitap, çünkü hem son 30 yılda Türkiye'de çok önemli değişimler oldu, hem Atatürk'le ilgili yeni bilgiler ortaya çıktı, hem de benim politik psikolojide tecrübem oldukça arttı. Bunları kitaba yansıttım. Bu kitabın öteki Atatürk kitaplarından farkı psiko politik bir kitap olması ve Atatürk'ü bir insan olarak tartması. En önemlisi de, son dönemlerde Türkiye'ye gittiğim zaman Atatürk'ün ismini alınca, ben yanlış yapıyor muşum gibi davranıldığı için de bu kitabı çıkartmak istedim.
- Atatürk'e atıf yapınca olumsuz tepki mi alıyorsunuz yani? Neden sizce? Sanki Atatürk insanları incitmiş gibi. Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu bazı kesimler için travma olmuş gibi düşünüyorlar. Bunlara sormak lazım 'Türkiye Cumhuriyeti kurulmasaydı ne olurduk biz?' diye. Arap ülkelerinde olduğu gibi, küçücük bir yer kalırdı. Şimdi Mısır'da olanlar Türkiye'de olanlardan yüz sene sonra yeni başladı. Bunu unutuyorlar. Sanki bir travma yaratmış Atatürk, ellerinden bir şeyler almış, dini almış gibi şeyler söylüyorlar.  Tarihi olayları yaşandığı dönemin koşullarıyla değerlendirmeden bir ülkeyi anlayamazsınız. Atatürk'ün yaptığı şeyler 2014'te olmaz. Medeniyet değişti.
- Türkiye'de ne zamandır Atatürk'le ilgili olumsuz bir yaklaşım, tavır görüyorsunuz?Geçtiğimiz yıllarda Bahçeşehir Üniversitesi'ne gelmiştim dersler vermek için.  O zaman gerçekten farkına vardım ki bir olumsuz algı var, tarihimizi silmek gibi bir çaba var. İlerleyen yıllarda ve özellikle on daha da çok görmeye başladım bu durumu.
- Kitaba neden 'Atatürk Anatürk' ismini vermeyi tercih ettiniz?Çünkü, Atatürk Türkiye'yi doğurdu. Unutulmasın.
ETNİK KİMLİK VURGUSU ARTTI
- Kitabınızda 'Türkiye'de biri etnik diğeri dini olmak üzere iki tür kimlik karmaşasından bahsediyorsunuz ve her iki kimlik karmaşası da Atatürk'ün imgesini ve yarattığı Türk kimliğini etkiliyor' demişsiniz. Bunu biraz açar mısınız?
Etnikten başlayalım. Bir hikaye anlatayım ben size. 1974-75'te 13 ay Ankara'da kalmıştım misafir hoca olarak. Ölümsüz Atatürk kitabını hazırlarken tıbbiyeden bir arkadaşla komşu olmuştum.  Bu beyle ben Atatürk hakkında konuşunca o kadar heyecanlanırdı ki! Adamın gözleri böyle şafak gibi doğardı. Atatürk'ü küçükken gördüğünü anlatırdı falan... Benden daha fazla Atatürkçü idi. Ben o hocanın Kürt olduğunu hiç bilmiyordum. Şimdi öyle şey yok Türkiye'de. Kürtlük var, Türklük var, Alevilik var... Yalnız Türkiye'de değil, dünyada 'kimiz?' sorusuna cevaplar var. Bu yapılırken her Kürt vatandaş Türkiye'de olanlar nedeniyle Kürt kökenli olduğunun her gün farkında.
- Neden peki bugün farklı bir algılama ve ortam oluştu?Dünya değişti. Avrupalılar, Amerikalılar Türkiye aleyhine konuşuyor ama kendi yaptıklarını unutuyorlar.  Dünyanın en büyük ayrımcısı, ırkçı ülke Amerika. Ama unutuyorlar. Kolonicilik çökünce, herkeste 'Biz kimiz?' sorusu sorulmaya başlandı. Eskiden 'Komünist misin?' diye sorulurdu, sonra 'Kimsin?' diye sorulmaya başlandı. Dünyanın modası Türkiye'ye yayıldı ve 'Biz kimiz?' sorusu sorulmaya başlandı. Türkiye'de PKK'ya karşı mücadelede 30-40 bin kişi öldü. Düşünün 30-40 bin kişi kaybedilmişse, bu belki 10, belki 20-30 milyon insan bu yası yaşıyor demektir. Bu büyük bir komplikasyon yaratıyor ve sorunun kaynağını 'Türkiye ilk kurulduğu zaman başladığı zaman ayrımcılık vardı, asimilasyon vardı' diye açıklamaya çalışıyorlar. O nedenle etnik karmaşa Atatürk'ün imgesini yıprattı.
- Dini kısmı da var diyorsunuz... Tabii ki dünya değiştikçe politika değişiyor. Türkiye'de dinle daha yakın olan partiler yavaş yavaş gelişti. Biliyorsunuz AKP'den önce ötekiler de vardı. Bu, bir bakıma çok iyi. Demokrasiyi daha da geliştirmek için olumlu süreçler de yaşanıyor. Fakat aynı zamanda, dini siyasette kullanma da gelişti. Bunu bilerek mi yaptılar, bilmeyerek mi yaptılar, ben tabii onu bilmiyorum. Fakat dini kullanma gelişti.
- Nasıl kullanılıyor din?Mesela diyelim ki Ankara'da sizin mahallenizde bir kadın vücudu heykel var. Eğer o mahalledeki hocalar 'Bu günahtır' derse, buna 'Ayıptır, yapma böyle şey' diyen pek duymuyorum. Bu gibi olaylar çok yayıldı Türkiye'de. Bunlar yayılınca sanki Atatürk'ün ismini anmak, dine inanmaya karşı engelmiş gibi bir durum ortaya çıktı. Oysa, hiç alakası olmayan bir şey. Evet, Atatürk rakı içiyor. Türkiye'de rakı içen çok kişi vardır, onlar Türk değil mi, onlar vatandaş değil mi? Ama son yıllarda 'Dine bağlılık gösterecekseniz, Atatürk düşmanı olacaksınız' gibi bir durum gelişti ve bu çok kötü. Böyle olunca, geçmişinizi bozuyor.  Tarihi olarak nesillerin devamlılığı olursa, temeliniz daha sağlam. Bu olmadı mı fena. Yani biz başlangıcımızı kazıyoruz, temelimizi bozuyoruz. Türkiye'de dini ve etnik kimlikleri kullanarak Atatürk imgesi ve yarattığı kimlik değersizleştirilmeye çalışılıyor. Bugün artık, 'Yeni Türkiye'nin temelini bozuyor' gibi bir duruma girdik ve bu büyük bir karmaşa ortaya çıkarıyor. Sanki elimize tabanca aldık ve kendi ayağımıza kurşun sıkıyoruz. Bunları açmak lazım. Hürmetle konuşmak lazım. Bu nedenle, bu kitabı gençlerin okumasını istiyorum.
ŞEYH SAİT KÜRT MARKASI DEĞİL
- Kürt kökenli vatandaşlar 'Biz kimiz sorusuna yanıt ararken, Atatürk'le nasıl buluşuyorlar?
 'Biz kimiz?' sualiyle Kürt vatandaşlar kendi tarihlerine, bilhassa Şeyh Sait İsyanı'na gidiyorlar. Bugün pek çok Kürt asıllı vatandaş için Şeyh Sait isyanı 'seçilmiş bir travma' haline gelmiş. Bu aslında dini bir isyan, kırmızı beyaz bayrağa karşı yeşil sancak açılması sonucu yaşanmış bir asılma durumu var. Ama sanki başındaki kişi (Şeyh Sait) Kürt olduğu için asılmış gibi görüyorlar. Onu bir Kürt meselesi, Kürt imgesi olarak sanki bir markaymış gibi geliştirenler var. Bu nedenle 'Atatürkçü olmak Kürtlerin etnik kimliğine uymuyor' gibi şeyler üretiliyor. Atatürkçü olmak diye bir şey yok, mecbursun Atatürkçü olmaya, o başlatmış çünkü seni! Tabii ki isyanlar ve çatışmalar var, ama bunlar etnik değil. Atatürk'te ayrımcılık hisleri yoktu, yaverlerinden birinin Kürt olduğunu gösteriyor yaptığımız çalışmalar. O, Türkiye'nin hudutlarını belirledikten sonra içindeki insanların hepsine 'Türk' diyerek, aynı çadır altında yeni bir millet geliştirmek istedi, ırkçı bir söylem değildi bu. Kanuna göre herkes aynı olsun istedi. Bu, o zaman için en güzel modern, egemen bir millet örneğiydi.  12'nci asırdan beri Osmanlı olarak bilinen gruba Türk dedi ve Türk çadırının altındaki hiçbir etnik grubu azınlık görmedi.
CIA veya MOSSAD için çalışmıyorumBen hiçbir hükümet için çalışmadım. Ne CIA, ne MOSSAD... MİT'e bir konferans vermiştim, herkes gibi bir akademisyen olarak. FBI bir yerde insanları yaktı. 8 akademisyen buldular 'FBI'ın kabahati neydi, niye insanlar yakıldı, bulunsun' diye. Ben uluslararası alanda bu işlerde çalıştığım için beni seçtiler. Bu komitenin başında bir Türk'ün olması şeref olmalıydı bizim için. Bir akademisyen olarak FBI'ya rapor sundum ben, FBI'cı olarak değil. Bu suçlamalar ABD'de olsa, mahkemeye gider, milyoner olurdum.
Türkiye'de dinlenme korkusu yayılmışİstanbul'da çok yakın tanıdığım bir arkadaşımın ofisine gittim. Bu arkadaş profesyonel politikacı da değil. Yazılar yazıyor zaman zaman. Ona ziyarete gittim. Bana 'Telefonun yanında mı, kapalı mı?' diye sordu. 'Evet' deyince, 'Aman kapalı olsun, bizi dinlerler. Açıksa sekretere bırak, ondan sonra konuşalım' dedi. Bu beni o kadar üzdü ki, anlatamam! Okul ortamında bile bir paranoya gelişmiş. Bunu önlemek için tabii ki başta olanların hürmetle açıklama yapmaları gerekir.

