ALO ORMAN YANGINI: 177... ALO ORMAN YANGINI: 177... ALO ORMAN YANGINI: 177... ALO ORMAN YANGINI: 177...

23 Mayıs 2011 Pazartesi

KISSADAN HİSSE!


 

Antik Yunanda (MÖ 620-560 yılları) Ege'de yaşayan ünlü masalcı Ezop'un iki bin alti yüz yıldır canlılığını yitirmeyen öyküsü:


Öykü bu ya...
Bir inek, bir beygir, bir eşek, etrafa dağılıp insanların ne yaptıklarını öğrenmeye ve üç yıl sonra buluşmaya karar verirler...
Her biri başka yöne gider.
Aradan üç uzun yıl geçtikten sonra buluşma yerine önce inek ve beygir gelir...
İkisi de perişan bir halde, zayıflamış, dişleri dökülmüş, kamburları çıkmış,
adeta çökmüşlerdir...
Beygir merakla sorar:
‘Nedir bu halin inek kardeş?'
İnek acıklı bir şekilde içini çekerek anlatır:
'Sorma beygir kardeş... Bu insanlar çok merhametsiz... Beni durmadan birbirlerine sattılar. Alan sütümü sağdı. Bir inek daha bulup onu yanıma koyarak bizi çifte koştular, aç bıraktılar. Canımı zor kurtardım be kardeş.'
Beygir de acı acı başını sallayarak anlatır:
'Ah, sorma... Benim de ağzıma bir demir parçası geçirdiler, ağzımı açamadım. Üzerime bindiler, ses çıkaramadım. Biri indi, öbürü bindi!
Binmedikleri zamanlar zincire vurdular. Belim çöküp de onları taşıyamaz bir hale geldiğimde arkama kocaman bir araba bağladılar.
Bu sefer birçoğunu yeniden taşımaya başladım. Ben onları taşıdıkça, daha hızlı gitmem için kırbaçladılar. Canımı zor kurtardım inek kardeş.'
İnek ve beygir böyle konuşurken uzaktan eşek görünür. Hayli neşelidir. Şarkı söyleye söyleye, taslara tekme ata ata, hoplaya zıplaya gelir. Mutludur, üstelik şişmanlamıştır da. Tüyleri pırıl pırıl parlamakta, gözlerinin içi gülmektedir. Üzerinde lacivert takımlar vardır.
İnek ile beygir şaşkın bir halde,
'Nedir bu halin? Neler oldu? , Neden böyle zevkten dört köşesin?'  diye sorarlar.
Eşek keyifli bir şekilde;
'Sizden ayrıldıktan sonra uzaklarda bir memlekete vardım. Birisi yüksek bir yere cıkmış bağırıyor, bağırdıkça da insanlar onu alkışlıyordu.
Ben de yüksekçe bir yere çıkıp, başladım bağırmaya. Benim bağırmamı bilirsiniz, yeri göğü inletirim. Sesimi duyan benim yanıma koştu, duyan duymayana haber verdi, etrafım insanlarla doldu. Onlar geldikçe ben daha çok bağırdım. Haktan, hukuktan, refahtan, adaletten, kalkınmadan falan bahsettim...'
'Eee, sonra ne oldu?'
'Ne olacak beni başkan seçtiler!'
'Deme yahu, yani sen şimdi başkan mı oldun?'
'Evet... Bir şey yapmama da gerek kalmadı.
Ben bağırdıkça onlar 'Seninle gurur duyuyoruz' diye alkışladılar. Ben de yedim yedim bağırdım, yedim yedim bağırdım!'
'Peki, senin eşek olduğunu anlamadılar mı yahu?'
'Valla, yarısı anladı ama, bir türlü diğer yarısına anlatamadı!'

14 Mayıs 2011 Cumartesi

GÜNÜN KARİKATÜRÜ

http://www.aksam.com.tr/gunun-karikaturu-345f.html

11 Mayıs 2011 Çarşamba

BANU AVAR'DAN SURVİVOR ANALİZİ




'SURVİVOR' ve Benzerleri Toplumu 'FORMATLIYOR'! / Banu AVAR

Toplantının ardından büyük bir telaşla arkadaşlarının yanından ayrılıyor.. Giderken ‘Survivor başlayacak. Acelem var! Yeah!’ diyor.  


