9 Şubat 2011 Çarşamba

MUHTEŞEM YÜZYIL (SEVİŞME, SAVAŞ!)



Sultan Süleyman ile Hürrem Sultan arasındaki ateşli aşktan toplumumuzda rahatsız olanlar ortaya çıktı!.. Onlar Hükümdarın sefere çıkmasıyla, aşkın yerini hamaset alınca, biraz rahatlamış olmalılar ki, diziye saldırılar bıçak gibi kesildi.



Meral Okay’ın senaryosunu yazdığı “Muhteşem Yüzyıl” dizisinin ilk bölümünün yayınlanmasıyla birlikte kızılca kıyamet kopmuş, dizi yayından kaldırılsın diye RTÜK’e şikâyetler yağmıştı!.. Çaresiz kalan RTÜK de televizyon kanalına uyarı cezası vermekle yetinmişti.(!) Muhteşem Yüzyıl dizisiyle ilgili olarak “Meral Okay Tarihi Senaryo Yazmasın” başlığı altında dizinin ilk iki bölümünü önceki yazımda irdelemeye çalışmıştım.

Yabancı tarihçilerin “Muhteşem Süleyman” olarak tanımladığı, bizim tarihçilerimizin de katıldığı bu sözcük ile Kanuni Sultan Süleyman, devrinin bütün hükümdarlarını gölgede bırakan bir hükümdardır. Dizinin ilk bölümünde Sultan Süleyman ile Rusya’nın Rohatyn kasabasından esir tüccarlarının eline geçen, sonra da Osmanlı sarayına satılan Alexandra (Hürrem Sultan) arasındaki ateşli aşktan toplumumuzda rahatsız olanlar ortaya çıktı!.. Onlar Hükümdarın sefere çıkmasıyla, aşkın yerini hamaset alınca, biraz rahatlamış olmalılar ki, diziye saldırılar bıçak gibi kesildi.

Sultan Süleyman sefere çıkarak tozu dumana katmaya başladı… Tuna Nehrini aşmaya uygun gemiler yapıldı, toplar döküldü… Kaleler fethedilmeye başladı. Bu arada Sultan Süleyman’a kafa tutmaya cesaret eden kâfir Macar Kralı, ayyaş ve sefahat düşkünü olarak gösterildi. Evlendirdiği bir kontun eşine kaba tabirle sarkmaya başladı… Osmanlı kaleyi ele geçirince de pabucun pahalı olduğunu görüp, atına atladığı gibi sıvıştı…

Azim bir cenk oldu, küffara kılıç saldık hamasetiyle yazılan senaryonun bu bölümlerinden sanırım, artık kimsenin şikâyeti yoktur. Padişah seferdeyken sarayda gelişen kadınların entrikalarından nedense kimse gocunmadı. İzleyenlerin çoğu Hürrem Sultan’ın kadre uğradığında hemfikirler... Büyük olasılıkla Sultan Süleyman’ın annesi Hafsa Sultan (Bazı tarihçiler Hafsa Sultanın Polonyalı, bazıları da Kırım Hanlarından Mengli Giray’ın kızı Halsa Begüm olduğunu yazarlar) ile Şehzade Mustafa’nın annesi Mahidevran’a (Polonyalı Anna olduğu söylenir) da atıp tutuyorlardır. Rüşvet çarkının o dönemde de yaşandığını senaryo yazarı ortaya koymuş ama nedense kimse gocunmamış!.. Belki de rüşvet bahşiştir diye…

Acaba günümüzde rüşvet yasallaştı mı? Yoksa alışıldı mı?

Osmanlı tarihimizi yeterince bilmediğimizden, bu konuyla ilgili bir şeyler okumadığımızdan, hepsinden öte aydın bir düşünce ile konuların üzerine eğilmediğimizden hep yakınmışımdır… Örneğin Ayşe Hafsa Sultan’a Hürrem Sultan’a eziyet ediyor diye kızan, tarihi bilmeyen televizyon izleyicileri vardır. Oysa Onun Manisa’da bugün de ayakta duran Sultan Cami ve külliyesini yaptırdığından (iki medrese, hankâh, imaret, darüşşifa ve sıbyan mektebi) kaçımızın haberi var?