19 Şubat 2011 Cumartesi

ANADOLU'NUN İSYANI



Film herhangi bir kar amacı güdülmeden, konuya duyarlı insanların gönülden destekleriyle tamamlanmıştır. Amacı Anadolu’da HES’lere karşı yürütülen mücadeleye destek olmak, halkın sesini duyurmaktır. HES mücadelesi içerisinde bulunan herkes, bu çekimlerin yapıldığı bölgelerdeki bütün canlılar, bu filmin dolaylı ya da dolaysız destekçisidir. Bu nedenle film, herhangi birinin isminin öne çıkartılamayacağı bir anonim çalışmadır. 

Filmin indirilmesi, çoğaltılması ve dağıtılmasında hiç bir sakınca yoktur. Festival ve toplu gösterimler için özel izin alınmasına gerek yoktur.

Anadolu'nun tüm canlılarına armağan olsun..

Paylaşım için:
anadolunehirleri.org/​tr.html
vimeo.com/​vermeyoz/​film

18 Şubat 2011 Cuma

BUNLAR DA MI DEKOLTE HOCA?


Fotoğraflara bak ve cevap ver. ‘Dekolte giyen tecavüze uğrar’ diyen Prof. Orhan Çeker’e soruyoruz: Fotoğraflarını yayınladığımız kadınların neresi dekolte? Damacananın neresi tahrik ediyor? Sevimli eşek Kadifegül ile zavallı köpek Masum’un suçu neydi?

Savcılık soruşturma başlattı


Türkiye ‘Dekolte giyen tecavüze uğrar’ diyen Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Hukuku Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Orhan Çeker’in akıl almaz sözlerini tartışıyor. Olay profesöre, YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan’ın ardından Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez de tepki gösterdi. Görmez, “Hiçbir şey, taciz ve tecavüze mazeret olarak gösterilemez” dedi. Konya Cumhuriyet Başsavcılığı da Prof. Dr. Çeker hakkında inceleme başlattı. İnceleme sonrasında Çeker hakkında dava açılıp açılmayacağına karar verilecek.


Sorun dekolte sorunu değil!


