ALO ORMAN YANGINI: 177... ALO ORMAN YANGINI: 177... ALO ORMAN YANGINI: 177... ALO ORMAN YANGINI: 177...

11 Haziran 2011 Cumartesi

11 HAZİRAN 2011 SÖZCÜ MANŞET

Büyütmek için resme tıklayın!

OY KULLANIRKEN DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR



  
Türkiye yarın sandık başına gidiyor.

Üzerinde en küçük bir çizik bile bulunan oy pusulası geçersiz sayılacak. 

Sandığa giderken şunlara dikkat edin:
  
Başkan pusulayı gösterecek
YSK’nin 135 sayılı genelgesine göre, sandık kurulu başkanı, oy zarfı ve pusulasının hiçbir tarafında herhangi bir işaret bulunmadığını ve arkasında sandık kurulu mühürü olduğunu kurul üyelerine, gözlemcilere ve seçmene gösterecek.
Seçmen, “evet” mühürü dışında oy pusulasının herhangi bir yerine imza veya işaret yapmaması, düzgün bir şekilde katlayıp zarfa koyup yapıştırması, aksi halde oyunun geçersiz sayılacağı konusunda uyarılacak. Oy verme işlemi ise şöyle yapılacak;

TC kimlik numaralı kimlik
Sandık görevlisine, üzerinde TC kimlik numarası kimliğinizi, varsa seçmen bilgi kağıdınızı verin. Sandık görevlisinden aldığınız oy pusulası ve zarfın üzerinde hiçbir işaret olmamasına dikkat edin.
Pusula, zarf ve mühür ile birlikte kapalı oy kabinine girin. Yanınızda, cep telefonu, görüntü kaydeden herhangi bir cihaz bulundurmayın, varsa kabine girmeden önce sandık görevlisine teslim edin.

Evet mührünü dışa katlayın
Oy vereceğiniz partiye ait alana veya bağımsızın adının bulunduğu bölüme “evet” mührünü basın. Pusulaya başkaca herhangi bir işaret koymayın. Pusulayı, mürekkebin bulaşmasını önlemek için dışa doğru katlayın ve zarfa koyun.
Oyunuzun bulunduğu zarfı, şeffaf sandığa atın.
Oy kullandığınıza ilişkin imzanızı atmayı unutmayın.

8 Haziran 2011 Çarşamba

LEMAN'DAN SEÇMENLERE ÇAĞRI



Leman, Recep Tayyip Erdoğan'ın seçim meydanlarında söylediği sözleri sıralayarak "Buna vermeyin de, kime verirseniz verin" diye kapaktan mesaj verdi.



OYUNU KULLANIRKEN OYUNA GELME!

 

12 Haziran’da sandık başına oyumuzu kullanmaya ve gücümüzü göstermeye gidiyoruz. Her ne kadar bizim gibi ileri demokrasiye (?) sahip bir ülkede oyumuzu kullanırken gözümüz kapalı, gönlümüz rahat, en ufak bir hile oyun olmadan oyumuzu kullanacağımız kesin olsa da yine de dikkat etmemiz gereken hususlar bulunmaktadır…

Oyumuzu verirken nelere dikkat ediyoruz bakalım;