Böylece uzun zamandır yazmak isteyip bir türlü vakit bulamadığım Survivor’ın sırası geliyor... 

*-*-*

Dünyada onlarca milyon kişi interaktif tv oyunları izliyor...

Son 10 yılda ekranlara damga vuran "REALİTY Show"lar aslında toplumda ‘algı yönetimi’ sağlıyor. Survivor 1997’den beri ortalığı kasıp kavuruyor. Fikir İngiliz Charlie Parsons’a ait... Şimdi İngiltere'nin en zengin medya figürlerinden biri. Hayat arkadaşı ve ortağı Lord Vahid Ali.

Lord Ali İngiltere İşçi Partisi'nde ve Lordlar Kamarası mensubu. Gay hakları konusundaki çıkışlarıyla ünlü, medya devi Rupert Murdoch’un kızıyla ortak, İngiltere’nin mülti milyarder medya baronu. Lordlar Kamarası'nda bir dönemTony Blair’in temsilcisi oldu.

Survivor yapımcısı Mark Burnett yine İngiltere doğumlu. 17 yaşında İngiliz ordusuna katıldı. Kuzey irlanda ve Falkland savaşında İngiliz paraşüt birliğinde yeraldı 22 yaşında Amerikaya göç etti. Beverly Hills’de şöför ve güvenlik elemanı olarak çalıştı. Şimdi dünyanın en zengin yapımcısı.

Time dergisi tarafından ‘Dünyanın En etkili Şahısları’ listesinde yeraldı. Hemen her yıl bir Emmy ödülü kazandı… Küresel sermaye ve uzantılarının en gözde adamı.

Survivor’ın ana fikri: ‘Hayatta kalmanın tek şartı var: Kazanmak isteyen her şeyi yapar, herkesi harcar!’ dır.

Bu kapitalizmin de ana kuralıdır.

Kapitalizm orman kanunudur. Güçlü olan öbürlerini yok eder. Kural budur!

Bunun için ekonomiyi, siyasi mekanizmaları, silahlı gücü, bilimi ve medyayı kullanır.

Soğuk savaş döneminde propaganda araçlarının, ve medyanın kullanımını konu alan binlerce calışma vardır.

Amerikalı bilim adamları ‘yeni dünya düzenine’ geçmek için, işgal kadar ‘kültürel üstünlük yaymanın farz olduğunu’ söylemişlerdir. Buna göre ‘uluslar arası piyasalar genişleyecek, ideolojik taarruz buna eşlik edecektir’..

İdeolojik taarruz!

İdeolojik taarruzun en önemli araçları eğitim ve medyadır. Medyanın en etkili dalı görsel olandır.

Görsel medyanın toplum şekillendirmesinde önemli rolü vardır.. Algı değişimini en kolay yoldan sinema ve tv yapmaktadır.

Algı yönetimi, ‘görünmez’ bir süreçtir ve ideolojik taarruzun en önemli ilkesidir.

Amerikalı antropolog Nader, söyle der: ‘Görünmez faktör, kontrol süreçlerinin ve mekanizmalarının toplamıdır. Görünmezlik zihinlerin sömürgeleştirilmesi yoluyla başarılmaktadır!Buna göre yanlış olan, doğru görünür. .. Düşünülemeyecek davranışlar normalleşir. İtiraz eden bağımsız düşünceliler, kavgacı ‘çatışmacı’ sayılır…’

Toplumlara çeşitli ‘tipolojiler’ dayatılır ve medya vasıtasıyla o tiplemelerle oynanır.

SURVİVOR ya da benzeri tv programları, son 10 yıldır onlarca ülkede milyonlarca kişiyi ‘Yeni Dünya Düzeni’nin toplum mühendisliği için formatlamaktadır.

Küresel sermaye için, ‘Güc’ün silahlı kullanımı (hard power) yanısıra, ‘yumuşak’ kullanımı da (soft power), had safhada önemlidir

*-*-*

Oyun iki takıma ayrılmış yarışmacıların birbirini kırıp dökmesine dayalıdır.. Açlık soğuk, psikolojik gerginlik ortamında en çok direnen parayı ve ödülleri kazanır.. Arkadaşlarına en sinsi davranan parsayı alır..