Şimdi Prof. Çeker’e sormak istiyoruz. Sayfaya, kimlikleri bizde saklı, tecavüz mağduru bazı kadınların resimlerini koyduk. Kadifegül ve Masum ile ‘Damacana’ da aynı dertten muzdarip! Bu kadınların neresi dekolte? Damacananın neresi tahrik eder? Kadifegül ile Masum’un suçu neydi? Demek ki sorunun kaynağı dekolte değil! Bazı sapıklar, kadının giyimine, yaşına, başına bakmıyor. Eğer öyle olsaydı, dekolte giyinmeyen kadınlar, bu korkunç olayı yaşamazdı. Kadifegüller, Masumlar, bu iğrençliğe alet edilmezdi. Sapla samanı karıştırma hoca!


















http://www.gazetesok.com/

16 Şubat 2011 Çarşamba

DEKOLTE GİYENE TECAVÜZ EDİLEBİLİR!



Selçuk Üniversitesi İlahiyet Bölüm Başkanı Prof. Orhan Çeker, dekolte giyenin tecavüzü göze alması gerektiğini söyledi..

Selçuk Üniversitesi İlahiyet Bölüm Başkanı Prof. Orhan Çeker: "Sorunun odağında kadın var. Sen dekolte giyinirsen bu tür çirkinliklerle karşılaşman sürpriz olmaz. Tahrikten sonra sonucundan şikayet etmen makul değil."

AK Parti'li milletvekilleri tarafından TBMM'ye sunulan ve "hadım yasası" olarak nitelendirilen "cinsel saldırı suçu ile çocuklara ve reşit olmayana tecavüzden yargılananların hadım edilmesini" öngören tasarıya Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Orhan Çeker'den tartışılacak bir yorum geldi.

SORUNUN ODAĞINDA KADIN VAR
Habertürk gazetesinin haberine göre, her ülkede olduğu gibi Türkiye'de de tacizcilerin olduğunu belirten Prof. Orhan Çeker, sorunun kökenine inilmesi gerektiğini ifade ederek şunları söyledi: "Sorunun odağında kim var? Kadın var. Kardeşim sen dekolte giyinirsen bu tür çirkinliklerle karşılaşman sürpriz olmayacaktır. Tahrik ettikten sonra sonucundan şikayet etmen makul değildir.

SUÇTA DEKOLTE VE TAHRİK EDİCİ KIYAFET VAR
Bu konuda suçu işleyenleri savunduğum anlaşılmasın. Elbette işlenen suç son derece iğrençtir. Lakin bu suçun işlenmesinde dekolte ve tahrik edici kıyafetler giyinen kadının da etkisi küçümsenmeyecek kadar büyüktür. Bu konuda tabi ki erkek suçludur ama kadının da suçu gözardı edilirse meseleyi çözümde yanlış adım atmış oluruz. Bu olayda her iki taraf da suçludur." Prof. Çeker, "Öncelikle belirtmeliyim ki dinimizde böyle bir ceza yok. Bu siyasi otoritenin kararı ile uygulanan bir ceza yöntemidir" dedi.

ATATÜRK'ÜN GENÇLİĞE HİTABESİ




Ey Türk Gençliği!
Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!
 

Mustafa Kemal Atatürk
20 Ekim 1927



13 Şubat 2011 Pazar

AKP'NİN SESİ HALKTAN BESLENİYOR


Otomobil radyosundaki TRT payına Danıştay kararına rağmen devam

DANIŞTAY’IN “Otomobilin çıplak değeri üzerinden TRT bandrol payı kesilemez” kararına rağmen dün Resmi Gazete’de yayınlanan kararname ile bu yıl da ithal edilen otomobilin gümrük beyannamesindeki değeri üzerinden binde 4 oranında TRT bandrol payı kesilecek. Cep telefonlarından da radyo özelliği olduğu için kesilen bandrol payı bu yıl yüzde 6 olarak uygulanacak. Karara tepkili cep telefonu ithalatçıları, ‘Oldu olacak bilgisayardan da TRT payı kessinler. Bilgisayardan da radyo dinlenebiliyor’ değerlendirmesini yaptı.

Hükümet, 2009 yılında sessiz sedasız getirdiği ve büyük tartışma yaratan TRT bandrol payları düzenlemesinde ithal otomobiller için Danıştay kararı olmasına rağmen geri adım atmadı. Ekim 2009’da bir hafta sonu düzenlemesiyle, otomobillerdeki radyo, nevigasyon vb. cihazlardan aldığı TRT bandrol ücretini, cihaz yerine otomobilin değeri üzerinden almaya karar verilince konu davalık olmuştu. Vergi uzmanlarınca da “Deli Dumrul Vergisi” olarak yorumlanan bu düzenleme için Danıştay’a dava açılmıştı. Danıştay 10. Dairesi, 28 Haziran 2010 tarihinde aldığı kararla aracın toplam değeri üzerinden değil, sadece radyo ve televizyon yayını almaya yarayan kısmı üzerinden bandrol ücreti alınmasının uygun olacağı gerekçesiyle, yürütmeyi durdurma kararı vermişti.

Oran düştü ama...

Ancak hükümet, yine bir hafta sonu kararnamesiyle, TRT bandrol payı ile ilgili düzenlemeyi yenileyerek Resmi Gazete’de yayınladı. Hükümet oranları düşürse de bu bandrol payından vazgeçmeyeceğini ortaya koydu. Danıştay’ın kararına rağmen ithal otomobillerdeki radyo, müzik seti, nevigasyon cihazı gibi bandrole tabi cihazların TRT bandrol ücretini yine otomobilin vergi matrahı üzerinden alınmasında ısrar etti.

Buna göre; ithal otomobillerde radyo, müzik seti, nevigasyon cihazı gibi bandrole tabi cihazlar ayrı ayrı ücretlendirilemiyorsa, bunların TRT bandrol ücreti, bu cihazların sayısına bakılmaksızın ithal edilen otomobilin gümrük beyannamesindeki KDV matrahının binde 4’ü oranında alınacak. Otomobil dışı araçlarda ise söz konusu oran onbinde 1 olarak tahsil edilecek.