Hafsa Sultan’ın oğlu üzerinde etkisinden rahatsız olan izleyiciler var mı? Bilemem… Ancak Sultan Süleyman, Yavuz Sultan Selim ile Hafsa Sultanın tek erkek evladı olup çok iyi yetiştirilmiştir. Osmanlı tarihini gerçeklere dayanarak halka indirgeyen, tarihçilerimizden merhum Reşat Ekrem Koçu (Aynı zamanda lisede tarih öğretmenim ve beni basına sokan kişidir) konuya şöyle değinmiştir;

“Ayşe Hafsa Sultanın güzelliğiyle meşhur olduğunu, Yavuzdan sadece saygı gördüğünü, ruhunun aşk gıdasını mücadele adamı olan kocasından bulamayınca oğluna aşırı muhabbetle bağlanmıştı.”

Hafsa Sultan’ın dizide de gösterildiği üzere çoğu analar gibi oğlunun üzerine titizlikle eğilmiş, adeta onu kadınlara karşı korumaya almıştı… Ölümünde ise hiçbir sultana nasip olmayan cenaze töreni yapıldığından tarihler söz eder…

Meral Okay’ın işi gerçekten zor… Yeterince tarih bilmeyen bir topluma karşı gerçek tarihi mi, yoksa şimdiye kadar bizlere öğretilen hamasi tarihi mi yazacak?

Yakın tarihimizle bir nebze olsun yüzleşiyoruz da Osmanlı Tarihi ile tam olarak bir türlü yüzleşemiyoruz… Diziye yapılan tepkilerde olduğu gibi hamasetten söz edince alkışlanıyor, gerçekler dile getirmeye çalışılınca zemmediliyor!...

Kanuni Sultan Süleyman adaleti ile ün salmış bir hükümdardı. Dizide de belirtildiği gibi çocukluk yıllarında kuyumculuğa merak sarmış, devrinin namlı kuyumcuları arasında gösterilmiştir. Muhibbi mahlasıyla şiirler yazmıştır. Fuzuli, Baki ile çağdaşı olmasına rağmen onların önüne geçememiştir.

Büyük bir aşkla bağlandığı, Hürrem ismini verdiği, nikâh kıydığı cariyesi ile sefere çıktığında sürekli mektuplaşmıştır. Hürrem Sultan’ın yazdıkları da şair eşine yakışacak kadar zarifti;

“Ey saba!.. Sultânıma zârü perişan diyesin
Gül yüzünsüz işi bülbül gibi efgan diyesin”

Savaş olmadığı sürelerde esnaflık yapan yeniçerilerin sürekli savaş istemeleri, Padişahın sefere çıkacağı duyulduğunda sevinç gösterileri yapılmasının ardındaki asıl gerçeğin ne olduğunu acaba kaç kişi biliyor?

Osmanlı ekonomisi üretimden çok sefer sonucu elde edilen ganimetlere dayanan bir sisteme dayanır. Yeniçeri ve sipahilerin sürekli sefere çıkma isteğinin ardında, ele geçirilen şehirlerde üç gün yağma izni verilmesi yatmaktadır. Ayrıca ele geçirilen şehirlerdeki kız ve erkek çocuklarını pazarlarda satma yetkisi de vardır… Meral Okay, haklı olarak, tepkiyi çekmemek için bunun üzerine gidememiştir. Ola ki, gidebilmiş olsaydı bir kızılca kıyamet daha kopardı. Bazı gerçekleri dile getirememesine rağmen yine de kimseye yaranamadı…