Oyunun dekorundan, sunucunun tarzına kadar, ekrana ‘yeni dünya düzeni’ kalıpları damga vurmaktadır.

En yakın dostlar birbirine karşı yırtıcı bir mücadeleye girişir ve işin psikolojik boyutu yarışmacıların insani duygularının törpülenmesini gerektirir.. Bir bir elenirlere ve kalanlar birbirine karşı diş biler... Oyunlar giderek sinsileşir.

Ekranda ‘yeni dünya düzeni’nin yırtıcı, aktörleri.. vardır. Gelecek çağın duygusuz robotlarını üretmek için mükemmel bir ekran denemesidir Survivor…

Mesela sevecen karakter Pascal Nouma, Survivor’ın Türkiye versiyonunda, ülkemizde belli bir kesimi temsil eden karikatür tiplemelerce kışkırtılınca oyun dışına itilivermiştir.

‘Dobra’ Asena, dobra olmasının bedelini ödemektedir. Yani bu gibi özellikler ‘iyi’ değildir..

Bu gibi oyunlarda kapitalizmin arkadan vurma yöntemleri geçerlidir. Ve o yöntemleri en iyi benimseyenler model olarak gösterilir.

İyi niyetle bu gibi yarışmalara yem olan kişiler, ‘dürüst, insanca değerleri savunan’ bireyler olmayı hedefleyebilirler… Ama unutmasınlar , oyun ‘KÜRESEL’.

Kim küresel ‘jungle’a uygunsa o zirveye gider! Giderler de ne mi olur.. Biraz para, biraz ekran söhretine ulaşır ve yeniden sistemin karanlıklarına dönerler. Survivor iştahla yeni kurbanlarını bekler..

Mark Burnett’in, Charlie Parsons’ın ve eşi Lord Alinin banka hesapları ve Survivor pazarlayan yerel şirketlerin hacmi biraz daha genişler!

Ekrana yapışmış milyonlar her geçen saniye yoksullaşır, ve yokluktan çıkmak için gerekli iradeleri bu ve benzeri medya oyunlarıyla felce uğratılır. !

Genç kardeşlerim, ekranlardan üzerinize boşaltılan algı bozucu yayınlara karşı kalkanlarınızı yükseltin!

Orman kanunlarıyla 'hayvanlar' yaşasın biz insanca bir düzen için uğraşalım!


Banu AVAR, 9 Mayıs 2011

Elmek: banuavar@superonline.com

PENGUEN'DEN İNTERNET SANSÜRÜNE BAKIŞ


3 Mayıs 2011 Salı

TÜRKİYE, ÇOCUK YOKSULLUĞUNDA BAŞLARDA..


Türkiye çocuk yoksulluğunda 3. en kötü ülke

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD), Türkiye'nin yoksul çocuk sayısı bakımından İsrail ve Meksika'dan sonra en kötü durumdaki ülke olduğunu bildirdi.

Ankara- OECD'nin "Doing Better For Families" başlıklı raporunda Türkiye'ye ilişkin birçok çarpıcı saptama yapıldı. Buna göre 1990'ların ortası ve 2000'lerin son yılları itibarıyla yoksul hanelerdeki çocukların oranı; en kötü durumdaki İsrail'de yüzde 26.6, Meksika'da yüzde 25.8, Türkiye'de ise 24.6 olarak saptandı. Yani Türkiye'deki çocukların dörtte biri yoksul ailelerde yaşıyor. En iyi durumdaki Danimarka'da ise çocukların yüzde 3.7'sinin yoksul kategorisindeki ailelerde bulunduğu belirtildi. Raporda, "2000'li yılların başından itibaren, çocuk yardımlarında kesintinin Arap ve aşırı Ortodoks Yahudi gruplar arasındaki yüksek çocuk yoksulluğu oranlarına katkıda bulunduğu İsrail'deki çocuk yoksulluğu oranları dramatik biçimde arttı. Her iki grup da ortalamanın üzerinde çocuk sayısına sahip olma eğiliminde" denildi. Rapora şöyle devam edildi:
"0-17 yaş çocuk yoksulluğu oranları İsrail'de Danimarka'dakine göre yedi kat yüksek. OECD genelinde yoksulluk sınırının altında yaşayan 0-17 yaş arası çocukların oranı, 2007'de yüzde 13 idi. En düşük yoksulluk oranları Nordik ülkeler, Avusturya, Fransa, Almanya, Macaristan ve Slovenya'da yüzde 3-8 arasında bulunuyor. En yüksek oranlar ise Şili, Meksika ve ABD'nin bulunduğu Amerika kıtasında, İsrail, Polonya ve Türkiye'de bulunuyor. Bu ülkelerin tümünde çocuk yoksulluğu oranları yüzde 20'nin üzerinde."
"Çocuk yoksulluğunda eğilim ve tahminler" başlıklı bölümde ise "1985-2005 arası OECD ortalama çocuk yoksulluğu oranları yüzde 11'den yüzde 13'e yükseldi, ancak ülkeler arasında ciddi farklar var. 1985'ten bu yana çocuk yoksulluğu oranları İskandinav ülkelerinde yüzde 5'in altında, Meksika, Türkiye ve ABD'de ise yüzde 20'nin üzerinde idi" 
denildi.

Türkiye'de çocuk yoksulluğu yükselme trendi gösterdi


Rapora şöyle devam edildi:
"(Çocuk yoksulluğu) oranları, 1995-2005 yılları arasında Çek Cumhuriyeti, Finlandiya ve İsrail'de ikiye katlandı, Lüksemburg, Portekiz ve Türkiye'de son dönemlerde yükselme trendi gösterdi. Finlandiya ve Portekiz'de çocuk yoksulluk oranları bu ülkelerdeki genel gelir eşitsizliği artışlarında olduğu şekilde yükseldi. Türkiye'de kadın istihdamındaki düşüş, çocuk yoksulluğundaki yükselme eğiliminde katkıda bulunmuş olabilir."

OECD'de yoksul çocuklar obes, Türkiye'de zayıf

Rapora göre, OECD ülkelerinin üçte ikisinde daha yoksul ailelerin çocuklarının daha obez ya da aşırı kilolu olma olasılığı bulunuyor. Sadece Türkiye ve Rusya Federasyonu'nda varlıklı ailelerin çocukları aşırı kilolu olmaya eğilimli.

1995-2009 arası Türkiye'de kadınların istihdamı beşte bir düştü
OECD raporundaki bazı verilerin ortaya çıkardığı sonuçlar şöyle:
Emek piyasasındaki 15-64 yaş arası kadınların oranı, 1995-2009 arasında Türkiye'de beşte bir oranında düştü. Şu anda Türkiye'deki kadınların yüzde 24.2'si emek piyasasında faal yani çalışıyor. Düşüş sadece Türkiye'de görüldü. Türkiye'den sonra en kötü durumda bulunan Şili'de bile kadınların yüzde 42.2'si emek piyasasında. Meksika'da ise kadınların yüzde 43'ü emeğini arz ediyor. OECD'de emek piyasasındaki kadınların ortalama oranı ise yüzde 59.6.
Türkiye'de 2008 itibarıyla eşlerin eğitim düzeyleri şöyle: (Kadın ve erkeğin yüksek eğitimli olduğu aileler: yüzde 5.6, Erkeğin kadından daha yüksek eğitimli olduğu aileler: yüzde 19.6, Kadının erkekten daha yüksek eğitimli olduğu aileler: yüzde 6.6, Kadın ve erkeğin orta öğretimli oldukları aileler: yüzde 6.1, Kadın ve erkeğin düşük eğitimli olduğu aileler: yüzde 62, Herhangi bir eşin 'öğrenci' olduğu aileler: yüzde 0.1)
Evlenme oranlarında düşüş ve boşanmalarda artış, "tek ebeveynli ailelerin"sayısını artırdı. OECD ortalamasına göre evlenme oranları 1970 yılında her 1000 aile için yüzde 8.1 iken, 2009'da 5'e düştü. Ülkeler arasında önemli farklar da görülüyor: Kore, Türkiye ve ABD'de evlenme oranları yüksek, ancak Şili, Lüksemburg ve İtalya'da düşük durumda.