Cep telefonundan da TRT’ye pay kesiliyor ithalatçı 5 TL öneriyor
Cep telefonlarındaki bandrol payının düşürülmesi cep telefonu ithalatçılarını memnun etmedi. Yüzde 6’lık oranın da kendileri için ‘kabul edilemez’ bir oran olduğunu söyleyen Mobil İletişim Araçları ve Bilgi Teknolojileri İş Adamları Derneği (MOBİSAD) Başkanı Murat Dursun, oransal değil maktu bir ücret alınması gerektiğini savundu.

Dursun, “Bu iyileştirme yetesizdir. Bize göre oransal değil maktu bir ücret alınmalı. Bu da telefon başına 5 lira olabilir. Üstelik ithalat kaydı yapılırken anında tahsilat da gerçekleştirilebilir. Bunu yetkililere ilettik ama sonuç alamadık. Fiyatı 1.500 lira olan cep telefonunda da 300 lira olan cep telefonuna da aynı oran uygulanıyor. Bilgisayardan da radyo dinleniyor. Onlardan bandrol alınıyor mu? Neden radyolu ve radyosuz telefon ayrımı yapılıyor? Bu mantıken de uygulama olarak da yanlıştır, çifte standarttır” dedi. Bandrol sorununun bu şekilde çözülemeyeceğini kaydeden Dursun, devletin bu uygulamayla “Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olacağını” iddia etti.

Beyanları düşürecek

Murat Dursun, şu uyarılarda bulundu: “Şirketleri zorla farklı uygulamalara yönlendiriyorlar. Bu uygulamayla bugüne dek topladıkları geliri de artık alamayacaklar. Çünkü teknoloji çok ilerledi. Çoğu şirket şimdi radyo fonksiyonunu etkin hale getirilmeden ithal edecek. İçeride bir program yüklenecek ve radyo aktifleştirilecek. Düşük fatura düzenlenmesine de neden olacak bu uygulama. Örneğin 300 euroluk telefon 50 eurodan beyan edilecek. Sonuçta kaybeden devlet olacak.”

Televizyonun bandrol ücreti 2 katına çıkarıldı
Hükümetin yeni düzenlemesine göre, televizyonlar, radyo, portatif radyo, teyp, pikap video gibi cihazlar ile hem TV hem radyo ya da video gibi birleşik cihazların TRT bandrol payını artırdı. Buna göre televizyonlarda yüzde 8, videolarda yüzde 12 ve müzik setlerinde yüzde 10 olan TRT bandrol oranlarının tamanını yüzde 16’ya çıkardı. Böylece bu güne kadar cihazın satış fiyatı üzerinden hesaplanan ve 1 kereye mahsus tahsil edilen TRT bandrol ücreti, örneğin Televizyonlarda 2 katına çıkarılmış oldu. Bu kararla Hükümet TRT’ye sağladığı geliri artırmayı hedeflerken, bu cihazları imal veya ithal edenlerin TRT’ye ödeyeceği bu tutardaki artış da, satış fiyatları üzerinden vatandaş tarafından sağlanmış olacak.



muhalifgazete.com

YILDIRIM DEMİRÖREN, MAHMUT ÖZGENER'İ BOMBALADI!


Beşiktaş Kulübü Başkanı Yıldırım Demirören, Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) Başkanı Mahmut Özgener hakkında sert açıklamalarda bulundu. Demirören, ''Federasyon Başkanı Mahmut Özgener, 'futbolda demokrasi yoktur' dedi. O zaman sen diktatör veya faşistsin'' şeklinde konuştu.

Siyah-beyazlı kulübün Olağan İdari ve Mali Genel Kurul Toplantısı'nda konuşan Demirören, Beşiktaş Kulübü'nü Asbaşkan Serdal Adalı ile yönetim kurulu üyesi Cengiz Zülfikaroğlu'nu hedef alan açıklamalarda bulunan Özgener'e sert yanıt verdi.Özgener’in, konuşmaları yapanları cezalandıracağını söylediğini ifade eden Demirören, "Kasti hareket eden hakemlerin cezasını arttırdınız mı? Kendinize ne ceza vermeyi düşünüyorsunuz? Soyunma odası basanların cezalarını neden devre arasına denk getirdiniz? Kulüp başkanı oda bastı, konuşmadınız. Kulüp başkanı ’Hakemler dürüst değil’ dedi, konuşmadınız.
Benim iki arkadaşım çıktı, oda basmanın doğru olmadığını, gerekirse en iyisini bizim yapacağımızı söylediler, çıkıp konuştunuz. Siz taraflısınız başkanım, taraflı." ifadesini kullandı."Siz ve Sarvan bu işi beceremiyorsunuz"Demirören, Özgener'in, ''Düzeltmek için çalışıyoruz, çalışacağız'' dediğini de belirterek, ''Neler kötü ki düzeltmeye çalışacaksınız? Milli Takım ve MHK kötü. Milli takım, Türk milletinin problemidir. Bu konuda halk yargılayacak ve soracaktır. MHK, Türk futbolu ve bizim problemimizdir. Sayın Sarvan ve siz bu işi beceremiyorsunuz. Sayın Sarvan, ben dahil İnönü'deki 30 bin kişiye hakaret etti. Ne ceza vermeyi düşünüyorsunuz? Bilmeden çıkar, bu hakemleri göstermelik korumaya devam ederseniz, kasti hatalar azalmaz, artar" dedi.Demirören'in Özgener'e yönelik eleştirilerine şöyle devam etti:- "Federasyon Başkanı Mahmut Özgener, 'futbolda demokrasi yoktur' dedi. O zaman sen diktatör veya faşistsin"- "Kimse Beşiktaş'a ders vermeye kalkmasın. Beşiktaş ders almaz, ders verir"- "Bu hakemleri korumaya devam ederseniz, bu kasti hatalar artar"- Soyunma odasını basanların cezalarını neden devre arası tatiline getirdiniz?"- "Siz bu işi beceremiyorsunuz""Bizi kıskanıyorlar"Türkiye'nin ve dünyanın takımını yarattıklarını kaydeden Demirören, "Sadece Beşiktaşlılar değil, diğer takım seyircileri de hem kıskanıyor hem gelip maçlarımızı izliyor. Futbol kamuoyu bu yıldızların altında eziliyor,b izleri kıskanıyorlar. 
Akşam Gazetesi Genel Yayın Müdürü İsmail Küçükkaya, 'Beşiktaş, Fener'in yerini alıyor' diye yazdı. Bir sürü köşe yazarımız Beşiktaş'ın dünya kulübü olduğunu yazdı. O günden itibaren saldırılar başladı. Biz bu saldırıları yeneceğiz, sizlerle beraber yeneceğiz" diye konuştu."Yönetim kurulumuz öyle bir takım yarattı ki, rüya takım" diyen Demirören, "Ligdeki yerimiz beklediğimiz yer değil. Ama unutmayın 14 hafta daha var. Neler getireceğini kimse bilemez. Yeter ki şu an oynanan pis oyunlar oynanmaya devam etmesin" şeklinde konuştu."Rahat bırakın"Bu sezon 3 kulvarda birden yoluna devam eden tek Türk takımı, IFFHS'nind eğerlendirmesine göre dünyanın en iyi 26. takımı, Türkiye'de bu sezon en fazla maç oynayan takım, 30 senelik UEFA Kupası tarihinde attığı toplam golün yüzde30'unu son 3 ayda atan takım, Avrupa'nın, Asya'nın, Amerika'nın takip ettiği, maçlarının naklen verildiği tek takım olduklarını ifade eden Demirören, "Bizler çıtamızı yükselttik. Türk futbol kamuoyuna diyoruz ki, siz de çıtanızı yükseltin ya da bizleri rahat bırakın yolumuza devam edelim" dedi.Stat konusu ne olacak?Şampiyonluklara bedel yeni yapılacak stadın iznini çıkardıklarını anlatan Yıldırım Demirören, "Belediye Meclisi'nden ve Anıtlar Kurulu'ndan geçti. Bu projede emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Tahmin ediyorum ki mayıs sonunda kazmayı vururuz. Yap-işlet-devret şeklinde yapılacak. Nisan ayı sonunda ihaleye açmayıplanlıyoruz. 42 bin kapasiteli olacak. Fulya'da hayal kuruyorsun dediler. Onu yaptık, bunu da yapacağız. Kalıcı eserler vermek istiyoruz. 
Bir spor kompleksi ve arsanın kazandırılması projemiz var. Şan Ökten Tesisi'mizin izinleri tamamlanmıştır. Kısa zamanda inşaat tamamlanacaktır" diye konuştu."İyi şeyler olmaya devam edecek""Beşiktaş'ta iyi şeyler oluyor ve olmaya devam edecek" diyen Demirören, sözlerini şöyle tamamladı:"İyi şeyler oldukça engellemeye çalışacaklar. Bizler kaçmayacağız,azimle, heyecanla buradayız. Sizleri temsil etmeye devam edeceğiz. Unutmayalım, çalışan insanlar hata yapar, bizlerin de hatası oldu. Ama bu hatalar Beşiktaş sevgimizden dolayı oldu."Başkan Demirören'in konuşmaları, salondaki kongre üyeleri tarafındanzaman zaman alkışlarla kesilerek desteklendi. 

TRT UMUT POMPALIYOR!

Recep Tayyip Erdoğan'ı şirin göstermeyi kendine görev edinen TRT, "İcraatın İçinden" yayınlarını sürdürüyor.


Sebze ve Meyve Yüzde 25 Ucuzlayacak

Vatandaşın merakla beklediği yasa yürürlüğe giriyor. Sebze meyve fiyatlarının yüzde 25 ucuzlaması bekleniyor.

Hal Yasası 22 Mart’ta yürürlüğe giriyor.Sebze ve meyve fiyatlarının, yasanın yürürlüğe girmesiyle yüzde 25 ucuzlaması bekleniyor.
Yasaya göre, artık pazarcı esnafı direkt tarladan ve üreticiden ürün alabilecek.
Rusum bedeli ödeyecek olan esnaf, komisyoncuya ödeme yapmak zorunda kalmayacak.
Türkiye Sebzeciler Meyveciler ve Seyyar Pazarcılar Federasyonu (TÜSPAF) Başkanı Mehmet Çakman, geçtiğimiz yıl Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yasalaşan ve altyapı çalışmaları sebebiyle yürürlük tarihi bir yıl ertelenen Hal Yasası’nın 22 Mart’ta yürürlüğe gireceğini söyledi.
Çakman, "Artık pazarcı, aracıları devre dışı bırakarak direkt üreticiden, köylüden ürün alabilecek. Bölgece sebze ve meyve fiyatları dengeye oturacak. Hal yasası ile birlikte tüm ürünlerde fiyatlar dengede seyredecek. 22 Mart tarihinden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Tüm toptancı halleri ulusal bir borsa haline gelecek." ifadelerini kullandı.
Yeni yasadaki en temel değişikliğin hal kayıt sistemiyle ilgili olduğunu belirten Çakman, "Yeni Hal Yasası’nda pazarcı esnafı direkt üreticiden aldığı ürünün yüzde 2’si miktarında ürünün alındığı yerdeki belediyeye rüsum bedeli ödeyecek. Yıllardır süregelen komisyoncu karı artık tarihe karışıyor. Esnaf, daha ucuza aldığı ürünü daha ucuza tüketiciye yansıtacak." dedi.
Hal Yasası ile birlikte Maliye ve belediye ekiplerinin denetimlerinin de sıklaşacağını anlatan TÜSPAF Başkanı Mehmet Çakman, aldığı ürünün yüzde 2’lik rüsum bedelini ödemeyen esnafa yüzde 25 oranında ceza kesileceğini söyledi.


TRT Haber

12 Şubat 2011 Cumartesi

TOKİ EVLERİ DÖKÜLÜYOR!

Denizli'de Toplu Konut İdaresi (TOKİ) tarafından 1 yıl önce yapımı tamamlanan Aktepe Mahallesi'ndeki 1'inci Etap TOKİ Konutları'nın duvarlarında çatlaklar oluştu.

(DHA) -- Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, 30 Ocak 2011 tarihinde 495 hak sahibine anahtarlarını törenle verdiği konutların elektrik ve su sayaçlarının çalınmasının ardından, duvarlarının çatlaması korkuya neden oldu. 

1'inci Etap TOKİ Konutları'nda oturan inşaat ustası Abdi Canbaz, "Zemin oturmadığı için yapılardaki sıvalarda çatlama olabilir. Ancak bu çatlaklar sıva çatlağı değil. Çatlaklar derin ve betona kadar ilerliyor. TOKİ mühendislerinin bir an önce inceleme yapması gerekiyor. TOKİ yetkilileri çatlakların üzerlerini sıvayla kapattırmaya başladı. Çatlakların üstünün sıvayla kapatılması çözüm değil" dedi. 