Topkapı Sarayının önde gelen kadını Ayşe Hafsa Sultandı. Sultan Süleyman, anasını toprağa verinceye kadar başının tacı yaptı. Osmanlı saray geleneklerine göre ilk şehzade Mustafa’yı doğuran Mâhidevran Sultan ondan sonra geliyordu. Hürrem Sultan, Mehmet, Selim, Beyazıd ve Cihangir isimli üç erkek ve Mihrimâh Sultanı doğuruncaya kadar hep ikinci planda kalmıştır. Osmanlı tahtına Şehzade Mustafa’nın yerine kendi oğlu Mehmet’i çıkarmak için büyük uğraş verir… Padişahın Şehzade Mehmet’i veliaht ilan edeceği sözü ortaya çıkınca Mâhidevran Sultan, Hürrem Sultan’ı döver, yüzünü gözünü tırmalar… Bu olay Osmanlı Sarayı için bir skandaldı. Bu olaydan sonra Mâhidevran’ın Manisa’da bulunan oğlunun yanına gönderildiği söylenir… Hafsa Sultanın 1533–1534 arasında ölümüyle de Hürrem Sultan baş kadın olur… Dizide bu olay iki kadın arasındaki kıskançlık olarak gösterilmişse de gerçek, iki kadının kendi oğlunu tahta çıkarma mücadelesidir.

Kanuni’nin erkek kardeşi olmamış, yalnızca altı kız kardeşi var; onlardan sadece Hatice Sultan Pargalı İbrahim (Makbul ve Maktul İbrahim Paşa) ile aşkından ötürü senaryoya girmiş… Ya diğerleri…

Dizinin bundan sonraki bölümlerini, tarihe ne kadar gerçekçi bakmış diye merakla izleyeceğiz...

Rodos fethinin Osmanlının Akdeniz’deki egemenliğinde çok önemli olmasının yanı sıra Sultan Süleyman’ın, büyük amcası Cem Sultan’ın öldürülmesinden sonra Rodos’a kaçan ve Hıristiyan olduğu söylenen, Cem Sultan’ın oğlu Murat ve oğullarının 1522’de öldürttüğüne senaryoda değinilecek mi?

Sultan Süleyman’dan sonra dizinin en önemli kişisi Pargalı İbrahim’dir. Küçük yaşta korsanlar tarafından kaçırılan, sonra Manisa’da Şehzade Süleyman’ın en yakın dostu olmuştur. Sonradan Makbul İbrahim olarak ün yapmıştır. Sultan Süleyman padişah olunca dizide de belirtildiği gibi Has Odabaşlığa getirilmiştir. Rodos’un fethinden sonra da Sadrazam Piri Mehmet Paşa’nın yerine geçmiştir. Pargalı İbrahim 26 yaşında sadrazam olur ve Sultan Süleyman’ın Mohaç, Viyana, Alman seferlerine katılır. Macaristan’ın Osmanlı topraklarına katılması, Irakeyn seferi, Bağdatın zaptında başarıları görülmüştür. Padişahın kız kardeşi Hatice Sultan ile evlenmiş, Şehzade Mustafa’nın da en yakını olmuş, ancak Osmanlı’da fitne kazanları işlemiş saltanat iddiasında olduğu söylentisi yayılmış ve bir gece saraya davet edilmiş, uyurken boğdurulmuştur. Bunda Hürrem Sultan’ın parmağı olduğu Osmanlı tarihlerinde yazılıdır…

Dizinin ilerleyen bölümlerinin en önemli noktalarından birisi de Sultan Süleyman’ın Mahidevran Sultan’dan olan ilk oğlu Şehzade Mustafa’yı Hürrem Sultan ve Rüstem Paşa’nın entrikalarıyla boğdurmasıdır. Padişahın perde gerisinden izlediği oğlunun boğulma sahnesi acaba dizide yer alacak mı?

Şehzade Mustafa’yı büyükannesi Hafsa Sultan, halası Hatice Sultan ve onun kocası Pargalı İbrahim (Sadrazam İbrahim Paşa) koruyordu. Ancak Hafsa Sultan‘ın ölümüyle şehzade korumasız kalmıştır.

Peçevi İbrahim Efendi Tarihinden öğrenildiğine göre Sultan Süleyman 1533’de, Nahcivan seferi olarak tarihe geçen İran seferi için Sadrazam Rüstem Paşa’yı görevlendirmişti. Bazılarının, Şehzade Mustafa’ya “Babanız kocadı, seferden ve hareketten kaldı, tahtı size bırakacak, ancak Rüstem Paşa bunu engelliyor, cümle asker sizi ister askerin önüne düşseniz” diye telkinler yapıldığı padişaha duyurulur. Büyük olasılıkla da bu sözlerin arkasında Hürrem Sultan ile Rüstem Paşa vardır.