Öncelikle oy verme saatlerine özen gösteriyoruz. Şöyle ki;
Oy verme süresi saat 08.00’den 17.00’ye kadar sürecektir. Ancak Adıyaman, Ağrı, Artvin, Bingöl, Bitlis, Diyarbakır, Elazığ, Erzincan, Erzurum, Gaziantep, Giresun, Gümüşhane, Hakkari, Kars, Malatya, Kahramanmaraş, Mardin, Muş, Ordu, Rize, Siirt, Sivas, Trabzon, Tunceli, Şanlıurfa, Van, Bayburt, Batman, Şırnak, Ardahan, Iğdır ve Kilis’te 07.00-16.00 saatlerinde oy verilecektir.
Ancak diyelim ki birimiz 17.00’den önce sandık başında oy vermek üzere sıramızı aldık ancak saat 17.00 oldu ve biz hala sıra beklediğimiz için oyumuzu kullanamadık. Bu durumda sandık kurulu başkanı sıradaki seçmenleri saydıktan sonra sıra ile oylarımızı kullanmamıza izin verecektir.
Oyumuzu kullanmaya giderken T.C. kimlik numaramızı taşıyan resmi nitelikteki belgemizi yanımızda bulundurmayı unutmuyoruz. Bu belge nüfus cüzdanı, resmi daireler tarafından verilen soğuk damgalı kimlik kartı, pasaport, evlenme cüzdanı, askerlik belgesi, sürücü belgesi, avukatlık kimlik belgesi gibi resimli belgelerden herhangi birisi olabilir. Eğer elimizde T.C. kimlik numaramız olmayan bir kimlik var ise; o zaman yanımızda ayrıca seçmen bilgi kağıdımızı bulundurmayı ihmal etmiyoruz. Belediyelerin ya da köy veya mahalle muhtarlarının düzenleyip onayladığı herhangi bir kimlik belgesi oy kullanmada geçerli olmayacak.
Oy verme sıramız geldiğinde sandık başkanı bize mühürlenmiş oy zarfı ile oy pusulasını ve (EVET) mührünü verecek. Şimdi bu noktada çok dikkat etmemiz gereken bir şey var; oy pusulasının ön ya da arka yüzünde herhangi bir yerinde en ufak bir karalama, çizgi, nokta, virgül, ünlem aklınıza ne gelirse herhangi bir işaret olmamasına dikkat ediyoruz. Çünkü oy pusulasının herhangi bir yerinde en ufak kalem çiziği bile işaret kabul edileceğinden oyumuz geçersiz sayılacaktır.  Mesela oy pusulamızı veren sandık başkanı bizim tipimize şöyle bir bakıp hangi partiye oy vereceğimizi tahmin ederse belki de kötü niyetle sırf oy boşa gitsin diye pusulanın herhangi bir yerine çizik atabilir. Böylece oyumuz daha baştan iptal edildi demektir.
 
İŞARETLİ OY PUSULALARI GEÇERSİZDİR.
Şimdi sıra geldi gücümüzü göstermeye…
 Zarfımızı, oy pusulamızı, (EVET) mührümüzü alıp kapalı oy verme yerine giriyoruz. Önümüze oy pusulasını koyuyoruz ve mührümüzü oy vereceğimiz partinin ambleminin altındaki daireye basıyoruz. Şimdi dikkat etmemiz gereken birkaç nokta daha var. Şöyle ki; oy pusulasının üzerinde herhangi bir yere (mühür bastığımız alan dahil) hiçbir şekilde imza, işaret gibi bir çizik dahi yapmıyoruz. Bu oyumuzun iptaline neden olacaktır.
(EVET) mührümüzü bastık. Şimdi sıra pusulayı zarfın içerisine yerleştirmeye geldi. Öncelikle mührün mürekkebinin dağılmaması ve diğer alanlara bulaşmaması için kurumasını beklemekte fayda var (üzerine üflemek kurumasına yardımcı oluyor). Mürekkep kuruduktan sonra pusulayı dikkatlice katlıyoruz ve zarfa yerleştiriyoruz. (EVET) mührünü bastığımız alan üste gelecek şekilde pusulayı katlamak ve zarfa ön yüzüne bakacak şekilde yerleştirmek mührün diğer alanlara bulaşmasını önlemeye yardımcı olacaktır.
Zarfın içerisine oy pusulası haricinde başka herhangi bir şey konulması da oyumuzun iptaline neden oluyor unutmayalım.
Oy pusulasında hata yapmamaya özen göstermek ise en önemlisi çünkü yeni bir pusula isteme şansımız yok.
Zarfımız hazır. Kapalı yerden dışarı çıkıyor, sandığa zarfımızı atıyor ve sandık seçmen listesine imzamızı atıyoruz.
Bu arada kapalı oy verme alanına cep telefonu, kamera, fotoğraf makinesi gibi cihazlarla girmek de yasak…

Engellilerin oy kullanması…
Görme engelliler, elleri olmayanlar, felçliler ve benzeri engelleri olanlar sandık alanında bulunan akrabalarından, arkadaşlarından ya da herhangi bir seçmenden yardım alarak oylarını kullanabilirler. Ancak bir seçmen birden fazla engelliye yardım edemiyor. Ayrıca hamileler, yaşlılar ve engelliler oy kullanma sırasında önceliklidirler ve sıra beklemeden oylarını kullanırlar. Bu arkadaşlarımızın oy kullanmasına yardım eden diğer seçmen arkadaşlarımız da oylarını kullanmada öncelik alabilirler.

3 Haziran 2011 Cuma

OYUNUZU KULLANIRKEN DİKKAT!

DİKKAT! ÇOK ÖNEMLİ! Yeni bir seçim hilesidir.


Bazı iddialara göre sandık görevlisinin, tek bir hareketiyle oy pusulasını geçersiz hale getirebileceği saptanmıştır.

Şöyle ki;

Oy kullanacak olan vatandaş uzaktan gelir. Pusulayı teslim edecek görevli, avını çok ince bir şekilde süzer.
Eğer kendi düşüncesinden olmadığını kestirdiği birisi ile karşı karşıya ise, imza attırmak için daima elinde tuttuğu kalemi ile oy pusulasını vatandaşa teslim ettiği sırada arka tarafına "ufacık" bir çizik atar. Tüm bu olanlardan habersiz olan vatandaş seçimini yapar ve oyunu sandığa atar.

Oy sayım işlemleri sırasında pusulalar önlü arkalı kontrol edilir. Bu sırada arka tarafta tespit edilen o küçük, önemsiz gibi görülen çizik sebebiyle oy geçersiz sayılır. Çünkü işaretli oy pusulaları GEÇERSİZDİR...

İşte bu yüzden siz siz olun oyunuzu kullanmadan önce oy pusulasının temizliğinden ve arkasında sadece İlçe Seçim Kurulunun mührünün olduğundan emin olun.

2 Haziran 2011 Perşembe

HOPA VE EŞKİYALAR


Polis Erkan'ın otobüsten düşmesinin sorumlularını öğretmen Lokumcu'nun katillerini bulun. Sonra eşkıya kim tartışalım.

Aynı yoldan geçmişiz biz/ Aynı sudan içmişiz biz.” Böyle diyor AKP’nin yeni televizyon reklamı. Salı günü Hopa’da aynı sudan içmediğimizi görmüş olmadık mı?
Hopa’da Başbakan’ı çok sinirlendiren pankartlardan birinde “Su haktır, satılamaz” yazıyordu. Başbakan’ın miting yapacağı alandan bir otoyolla ayrılan bölgede toplanmış insanlar, horon çekiyorlar. Miting saatine doğru polis o bölgenin boşaltılmasını istiyor.
Orada bulunan ÖDP Parti Meclisi Üyesi Yusuf Yedigül anlatıyor: “Biz dedik ki, iki alan arasından üç karayolu geçiyor. O alan bize çok uzak, niye gidelim?”
Gitmiyorlar. HES projelerine, hükümetin çay politikalarına karşılar. Hazır Başbakan da gelmişken seslerini duyurmak istiyorlar. Aynı sudan içmişiz madem, su hakkında söyleyecekleri var.
Ya da söyleyecekleri olabileceğini zannediyorlar. Çünkü yine Yedigül’ün anlatımıyla: “Bir baktık ki bir anda saldırı oldu, su sıkıldı, gaz bombası, biber gazı...”
Görüntüleri izlemediyseniz, internetten takip etmenizi tavsiye ederim. Küçücük ilçe gaz bombardımanına tutuluyor. Hepimizin olduğu iddia edilen su, tazyikle insanların üzerine sıkılıyor.

Metin Lokumcu
Video görüntülerinde bir an emekli öğretmen Metin Lokumcu beliriyor. “Bunalttınız beni” diyor. Sonra ellerini arkasında kelepçelenmiş gibi kavuşturup polise sesleniyor: “Haydi al beni, kurtar memleketi.”
Memleket kurtulur mu bilinmez ama Metin Lokumcu kurtulamıyor. Hopa’nın eski Belediye Başkanı Yılmaz Topaloğlu anlatıyor: “Dün akşam hastanede doktorlarla görüşme fırsatım oldu. Metin Hoca hastaneye getirildiğinde doktorlara çok fazla gaza maruz kaldığını ve göğüs bölgesinin polisler tarafından darp edildiğini söylemiş.”
Metin Lokumcu öldü.
Başbakan’ın miting alanıyla arasından üç şerit otoyol geçen bir alanda “Su haktır satılamaz” pankartıyla durduğu için. Herkes aynı sudan içsin istediği için.
Hopa’da Başbakan miting alanında nutuk atarken ilçenin sokaklarında polis gaz bombası ve tazyikli suyla protestoculara saldırmakla meşguldü. Başbakan, Hopa neredeyse abluka altına alınmışken nutuk atmayı içine sindirebildi.
Miting alanını terk eden AKP konvoyunun taşlı saldırıya uğradığı söyleniyor. Bu saldırıdan kaçmaya çalışırken hızla hareket eden otobüsün üzerinde duran koruma polisi Servet Erkan düşerek ağır yaralandı.

Başkomiser
Polisin hükümete yönelik sol gösterileri orantısız bir şiddetle bastırma merakı biliniyor. Başbakan’ın hâlâ ara sıra konuşmalarından sızan arkaik anti-komünizmi de polisleri bu konuda cesaretlendiriyor.
Hopa’daki abluka mitinginden sonra Trabzon’a giden Başbakan’ın “Hopa’ya eşkıyaların indiğini bilmiyordum” açıklaması da bunun göstergesi.
Başbakan’a her itiraz eden terörist, ona karşı çıkan herkes eşkıya. İlkgençliğinin Milli Görüş’ünden gelen komplocu bakış açısının zirveye varmış egosuyla birleştiği noktadayız. Bu nokta da Başbakan’ın tekrar etmeyi çok sevdiği ‘hak ve özgürlükler noktası’ değil.
Bu nokta 80 öncesi Fatsa’da yapılan ‘nokta operasyonu’nun noktası. Salı gecesi Hopa’da evlerin basılıp, kırka yakın insanın gözaltına alınması buna işaret ediyor.
Nisan 2010’da CHP otobüsü taşla saldırıya uğradığında emniyet güçlerinin ilgisiz tavrıyla salı gecesi operasyonu kıyaslanınca bu memleketin bir başkomiseri olduğu hakikatiyle karşılaşıyoruz. Polis Servet Erkan’ın otobüsten düşmesinin sorumlularını bulun. Yaralanmasına göstericilerin attığı taş sebep olduysa yargılayın.
Muhaliflerin gösteri hakkına tecavüz eden polis müdahalesinin sorumlularını bulun. Memurundan amirine yargılayın. Öğretmen Metin Lokumcu’nun katillerini bulun. Sonra tartışalım hep beraber Hopa’ya inen eşkıya kimdir? Aynı yoldan geçmişiz, aynı sudan içmişiz öyle mi?
Değil galiba. Başbakan şöyle bahsediyor öldürülen Metin Lokumcu’dan: “Tabii bu arada bir tanesi de kalp krizi geçirerek, kimliğini bilmiyorum, üzerinde durmaya da gereğini duymuyorum, kalp krizi sonucu ölmüş.”
Öğrenirsiniz Başbakan kimliğini. Bir gün gelir öğrenirsiniz.

ÖZGÜR MUMCU Radikal

İLERİ DEMOKRASİ !

Ankara’daki Hopa protestoları sırasında panzerin üzerine çıkan kadın eylemci hastanelik oldu. 


Halkevleri MYK üyesi Dilşat Aktaş’ın, eylemin ardından sivil polislerin ve Çevik Kuvvet ekiplerinin sert müdahalesiyle hastanelik olduğu ortaya çıktı.

Hastaneye getirildiğinde, doktorlar tarafından “hayati tehlikesi ve felç riski” bulunduğu söylenen Aktaş, dün ameliyat edildi. Kalça kemiğinde kırıklar bulunduğu belirlenen Aktaş’a, platin takıldı. 6 ay “iş göremez“ raporu verilen Aktaş, polislerin panzere çıktıktan sonra kendisini takip ettiğini öne sürdü.

Milliyet'te yer alan habere göre, Aktaş, sivil polislerin Kızılay civarında kendisine, “Gel bakalım buraya, o sen misin?” diye bağırdığını, 20 kadar polis tarafından dakikalarca dövüldüğünü ve vücudunun büyük bölümünde darp izleri olduğunu söyledi. Vatandaşların darp eden polisleri “Yeter artık” diye uyardığını duyduğunu söyleyen Aktaş, vatandaşların kendisini polisin elinden güçlükle kurtardığını ve bir taksiye bindirerek SSK Dışkapı Hastanesi’ne götürdüklerini kaydetti. Aktaş, polislerin intikam duygusuyla hareket ettiklerini belirterek, “Olay bitmişti. Ancak yine de beni takip ettiler. Yakaladıktan sonra da ellerinden güçlükle kurtarıldım” dedi.

1 Haziran 2011 Çarşamba

AKP DESTEKÇİSİ ANKETÇİLER

Anket firmalarına inanmayın…

Seçimler yaklaştıkça, dünyada tek örneği Türkiye’de bulunan “yandaş anket firmaları” da harekete geçti. AKP’yi destekleyen anket firmaları, iktidar partisinin yüzde 50’ye yakın oy alacağını söylemeye başladı. Oysa ki; AKP Genel Merkezi’nden sızan bilgilere göre, iktidar partisi, kendi durumundan çok, CHP ve MHP’yi merak ediyor. Bu yüzden de “CHP’nin yükselişinin sebebi”ni araştırtan bir anket yaptırtıyor. Anket, sanırız bir iki gün içinde Başbakan Erdoğan’a teslim edilecek. Böylece, CHP’nin oylarının yüzde otuzun üstüne nasıl çıktığı konusunda Başbakan Erdoğan da fikir sahibi olacak.

Anket firmaları ise; bu tabloya rağmen, aynı günde yaklaşık beş ayrı TV kanalında, maniplasyon çalışmalarını sürdürüyor. Kendilerine verilen görevi eksiksiz bir şekilde yerine getirmeye çalışan firmalar, MHP Lideri Bahçeli’nin deyimiyle, “kamuoyu araştırması” yerine, “kamuoyu oluşturma”ya çalışıyor. Anket firmaları, AKP’nin yüzde ellilere dayandığını, muhalefet partilerinin ise ‘’hızla’’ oy kaybettiğini iddia ediyor. CHP ve MHP tabanının en büyük zaafının “anket sonuçlarından etkilenmek” olduğunu bilen bu firmalar, neredeyse birbirinin tekrarı olan sözde araştırmalarını “gerçekmiş gibi” sunmaya çalışıyor.

Bu anket firmalarının en önemli özelliği ise; AKP iktidarına “göbekten” bağlı olmaları… Örneğin; AKP’nin yüzde elli oy alacağını “ısrarla” iddia eden bir firma, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nın İstanbul – 2010 Kültür Başkenti Projesi’nden tam beş milyon dolar nemalandı. AKP’yi yüzde ellilerde gösteren bir diğer firma ise, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Ulaşım A.Ş adlı şirketinden yeni bir “iş” aldı. Bu iş, İstanbul’un ‘’ulaşım sorununa ilişkin bir anket.”

Görüldüğü üzere, bu iki örnek bile, AKP’yi hergün yüzde ellilerde gösteren anket firmalarının iktidarla nasıl bir göbek bağının olduğunu göstermesi açısından yeterli. Bu yüzden, anket firmalarının yalan ve maniplasyonlarına bakmayın… En doğru anket, seçim sandığıdır. 12 Haziran’da yapılacak olan seçim, anket firması sahiplerini insan içine çıkamayacak hale getirecektir.

'İLERİ DEMOKRASİ' HOPA’DA GÖRÜLDÜ:
Baskıcı AKP iktidarının gerçek yüzü birkez de Hopa’da ortaya çıktı. Başbakan Erdoğan’ın mitingini protesto eden ÖDP, CHP, ESP ve Halk Evleri üyeleri, polis şiddetiyle karşı karşıya kaldı. Bölgelerindeki doğal güzelliklerin yok edilmesinden AKP’yi sorumlu tutan ve protesto gerçekleştirmeye çalışan Hopalı yurtseverlere şiddetle yanıt veren AKP iktidarı, baskıcı ve anti-demokratik yüzünü de göstermiş oldu. Adına “İleri Demokrasi” dedikleri faşizan yöntemlerini Hopa’da uygulayan AKP’nin polisi, ÖDP Üyesi Metin Lokumcu adlı emekli öğretmenin kaburgalarını kırarak ölümüne yol açtı. En küçük bir protesto gösterisine dahi izin vermeyen AKP’nin bu totaliter yüzünün Hopa’da yeniden açığa çıkması, 12 Haziran’da yapacağımız tercihlerin ne denli önemli olduğunu da göstermiş oldu.

KENAN EVREN’İN YARGILANMASI TAMAMEN GÖSTERMELİKTİR: 12 Eylül 2010 referandumunda “Darbecileri Yargılayacağız” yalanını söyleyen AKP, bilinci bulanmış sosyalist solun da kısmi desteğini almıştı. O günden bu yana aylar geçmesine rağmen, AKP iktidarı, ağababaları olan darbecilerin yargılanması için tek bir adım dahi atmadı. CHP’nin geride bıraktığımız günlerde açıkladığı “Demokrasi Raporu” sonrası panikleyen ve statükocu yüzü iyice açığa çıkan AKP, -ne tesadüf ki- seçime sayılı günler kala Ankara Cumhuriyet Savcılığı’nın açtığı soruşturmayla “rahat bir nefes” aldı. Savcılığın, darbenin şefi Kenan Evren’i ifade almak üzere “telefonla çağırması” AKP medyasında sevinç çığlıklarıyla karşılandı. Seçim öncesi, AKP’yi ‘’demokrat” gibi göstermek isteyen yazarlar, “Darbeciler yargılanıyor” yalanını yeniden piyasaya sürdü.

Oysa; darbecilerin yargılandığı falan yok! Savcılık eğer darbeyi soruşturacaksa, Kenan Evren’e “İşkence yapılması için emir verdiniz mi?” sorusu yerine, 1977 1 Mayıs Katliamı’nı, Maraş – Çorum Katliamları’nı ve darbeye zemin hazırlayan diğer karanlık eylemleri sormalı. “İşkence” darbenin sadece bir yüzüdür. Önemli olan, darbeye zemin hazırlayan kontr-gerilla eylemlerinin açığa çıkarılmasıdır.

BARIŞ YARKADAŞ gercekgundem.com