Türkiye'de "Birlikte yaşama" oranı ihmal edilebilir düzeyde

Kuşaklar boyunca birlikte yaşama biçimleri de değişiyor. Hemen hemen tüm OECD ülkelerinde daha genç kuşağın (20-34 yaş arası) aynı yaştaki önceki kuşağa göre "birlikte yaşama" olasılığı artıyor. Genç kuşağın aynı zamanda birçok ülkede "tek başına" yaşama olasılığı daha az durumda. "Birlikte yaşama" Fransa ve Nordik ülkelerle Anglofon ülkelerde yüksek olsa da, Yunanistan, İtalya, polonya ve Slovak Cumhuriyeti'nde çok düşük, Türkiye'de ise ihmal edilebilir düzeyde.
1980'lerin başında Belçika, Yunanistan, İrlanda, İtalya, Hollanda, Meksika, İspanya ve Türkiye kadınların emek piyasasına en düşük katılımlarının bulunduğu ülkelerdi ve tümünde kadınların yüzde 40'tan azı iş piyasasındaydı. Bu ülkelerden Belçika, İrlanda, Hollanda ve İspanya'da 2009 itibarıyla yüzde 50 üzerindeki istihdamla kadın istihdamında büyük artışlar görüldü. Yunanistan, İtalya ve Meksika'da yüzde 40'ı geçen kadın istihdamı rakamlarıyla ılımlı artış oldu. Ancak Türkiye'de kadın istihdamı 2009 yılında yüzde 25'in altına düştü.
Geçen onyılda kadın istihdam oranları OECD ülkelerinin büyük bölümünde, kayda değer bir düşüş yaşanan ABD ve büyük düşüş yaşanan Türkiye hariç, oldukça istikrarlı kaldı.

Cinsiyetler arasında ücretli ve ücretsiz çalışma farkı sürüyor

-Emek piyasasına kadınların katılımında iyileşmeye karşın, cinsiyetler arasındaki eşitsizlikler sürüyor. OECD çapında kadınlar için 25-54 olan ana-çağ çalışma yaşı itibarıyla istihdam yüzde 70'i geçerken, erkekler için bu rakam yüzde 85'ten fazla. Yüzde 15'lik uçurum göze çarpıyor. Ülkelere göre büyük farklar görülüyor. Estonya, Nordik ülkeler ve Slovenya'da fark yüzde 5'in altında. Tam tersi olarak ana-çağ işçileri itibarıyla cinsiyetler arası istihdam uçurumu Şili ve Meksika'da yüzde 30'u aşıyor ve Türkiye'de yüzde 50'den fazla oran ile son derece yüksek durumda.

Türk annelerinin değeri

Genelde kadınlar erkeklere göre ana faaliyet olarak çocuk ve yetişkin bakımına en az iki misli daha fazla zaman ayırıyor. Japonya ve Türkiye'de ise bu fark artıyor, Japonya'da kadınlar söz konusu bakım işlerine 4, Türkiye'de ise 6 kez daha fazla zaman ayırıyor.
Japonya diğer birçok kuzey Avrupa ülkesiyle birlikte 2005 yılında en düşük çocuk ölümü rakamlarından birine sahip (1000 kişide 2 - 3). Meksika ve Türkiye burada ayrılıyor ve diğer OECD ülkelerine oranla oldukça yüksek çocuk ölümü oranlarına sahipler. Meksika 1000 çocukta 16, Türkiye ise 1000 çocukta 21 çocuk ölümü oranına sahip.

Eğitim, öğretim ve istihdamda olmayan çocuklar

-2007 yılında sadece beş OECD ülkesinde (İngiltere, İspanya, İsrail, Meksika ve Türkiye) 15-19 yaş arası çocukların yüzde 10'dan fazlası eğitilmiyor ya da çalışmıyor. 2007'de "Eğitimde, Öğretimde, İstihdamda Olmayan Çocuklar" oranı OECD ülkeleri arasında önemli değişiklikler gösteriyor. Türkiye'nin oranı Polonya'nın oranından 12 kat daha yüksek.