Öte yandan TOKİ yetkilileri konu hakkında açıklama yapmadı.

BAŞBAKANIN ÖDÜ KOPUYOR!



Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Adapazarı'na gelişinde yoğun güvenlik önlemi alındı.

Başbakanlık korumak için gelen Özel Harekat polisleri şüphelendikleri Sakarya Elektrik Dağıtım A.Ş.’de görevli 3 kişilik arıza ekibini cadde ortasında yere yatırıp sorguladı.

Başbakan Erdoğan'ın, Sakarya Valiliği'nde bulunduğu sırada Sakarya Elektrik Dağıtım A.Ş.'ye dışarıdan hizmet alımı ile görev yapan arıza ekibinin üzerinde SEDAŞ amblemi bulunan hizmet aracının Hükümet Konağı çevresinde dolaştığını gören Özel Harekat ekibindeki polisler, aracı durdurdu. Polisler araçtan indirdiği 3 kişiye yere yatırıp sorguladı. Yaklaşık 15 dakika boyunca kaldırımda yüzüstü tutulan SEDAŞ çalışanları kimlik sorgulamaları ve üst aramaları sonrasında serbest bırakıldı.
 SEDAŞ ekibinin Başbakan Erdoğan’ın Sakarya programın sırasında meydana gelebilecek arızalara müdahale için görevlendirildikleri belirlendi. 
foto galeri
Zafer TOKUŞ/ADAPAZARI (Sakarya), (DHA)

HER YERLERİ DÖVMELİ!




Son yıllarda özellikle gençler arasında çok rağbet gören dövme çılgınlığı artıyor. 

Dövme, kimi zaman bir harf, bir isim ya da bir sembol olarak karşımıza çıkar.

İnsanların dövme tutkusu ya duygularını dışa vurum yada süs, gösteriş amaçlıdır. Ama dövmenin çok eski zamanlardan beri insanoğlunun kendini ifade etme sanatı ya da yöntemi olduğu aşikar.




DÖVMENİN TARİHİ 

Dövme yapma geleneği çok eskiye dayanır. İÖ 2000'lerde Eski Mısır toplumunda dövmenin yapıldığı mumyalardan anlaşılmıştır.

Eski Yunanlılar ve Romalılar 'barbarlara özgü bir uğraş' saydıkları dövmeyi suçlulara ve kölelere yaparlardı. Aradan yüzyıllar geçince Avrupalılar dövmeyi unuttu. 18.yüzyıl sonlarında denizaşırı gezilerde Amerika Yerlilerinde ve Polinezyalılarda dövmeyle yeniden karşılaştılar.

Dövme 20. yüzyılın başlarından sonra, özellikle denizciler arasında yaygınlık kazandı.




UYGULANIŞI 

Dövme yapımında değişik yöntemler kullanılır. Bir tür dövmede sivri uçlu kemik, boynuz ya da çelik iğne deriye hafifçe batırılır ve açılan delikler boyayla doldurulur. Açılan deliklerden boyaya batırılmış iplik geçirilerek de dövme yapılabilir.
Günümüzde modern yöntemler ile yapılan dövme ise, yukarıda bahsedilen yöntemlere nazaran daha az acır ve sağlık açısından daha az zararlı olan boyar maddeler ile yapılır.

Dövme yapımında kullanılan makineler sayesinde yüksek devirle girip çıkan iğne düzeneği deri üzerinde bir kalemle çizim yapılıyormuş gibi rahat ve daha az hatalıdır.

AKP HÜKUMETİNDEN KKTC'YE GÖZDAĞI: "SİZİ BATIRIRIZ!




KKTC'deki Recep Tayyip Erdoğan karşıtı gösterileri hazmedemeyen AKP, Kıbrıs Türklerine aba altından sopa gösteriyor. 


Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek yılda 40 milyon TL zarar eden Kıbrıs Türk Hava Yolları’nın battığını belirterek, KKTC’nin de protokollere uyulmaması halinde aynı tehlikeyle karşılaşabileceğini söyledi. Çiçek “Kaynakların yüzde 84’ü kamu maaşlarına gidiyor geriye bir şey kalmıyor” dedi. 

Kıbrıs’tan Sorumlu Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, Türkiye ile KKTC arasındaki protokollere uyulmadığı takdirde KKTC’nin batma tehlikesiyle karşı karşıya kalacağını belirtti.
Çiçek, Hürriyet’e yaptığı açıklamada, Türkiye’nin önlem uyarıları dikkate alınmadığı için yılda 5 milyon TL kar eden Kıbrıs Türk Havayolları’nın (KTHY), yılda 40 milyon TL zarar eder hale geldiğini, piyasaya 2- 3 milyon TL borç takarak battığını hatırlattı.

Çiçek, “KKTC de batar mı demek istiyorsunuz” sorusunu ise “Bağıra bağıra söylüyoruz bunları. Ekim’e gelindiğinde herkes bu sıkıntıyı görecek. Kaynakların yüzde 84’ü kamu maaşlarına gidiyor geriye bir şey kalmıyor. Bunlar KKTC’nin gerçekleri. Herkes elini vicdanına koysun” diye yanıtladı.
Çiçek, şöyle devam etti: “Halil İbrahim Akça’nın benim adamım olduğu iddiaları var. Böyle bir şey olabilir mi? Hepsi devletin görevlisi. Hükümet ‘Sanki vali atadı’ iddiaları da saçma. Biz orayı ayrı bir devlet olarak kabul ediyoruz ve bizim dönemimizde açılmış şu an 18 ülkede temsilciliği var. Bizim oradaki rolümüz sınırlıdır. Biz iktidara gelene kadar benim bildiğim KKTC’nin sadece Ankara’da Büyükelçiliği vardı. Başka yerde irtibat noktası bile yoktu.

MÜJDAT GEZEN'DEN AKP'YE YANIT


MÜJDAT GEZEN YANIT VERİYOR!

Kendilerine muhalif olan herkesi en ağır dille eleştirmeyi bilen ama kendilerine eleştiri olduğunda zerre kadar hoşgörü gösteremeyen AKP zihniyeti, ülkede çıkan az sayıdaki muhalif sesi de yok etme peşinde. Televizyonda AKP'yi eleştirdiği için AKP'lilerin yoğun bir kampanya ile susturma mücadelesine girdiği yılların mizah ustası Müjdat Gezen, Müjdat Gezen Sanat Merkezi'nin internet sitesine yazdığı iki yazıyla bu tepkilere yanıt verdi.

KORKMAM VE SUSMAM

1983 yılında İzmir Torbalı'da bir mizah söyleşisi yapıldı. Aziz Nesin, Can Yücel, Turhan Selçuk ve ben bu söyleşiye katıldık. Bir vatandaş Aziz Ağabey'e: "Biz Nasrettin Hoca'nın torunları olarak akıllı bir milletiz değil mi?" dedi. Aziz Ağabey de: "Valla yüzde altmışımız aptalızdır." diye yanıtladı. Ben de Aziz Ağabey'e: "Neden bu kadar abarttın?" dedim. "Yüzde doksaniki diyecektim ama dilim varmadı, bu halkı seviyorum." dedi. Yüzde doksaniki o zaman Kenan Evren' in oylamasında çıkan oy oranı idi.

AKP'nin oyları yüzde elli diyenler iyi abartmışlar, Aziz Nesin'e göre yüzde altmış olmalıydı. Yani biraz daha abartılabilirdi. Sitemize mesaj atarak beni tehdit eden ve küfür yağdıranlara verilecek cevabım var ama yüzyüze gelebilirlerse. Her gün buradayım. Yüreği olan gelir yüzüme söyler ben de yanıtımı veririm. Bildiğiniz küfürlerin fazlasını bilirim. Ama ben başbakan değilim ki, vatandaşıma: "Al ananı da git" diyeyim.

Hiçbir partiye bağımlılığım yok. Yayınlandı. Siz AKP'ye oy vermiş olabilirsiniz. Kuşkusuz akıllısınız da. Ama bana verdiğiniz yakıştırmalar akıllı adam işi mi Allah aşkına?... Şimdi siz bana küfür ettiniz diye ne oldu? Eğer yüzde kırkın üzerinde oyunuz varsa, demek ki geri kalan yüzde altmışa yakın kesim de benim yanımda. Eeee ne olacak şimdi?... AKP sözcüsü benim için "Aptal" demiş. Aptal olmayı her zaman ve satılmış olmaya tercih ettim, ederim. Siz, bana küfür yollayanlar: Bu halk için şimdiye kadar ne yaptınız?... Çok şükür gönlüm rahat. Beni susturamazsınız, korkutamazsınız. Sizden korkan sizin gibi olsun. Eğer beni yalnız sanıyorsanız, o zaman işiniz bitik demektir. Çünkü bu ülkede sizin sandığınızdan çok daha fazla
Atatürkçü ve Cumhuriyetçi var. Şu küfür edenlere dava açsam çok para kazanırım. Ama değmez. Yüreksizdirler. "Gelin yüzyüze konuşalım" diyeceğim ama korkaktırlar, gelemezler. Çıkarları belli. Nereden beslendikleri belli. Ben bağımsızım, gücümü bağımsız olmaktan alıyorum. Tek bağımlılığım Mustafa Kemal'in ilkeleridir. O'na da dokunabilecek birini göremiyorum. Ayrıca siz ne diye alındınız? Siz aptal mısınız?...

Siz bir mizahçıdan ne bekliyorsunuz? Hükümeti, başbakanı övmesini mi? Onu siz yapın. Karşılığını da alırsınız. Bizim işimiz karşı çıkmak uyarmaktır. Lafı saptırıp: "Bize aptal dedin" demeye kalkmak beni doğrular sonra. Ben kimseye aptal falan demedim, bir olayı anlattım. O kadar. Sizin fikirlerinize katılmıyorum. Ama saygı duyarım. Siz de benim fikirlerime katılmayabilirsiniz, bu hakkınızdır. Ama küfür etme hakkını size vermem. O konudaki söylemlerinizi iki misliyle iade ederim.

MÜJDAT GEZEN

BEN BİR APTALIM

Buna karar verdim. Çünkü akıllı biri olsam: AKP’ nin yanında olduğumu, Recep Tayyip Erdoğan’dan başka büyük olmadığını ülkemde onikimilyondan fazla açlık sınırında insan bulunmadığını, üç milyon işsiz olmadığını, emekli ve işçilerin refah içinde olduğunu, yakında Avrupa Birliği’ne gireceğimizi, AKP hükümetinin muhteşem bir hükümet olduğunu söyleyip, istediğim kanalda en iyi parayla istediğim işi bulup, reklam filmlerinde boy göstererek, acayip para kazanır gül gibi geçinirdim. Oysa ben bankadan kredi alabilmek için oturduğum evi ipotek ettirip, bu parayla okul yaptırıyorum ve AKP karşıtı olduğum için de tehditler alıyorum…

Bana bakın satılmışlar… Bana bakın AKP uşakları ve popo yalayıcıları… Benim korumalarım yok, zırhlı arabalarım yok, silahım yok… Daha doğrusu ben böyle zannediyordum… Ama varmış. Bu ülkede gerçek Atatürkçü gençler varmış. Gerçek onurlu insanlar varmış. Öğrencilerim dışında yürekli pek çok öğrenci varmış… Elli yıldır kimseyi kandırmadığımı, düşüncelerim uğruna hapis yattığımı ve tek çıkarımın onların çıkarı olduğunu bilen kitleler varmış. “Mış” demem haksızlık olur. Biliyordum. Ama bu denli atik davranacaklarını bilmiyordum… Aldığım riyasız telefonlar, fakslar, mailler satılmışları çok azınlıkta bıraktı…

Size başbakan sofrasında yemek yiyip “haklısınız efendim” diyen sanatçılar mı lazım?... Ben onlardan değilim. Size popo yalayıcı, suya sabuna dokunmayan “siz bilirsiniz efendim” diyen sanatçılar mı lazım? Ben onlardan değilim. Size korkak ürkek “aman parama dokunmayın” diyen sanatçılar mı lazım? Ben o değilim. Size muhalefet etmeyen, el etek öpen, “padişahım çok yaşa” diyen sanatçılar mı lazım? O ben değilim. Ben, kendini bildi bileli fikirlerini açıkça söylemekten korkmayan, dümdüz biriyim. Yaptıklarımı, söylediklerimi herkesin beğenmesini istemem. Neden bir hırsız, bir üçkağıtçı, bir yağcı, bir sahtekar benim yaptıklarımı beğenecekmiş?... Herkesi mutlu etmek gibi bir niyetim hiç olmadı. Söylediklerimden mutlu olmayanlar dönüp kendilerine bakacaklar. “Bu adam ne dedi de biz kızdık?” diyecekler… Ben yetmiş yıla yaklaşan ömrümü toplumuma verdim. Bundan mutlu olmayanlar kendilerine dönüp bakacaklar. “Bu adam neler yapmış, ben ne yapmışım?” diye kendilerini bir gözden geçirecekler. Her türlü eleştiriye açık bir meslek yapıyorum. Beğenen de olacak beğenmeyen de. Ama, tehdit, küfür, hakaret odlumuydu, orada aynen sizin anladığınız dilden giderim.

MÜJDAT GEZEN

11 Şubat 2011 Cuma

ATATÜRK SUÇLUDUR!




EVET, ATATÜRK SUÇLUDUR (!)

Biz, asıl suçluyu bir kenara bırakıp suçsuzlarla uğraşıyoruz!
Evet... Bugünkü ortamın tek suçlusu Atatürk'tür!..

Eğer bugün 60 milyon insanımız, Batı Trakya'daki Türkün durumunda değilse, bunun suçlusu odur!

Eğer 1923'te, kişi başına düşen ulusal geliri 70 dolar olan bir toplum, şimdi 2700 dolara ulaşmışsa; bunun suçlusu odur!

Eğer 1929 - 39 yılları arasında, bütün dünyada sanayi üretimi yüzde 19 artarken, Türkiye'de yüzde 96 artmışsa; bunun suçlusu odur!

Eğer Türk işçisi, Batı'daki gibi, çocuk yaşta yeraltında günde 14 - 16 saat çalıştığı dönemler yaşamamışsa; bir oy hakkı için bile, Fransız işçisi gibi, 59 yıl kanlı bir savaşım vermek zorunda kalmamışsa; bunun suçlusu odur!

Eğer Türk kadını; yasal olarak erkeğine eşitse; "köle" değilse, seçme ve seçilme hakkını, Fransız kadınından bile önce elde etmişse; kadınlar bugün Türkiye'de vali, bakan, başbakan bile olabiliyorsa; bunun suçlusu odur!

Eğer 1923'te Darülfünun'daki öğrenci sayısı 2100 olan bir Türkiye'de, bugün yüzbinlerce genç üniversitelerde okuyorsa; bunun suçlusu odur!

Eğer açık havadaki klasik müzik konserlerini onbinlerce genç izliyorsa; bunun suçlusu odur!

Eğer şeyhülislamlar "fetva" verip Kuran'ın Türkçe basımını engelliyorsa; ezanlar düşman bayraklarının gölgesinde okunmuyorasa; bunun suçlusu odur!

Eğer bugün, Köy Enstitülü binlerce köylü çocuğu,kültür yaşamımıza damgalarını vurabiliyorsa; bunun suçlusu odur!

Eğer 1923'lerde Ortaçağ karanlığında yaşayan bir toplum, bugün 21. yüzyılın aydınlığında bir ölçüde yaşayabilmişse; bunun suçlusu elbette ki odur!

* * *

Atatürk'ün suçları saymakla bitmez.

Bir zamanlar kralların, şahların, cumhurbaşkanlarının, başbakanların Ankara'yı ziyaret için kuyruk olmalarının sorumluluğu da Atatürk'e aittir... Baskı rejimlerinden kaçan yüzbinlerce Batılı bilim adamının bir zamanlar Kemalist Türkiye'yi seçmesinin sorumluluğu da...

Faşit Mussolini'nin bile Türkiye'yi "Avrupalı" saymasının günahı da...

Ama suçlunun suçlarının iyi anlaşılabilmesi için, suçsuzların suçsuzluklarının da unutulmaması gerekir.

Sokaktaki adamın bile "miras hakkı"na dokunulmaz iken... Atatürk'ün vasiyetini çiğneyerek, Türk Dil ve Tarih Kurumlarını devletleştiren, Atatürk'ün miras gelirlerini, devletin aldığı memurlara dağıtan "beş general" suçsuzdur!

"Ben Atatürkçüyüm ve laikim" diyerek, din derslerinin zorunlu olması hükmünü anayasaya koydurtan, Alevi'nin, Hristiyan'ın, Yahudi'nin, "Sünni inancı"nı öğrenmesini zorunlu hale getiren, Marmaris'teki emekli adam suçsuzdur!

Köy Enstitülerini kapatırken imam-hatip liseleri açanlar... Laik liselerde eğitim görenlerin sayısı son 20 yılda 3 kat artarken, imam-hatip okullarını bitirenlerin sayısının 14 kat artmasını sağlayanlar... Menderes'ten, Demirel'e, Özal'dan Yılmaz'a, tüm "Atatürkçü laik" başbakanlar suçsuzdur!

Milli Eğitim Bakanlığı'nı şeriat yanlılarının işgaline terk edenler... Sağlık ve Tarım Bakanlıklarını şeriatçılara peşkeş çekenler... İçişleri Bakanlığı'nın yapısını bozup valilerin, kaymakamların, emniyet müdürlerinin şeriatçı olması için kollarını sıvayanlar... Hepsi, hepsi suçsuzdur!

Asıl suç, Harp Okulu'nu şeriatçılara açmamakta direnen Kemalistlerdir!..

Sokaktaki adama küfreden suçludur; ama Atatürk'e küfreden suçsuzdur!..

* * *

Erbakanlar, Mezarcılar, Dicleler... Holding solcuları, numaracı cumhuriyetçi liboşlar... Şeriatçı, Kürt ırkçıları...

Hepsi de haklılar!

Onların ayaklarının altına halıları kim döşedi?

1950'den beri bu ülkeyi yönetenler değil mi?... 

Ahmet Taner KIŞLALI
Cumhuriyet, 2 Mart 1994