Sultan Süleyman’ın “Hâşâ, oğlum Mustafa Han bu küstahlığa cüret etmez… Benim hayatımda böyle işler yapmaz” demesine rağmen içine kurt düşer…

Bu olay Hürrem Sultan’ın işine yarar Sultan Süleyman’ı kışkırtacak sözler söyler; “Şehzadeniz Mustafa Han, Acemlerle birlik olup taht davası güder. Orduda da eli vardır. Damat İbrahim Paşadan destek görür, akıbet siz efendimizi tahttan indirip yerinize oturması mukarrerdir. Bir an önce kârının itmamı gerekir.”

Böylece Hürrem Sultan bir taşla iki kuş vurarak hem Şehzade Mustafa’nın hem de İbrahim Paşa’nın sonunu hazırlar…

Bundan sonra padişah yanına şehzade Cihangir’i de alarak Rüstem Paşa’nın başında bulunduğu orduya katılmak üzere yola çıkar. Amasya’da bulunan Mustafa’yı da oraya gelmesi için ferman çıkarır. Padişah Konya Ereğlisi, Aktepe mevkiine geldiğinde Şehzade Mustafa’nın askerleriyle orada kendisini beklediğini görür. Gelişinin ertesi günü Şehzade Mustafa babasının eline öpmek üzere otağa geldiğinde karşısında cellâtları görür ve orada Zal Mahmut Paşa’nın yardımıyla boğdurulur. Şehzade Mustafa güçlü kuvvetli bir kişi olduğundan cellâtlarla boğuşur, bu arada babasından “kıyma bana” diye yardım isterse de sonuç alamaz… Osmanlı tarihinde bu olayın büyük yankı uyandırdığı yazılıdır. Nitekim devrin ünlü şiiri Taşlıcalı Yahya Bey’in yazdığı “Sultan Mustafa Mersiyesi” divan edebiyatının ünlü eserleri arasındadır.

Osmanlı Tarihinde oğlunu öldüren ikinci padişah Sultan Süleyman olmuştur. Daha önce Sultan I.Murad (1325–1389) Bulgar Prensesi Tamara’dan doğan oğlu Savcı Bey ile kardeşler Halil ve İbrahim’i öldürtmüştü.

Kanuni Sultan Süleyman’ın Zigetvar seferinde ölmesinin ardından, Hürrem Sultan daha önce öldüğünden oğlu Sultan II. Selim’in tahta çıkışını görememiştir. Osmanlı Tarihlerinin yazdığını göre Sarı veya Sarhoş Selim olarak tanınmıştır. O da zevcelerinden Nûrbânû Sultan’a büyük bir aşkla bağlanmıştı. Yönetimi Sadrazam Sokollu Mehmet Paşa’ya bırakmış sarayda, avlarda zevk sefa içerisinde sekiz yıl beş ay boyunca saltanat sürmüştür.

Önceki yazımda da belirttiğim gibi “Muhteşem Yüzyıl” vakanüvislere ve o dönemi irdeleyen tarihçilere dayanılarak senaryosu yazılmış bir Kanuni Sultan Süleyman belgeseli değildir. Kanuni Sultan Süleyman ile Hürrem Sultan’ın odak noktasında olduğu bir aşkın öyküsüdür. Daha önce de değindiğim gibi olaya bu yönüyle bakılmalıdır.

Osmanlının iyi ve kötü yönleri vardır. Tarihi bilmeden atıp tutmak, Osmanlıyı kötülüyorlar diye feryat figan etmenin de anlamı yok…

Diziyi beğenirseniz seyredersiniz, beğenmezseniz başka kanala yönelirsiniz… Bir kez daha yinelemek isterim ki; tarihini yeterince bilmeyenlere karşı tarihi senaryo yazmak gerçekten çok zor…

Biz Osmanlıyız diye övünenler, aynı hassasiyeti Atatürk Cumhuriyeti için de gösterebilseler… Cumhuriyete sahip çıksalar…

Erdem Yücel

Hiç yorum yok: