ALO ORMAN YANGINI: 177... ALO ORMAN YANGINI: 177... ALO ORMAN YANGINI: 177... ALO ORMAN YANGINI: 177...

19 Mayıs 2012 Cumartesi

19 MAYIS'IN ANLAMI


Ulusal bir mücadelenin başladığı tarihtir 19 Mayıs… Atatürk’ün Samsun’a ayak basmasıyla başlar şanlı bir kurtuluş tarihi… Peki bayram coşkusuyla kutladığımız bu günün tarihi sürecinden ne kadar haberdarız? Anlam ve önemini biliyor muyuz? Gelin içinde bulunduğumuz coşkuyla birlikte 93 yıl önceki, tarihi serüveni hep birlikte okuyalım…

6 Mayıs günü İstanbul’dan Bandırma Vapuru’na binen Mustafa Kemal Atatürk Anadolu’ya geçerek yurdumuzu kurtarma hareketini başlatmaya kararlıydı. 19 Mayıs sabahı Samsun’a ayak basan Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları sevinç gösteri ile karşılandı.

İşte 19 Mayıs 1919 tarihi, Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihindeki dönüm noktalarından biridir. Atatürk’ün Samsun’a ayak bastığı tarih olan 19 Mayıs aynı zamanda “Gençlik ve Spor Bayramı” olarak kutlanmaktadır. Atatürk Millî Mücadele sıralarında Türk milletini ileri sürecek olanların ve köhnemiş fikirlere karşı gelecek olanların genç fikirler olduğunu görmüştü. Bu nedenle de “gençlik” kavramı Atatürk için ayrı bir önem taşımaktadır. Atatürk gençlerden sık sık bahsederken, yaş sınırı dışında fikri olarak gençliği yani, fikirde yeniliği ifade etmiştir. O’nun şu sözü çok anlamlıdır: “Genç fikirli demek, doğruyu gören ve anlayan gerçek fikirli demektir.”

Samsun işgal kuvvetleri için önemli noktalardan biriydi. Stratejik bakımdan büyük öneme sahipti ve Karadeniz’den Orta Anadolu’ya açılan en rahat ve güvenilir bir kapıydı. İngilizler 9 Mart 1919 tarihinde Samsun’a askerî birlik çıkarmışlardı. Buna tepki olarak Türk Makinalı Tüfek birliğinden Hamdi adındaki bir teğmenin askerlerini alarak dağa çıkması dikkatleri bu bölgeye çekti ve İngiliz Yüksek Komiserliği’nin de Türk halkının silâhlandığı konusundaki şikayetleri üzerine bu bölgeye güvenilir bir kumandanın olağanüstü yetkilerle gönderilmesine karar verildi. Bu kumandan Mustafa Kemal Atatürk’tü ve Atatürk uzun zamandan beri ülkenin içinde bulunduğu bu umutsuz duruma üzülüyor ve birşeyler yapmak için Anadolu’ya geçmek istiyordu. Bu O’nun için bulunmaz fırsattır. İstanbul-Samsun yolculuğu öncesinde Atatürk’le Padişah Vahdettin arasında geçen konuşmayı Atatürk şöyle anlatır:

“-Paşa, Paşa!… Şimdiye kadar devlete çok hizmet ettin! Bunların hepsi artık bu kitaba girmiştir (bu bir tarih kitabıdır)! Bunları unutun, dedi, asıl şimdi yapacağın hizmet hepsinden daha önemli olabilir…Paşa, Paşa…Devleti kurtarabilirsin!…

Bu sözlerden hayrete düştüm. Acaba Vahdettin benimle içtenlikle mi konuşuyor?…O Vahdettin ki… bütün yaptıklarından pişman mı olmuştur?Aldatıldığını mı anlamıştı?Fakat, böyle bir yorum ile başka konulara girişmeyi ürkütücü saydım, kendine karşılık verdim:

-Kişiliğe güveninize ve bana bunca yüz verişinize teşekkür ederim…Elimden gelen hizmeti esirgemeyeceğime lütfen güveniniz…”

Atatürk ile beraber 16 Mayıs 1919 Cuma günü başlayacak yolculuğa gemi kaptanı İsmail Hakkı Durusu dışında 18 kişi eşlik edecekti. Bu 18 kişinin adları şöyleydi: III. Kolordu Komutanı Kurmay Albay Refet Bey (General Bele), Müfettişlik Kurmay Başkanı Kurmay Albay Manastırlı Kâzım Bey (General DIRIK), Müfettişlik Sağlık Bakanı Doktor Albay İbrahim Talî Bey (ÖNGÖREN), Kurmay Başkan Yardımcısı Kurbay Yarbay Mehmet Ârif Bey(AYICI), Karargâh Erkân-ı Harbiyesi İstihbarat ve Siyâsiyât Şubesi Müdürü Kurmay Binbaşı Hüsrev Bey(GEREDE), Müfettişlik Topçu Komutanı Topçu Binbaşı Refik Bey(SAYDAM), Müfettişlik Başyaveri Yüzbaşı Cevad Abbas(GÜRER), Kurmay Mülhakı Yüzbaşı Mümtaz (TÜNAY),Kurmay Mülhakı Yüzbaşı İsmail Hakkı (EDE), Müfettişlik Emir Subayı Yüzbaşı Ali Şevket (ÖNDERSEV), Karargâh Komutanı Yüzbaşı Mustafa Vasfi (SÜSOY), Kurmay Başkanı Emir Subayı ve Müfettişlik Kâlem Âmiri Üsteğmen Arif Hikmet (GERÇEKÇI), İaşe Subayı Üsteğmen Abdullah(KUNT), Müfettişlik İkinci Yaveri Teğmen Muzaffer (KILIÇ), Şifre Kâtibi, Birinci Sınıf Kâtip Fâik (AYBARS), Şifre Kâtibi Yardımcısı, Dördüncü Sınıf Kâtip Memduh (ATASEV).
19 Mayıs Ne Zamandan Beri Kutlanıyor?
19 Mayıs; 1981 yılından başlayarak «Atatürk'ü Anma Günü» olarak da kutlanmaya başlandı. Atatürk bir söyleşi sırasında: «Ben 19 Mayıs'ta doğdum» demiştir. 19 Mayıs bir yandan Ulusal Kurtuluş Savaşımızın başlangıcı öte yandan ülkemizin kurtarıcısı, devletimizin kurucusu Atatürk'ün doğum yıldönümü olarak törenlerle kutlanır.

Atatürk beraberindeki kişilerle beraber 16 Mayıs 1919 Cuma günü öğleden sonra “Bandırma” adındaki eski bir vapurla Galata rıhtımından ayrılır. 17Mayıs 1919 Cumartesi günü Bandırma Vapuru saat 21.40 sıralarında İnebolu’ya varır. 18Mayıs 1919 Pazartesi günü beklenen yolculuğun sonuna gelinir. Yolcular Kalyon Burnu denilen yerden sandallarla Merkez iskelesine çıkarılırlar. Bu sandallardan birinin sahibi olan İsmail Yurtsever, o zaman için Atatürk’ü tanımadığını söyler, Atatürk’ü sandalda ve Samsun’da iken geniş yakalı lejyon kaputu ve başında kalpakla gördüğünü anlatır.

Atatürk, İstanbul’dan başlayan ve Samsun’da sona eren yolculuk esnasında görevli bir askerdi ve giyimi de buna uygundu ancak Samsun’a ayak bastığı günden birkaç gün sonra asker değil, sivil olarak hareket edecekti.

Atatürk’ün Samsun’a çıkışında gördüğü manzara pek parlak değildi. Şehirde İngiliz işgal kuvvetleri vardı. Pontusçular sokaklarda kol geziyordu. Halk kendisini koruyamayacak durumdaydı. Atatürk bugün müze haline getirilen Hıntıka Palas’ta kaldıkları süre içinde hep bu sorunları düşündü, yolculukta geçirdiği uykusuz geceler sona ermemişti; şimdi de burada uykusuz geceler başlıyordu. Ama, O’nda ve O’nun gibi düşünenlerde bu azim oldukça hiçbir engel aşılmaz değildi.
Kısaca vermeye çalıştığımız bu yolculuk Türk Milleti için bir dönüm noktası oldu ve kurtuluşun başlangıcıydı. Millî Mücadele’yi başlatmak üzere Samsun’da Anadolu topraklarına bastığı 19 Mayıs 1919 tarihinin önemi nedeniyle de 19 Mayıs’ı Türk gençliğine armağan etti. Yazımızın başında da belirttiğimiz gibi gençlik kavramı genel anlamda fikirlerdeki yeniliği anlatmaktadır.

Atatürk "Gençler!Benim gelecekteki emellerimi gerçekleştirmeyi üstlenen gençler!Bir gün bu memleketi sizin gibi beni anlamış bir gençliğe bırakacağımdan dolayı çok memnun ve mesudum" derken Türk gençliğine olan güvenini de anlatmıştır.

Atatürk’ün şu sözleri hepimiz için bir rehber olmalıdır: “Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız, bu kâfidir” demiştir. Atatürk’ü anlamak, yaşadıklarını ve fikirlerini bilmekle mümkündür. Dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasında yaşanan zorlukları her zaman göz önünde tutarak, 19 Mayısları Atatürk’ün emanetine daima sahip çıkarak kutlamalıyız.

28 Nisan 2012 Cumartesi

HÜKÛMETE 19 MAYIS DARBESİ!

"Birinci vazifemi yerine getirdim"

DANIŞTAY 10’uncu Daire Başkanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı’nın 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı’nın başkent dışında sadece okullar ve öğrenciler ile kutlanmasına ilişkin genelgesi hakkında yürütmeyi durdurma kararı alması ardından davayı açan 25 yaşındaki Bilgisayar Programcısı Alper Ayhan, "Bu bayramın halktan uzaklaştırılması okullara hapsedilmesi Türk yargısınca da uygun görülmemiş Milli Eğitim Bakanlığı’nın gösterdiği bazı gerekçelerde akıl ve mantık dışı bulunup herkesce komik karşılanmıştır" dedi.

"Birinci vazifemi yerine getirdim"

Hasan DÖNMEZ/KONYA, (DHA)
DANIŞTAY’A DAVA AÇILDI

Konya’da bilgisayar programcısı Alper Ayhan, avukatı Ahmet Gürol Şağban aracılığıyla, Milli Eğitim Bakanlığı’nın 11 Ocak 2012 tarihindeki 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı kutlamalarının başkent dışında sadece okullar ve öğrenciler ile kutlanmasını, stadyum ve meydanlarda kutlanmasını yasaklayan genelgesinin yürütmenin durdurulması ve iptali için Danıştay’a başvurdu. Danıştay 10’uncu Daire Başkanlığı’da başvuru sonucu yürütmenin durdurulması kararını aldı.

YARGI UYGUN GÖRMEDİ


Karar ardından açıklama yapan Alper Ayhan, yagıya aldığı karardan dolayı teşekkür ederken, şöyle dedi:

”19 Mayıs’ın tüm halkımızca kutlanmasının sağlanması için dava açmak bana çok üzüntü vermişti. Cumhuriyetimizin kurulduğu günden bu yana kutlanmakta olan Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı’nı bir kez daha coşku içerisinde kutlamamıza imkan sağlayan Türk yargısına Türkiye Cumhuriyeti’nin evlatları olarak teşekkürlerimizi sunarız. Bu milli bayram ülkemizin nereden nereye geldiğini ve birlik olduğumuzda neleri başabildiğimizi göstermektedir. Bu bayramın halktan uzaklaştırılması okullara hapsedilmesi Türk yargısınca da uygun görülmemiş, Milli Eğitim Bakanlığı’nın gösterdiği bazı gerekçelerde akıl ve mantık dışı bulunup herkesce komik karşılanmıştır."

BAHANE ÜRETİLECEK Mİ?

Bundan sonra nasıl bir adım atılacağını merak ettiğini belirten Alper Ayhan şunları söyledi:

"Acaba ’Yeterli vakit kalmadığı için yapmayalım’ bahanesinin arkasına mı sığınılacak çok merak ediyorum. Öyle olsa bile Cumhuriyetimizin varlığını sürdüreceği nice uzun yıllar boyunca 19 Mayıslar’ı, 29 Ekim, 30 Ağustoslar’ı birlik, beraberlik ve coşku içerisinde kutlamak için Türk gençliği her zaman vazife başında olacaktır. Çünkü bu bizim birinci vazifemizdir. Ben de birinci vazifemi yerine getirdim.”

TEBLİGATI HIZLARDIRMAK İÇİN

Avukat Ahmet Şağban ise tebligatı hızlandırmak için pazartesi günü Ankara’ya gideceklerini bildirirken, şöyle konuştu:

"19 Mayıs’a çok az bir süre kaldı. Yürütmeyi durdurma tebligatının Danıştay’dan memur eliyle yapılmasını talep edeceğiz. Bu tebligat sürecini biraz hızlandıracaktır. Böylelikle Milli Eğitim Bakanlığı’na yürütmeyi durdurma kararı pazartesi günü itibariyle tebliğ olacaktır. Tüm yurt genelinde de törenlerle ilgili çalışmaların başlaması temennimizdir."

İNTERNET ÇÖKTÜ MÜ? YOKSA...

'Saldırılar durdurulamadı fişi çektiler'

Dün gece yaşanan yaklaşık iki saatlik internet kesintisinin, Anonymous ve RedHack saldırılarını durdurmak için yapıldığı iddia edildi. Türk Telekom ise bu iddiaları yalanladı.

Dün 22.00 sıralarında başlayan ve yaklaşık iki saat süren internet bağlantı sorunu gecenin en önemli gündem maddesi oldu.

Tüm TTNET abonelerinin internet bağlantısı koparken diğer servis sağlayıcılarda hemen hemen hiç sorun yaşanmadı. Hatta TTNET de dahil olmak üzere 3G bağlantılar normal bir şekilde devam etti.

Ancak sosyal medyada yer alan bazı yorumlara göre, kısa süreli diğer operatörlerde de sorunlar yaşandı.


TTNET kesinti ile ilgili resmi bir açıklama yapmazken RedHack Grubu (Kızıl Hackerlar) ilginç bir iddia ortaya attı.

RedHack, kesintinin Türkiye'de resmi kurumlara yönelik bir siber saldırı nedeniyle gerçekleştiğini öne sürdü.

Anonymous Grubu'nun RedHack'e destek vermek amacıyla TTNet, Emniyet Genel Müdürlüğü, Adalet Bakanlığı, Yargıtay'a dün gece itibariyle bir saldırı başlattığı belirtildi.

İddiaya göre bu saldırılar sırasında Emniyet Genel Müdürlüğü ve Adalet Bakanlığı'nın sistemleri çökertildi, bu saldırılarla baş edilemeyince de Türkiye İletişim Başkanlığı (TİB), internet yurt dışı çıkışları kapattı.

Yine RedHack'e göre Anonymous'un saldırısına karşı alınan bu önlemden sonra kendi grupları yurt içinden saldırıyı devam ettirdiler, TİB de bu noktada 'fişi çekerek' tüm ADSL bağlantılarını kapattı. Böylece dün gece tüm Türkiye'de yaşanan internet bağlantı sorunu ortaya çıktı.

TELEKOM YALANLADI
Türk Telekom ise fiber altyapının yayılımı ve her noktaya ulaştırılmasına aracılık eden MPLS (Multi Protocol Label Switching) sisteminin kurulumu sırasında bir sorun çıktığını ve bu yüzden ülke genelinde birçok ilde kesinti yaşandığını açıkladı
Milliyet.com.tr 


11 Nisan 2012 Çarşamba

İNTERNET HAFTASI


İnternet Haftası başlıyor

Türkiye'de İnternet'i genel kullanıma açıldığı gün olan 12 Nisan'ı (1993) kapsayan 2 hafta 1998'den bu yana İnternet Haftası olarak kutlanıyor. Bu yılın doğum günü pastası 12 Nisan'da Yaşar Üniversitesi ev sahipliğinde düzenlenecek etkinlikte kesilecek.

Türkiye İnternet Kamuoyunu, 9-22 Nisan'da gerçekleşecek 15. İnternet Haftasını, tüm ülkede internete verdiğimiz öneme yakışır bir şekilde; interneti savunmaya, interneti konuşmaya ve bu doğum gününü kutlamaya çağırıyoruz. Tüm kesimlerden; Üniversiteler, Ticaret ve Sanayi Odaları, Çiftçi Birlikleri, Ziraat Odaları, Mühendis Odaları, Barolar, Tabip Odaları, Bankalar Birliği, Noterler Birliği, Organize Sanayi Bölgeleri, Yerel Yönetimler, İnternet Cafeler, Okullar, Kaymakamlıklar, Valilikler, Bakanlıklar, tüm kamu yönetimi, özel sektör, internet şirketleri, Bilişim/Bilgi/İletişim STK'ları, Demokratik Kitle Örgütleri, Bilişim Klüpleri, Tüm Medya Kuruluşlarını, Bireyleri bu İnternet Haftasını tüm ülkeyi saran bir İnternet Şenliğine, Bilgi Toplumu, e-dönüşüm, e-türkiye ve e-devlet kavramlarının geniş kitlelerle tanıştırıldığı bir İnternet ve Bilişim Fırtınasına döndürmeye çağırıyoruz.

İnternet Yaşamdır!
http://nyucel.blogspot.com/?expref=next-blog

SÖZCÜ MANŞET 11.04.2012


18 Ocak 2012 Çarşamba

TÜRKİYE'DEN REKTÖR PROFİLLERİ


Rektörden isyan: Kendi öğrencime 

gaz kullanacak halim yok ya

'Kendi öğrencime gaz kullanacak halim yok ya'

Hacettepe Üniversitesi yeni rektörü Prof. Dr. Murat Tuncer, ‘güvenlik gerekçesi’yle gaz bombası, gaz maskesi ve kalkan alınması için ihale yapıldığını görünce bu çalışmaları iptal etti. Tuncer, bir üniversitenin güvenlik ihalesiyle gaz almasını eleştirerek şöyle dedi: “Kendi öğrencime gaz kullanacak halim yok ya.”

RadikalGazetesi'nden Umay Aktaş Salman'ın haberine göre üniversitenin yeni rektörü Prof. Dr. Murat Tuncer, Uludere katliamını protesto eden öğrencilerin adını isteyen emniyete liste vermedi, bundan sonra da vermeyeceğini söylüyor. Artık eylem ve etkinlikler nedeniyle soruşturma açılmayacak. Afiş asmak, bildiri dağıtmak serbest. Ve, ‘güvenlik’ gerekçesiyle üniversiteye gaz bombası, kalkan ve maske alımı için yapılan ihale de iptal edildi.. Öğrencilerle üç buçuk saatlik bir toplantı yapan yeni rektör, her ay gençlerle buluşacak. Bu umut verici gelişmelerde rektörün inisiyatifi önemli, ama yıllardır sürdürdükleri mücadelenin payını hatırlatan öğrenciler de demokratik ortamın ‘bahşedilmiş’ olmadığını, kararların ısrarlı takipçisi olacaklarını söylüyor.

Uludere katliamının ardından üniversitede yapılan protesto sonrasında emniyet rektörlüğe bir yazı yazarak eylemci öğrencilerin görüntü ve isimlerini istedi. Bu talebi geri çeviren Rektör Prof. Dr. Murat Tuncer ise öğrenci örgütlerinden görüşme talep etti ve 6 Ocak’ta yapılan toplantıda öğrencilere, eylemlerinin demokratik bir hak olduğunu söyleyerek bundan sonra polise ‘eylemci öğrenci listesi’ verilmeyeceğini belirtti. Ayrıca üniversite konseyinde öğrencilere söz ve karar hakkı verilecek; her ayın ikinci haftası öğrencilerle toplantı yapılacaktı.

Gaz bombası ihalesini iptal etti

Bu vaatlerin bazıları hayata geçti bile. Önceden açılmış siyasi soruşturmalar iptal edildi. Yurt giriş saatleri 02.00’ye çekildi. Rektörün öğrencilerle buluşacağı toplantılardan ilki ise 14 Ocak’ta yapıldı, 100’e yakın öğrenci eleştiri ve taleplerini sıraladı. Toplantıya katılan Sosyoloji öğrencisi ve Gençler Meydana İnisiyatifi Ankara Sözcüsü Ayşen Ece Kavas yapılanların olumlu olduğunu anlatıyor: “Bunun için yıllardır soruşturmaya uğruyoruz. Kararların hayata geçmesinde de öğrenciler görev alacak. 4 öğrenci ve genel sekreterlik, kararları düzenleyip tüm okula duyuracak. Öğrencilerin süreçte görev alması kritik bir nokta. Tüm üniversitelere örnek olsun.”

Hakkında geçen yıl 6 soruşturma açılan Öğrenci Kollektifleri’nden Özgür Bozkurt, “Bu ilk adım ve olumlu. Takipçisi olacağız” diyor. Gençlik Muhalefeti’nden 3. sınıf öğrencisi Pınar Alişan ise temkinli: “Özgürlüklerin ve demokrasinin yanında bir rektör yanılsaması yaratılıyor. Afiş asma, bildiri zaten kazandığımız haklardı, bahşedilmiş gibi görünmesin.”

Hacettepe Üniversitesi’nde yeni rektörün yaptığı değişiklikler trajik bir durumu da ortaya çıkardı. Rektör Tuncer, ‘güvenlik gerekçesi’yle gaz bombası, gaz maskesi ve kalkan alınması için ihale yapıldığını görünce bu çalışmaları da iptal etti. Tuncer, bir üniversitenin güvenlik ihalesiyle gaz almasını eleştirerek şöyle dedi: “Kendi öğrencime gaz kullanacak halim yok ya.”

Murat Tuncer kimdir?
İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni 1980’de bitirdi. Pediatri Anabilim Dalı’nda uzmanlığını 1984’te, Pediatrik Hematoloji uzmanlığını ise 1990’da aldı. 1987’de doçent, 1994’te profesör oldu. Uzun yıllar Sağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Dairesi Başkanlığı yapan Tuncer, rektörlük seçimlerinde 507 oyla ikinci oldu. YÖK tarafından Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e iletilen listede birinci sırada yer aldı ve Gül tarafından atandı.

Biber gazı talep eden tek üniversite
Rektörlük bu yıl yeni ihaleye çıkarken önceki yıla ait ihale şartnamesinde gaz bombası, kalkan ve gaz maskesi alımına rastladı. Şartnameden bunlar çıkarıldı. Geçen yıl üniversite biber gazı alımı için Ankara Valiliği’ne başvurmuş. Ankara Valiliği’nin izniyle bir üniversiteye gaz bombası, kalkan ve gaz maskesi alındı. Bu izin ise ilk kez ve sadece Hacettepe Üniversitesi’ne verilmiş.



AKP'Yİ PROTESTO ETMEK İSTEYEN ÖĞRENCİLERE REKTÖRDEN TEHDİT

0  

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, bir süre önce Celal Bayar Üniversitesi (CBÜ) Rektörlüğü'ne atanan Prof. Dr. Mehmet Pakdemirli’ye ‘Hayırlı olsun’ ziyaretinde bulundu.

Prof. Dr. Pakdemirli'nin genç yaşta rektör olmasından dolayı büyük bir mutluluk yaşadığını belirten Bakan Arınç, Pakdemirli'nin başarılı olacağına inandığını, 1992 yılında kurulan üniversitenin yeni yönetimiyle bugünkünden çok daha iyi noktaya gelmesini dileğinde bulundu. Üniversitenin bütçesinin birkaç gün önce çıktığını ve 115 milyon lira civarında olduğunu kaydeden Arınç, “İhtiyaç olursa yine takviye ederiz” dedi.

CBÜ Rektörü Prof. Dr. Mehmet Pakdemirli ise Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ı üniversitelerinde ağırlamaktan büyük şeref duyduklarını söyledi. Üniversiteyi geliştirip daha ileri bir noktaya taşımak istediklerini dile getiren Pakdemirli, “Üniversiteler yarışında öne geçmek istiyoruz” dedi.

ÖĞRENCİ YURDUNDAN PROTESTO
Bu arada ziyaret öncesinde rektörlük binası arkasındaki erkek öğrenci yurdundaki kalan Türkiye Gençlik Birliği üyesi olduklarını belirten bazı öğrenciler AK Parti hükümetini protesto etmek isteyince, Rektör Prof. Dr. Pakdemirli ile aralarında sözlü tartışma yaşandı. Grup adına Rektör Prof. Dr. Pakdemirli'ye açıklamada bulunan Türkiye Gençlik Birliği İl Başkanı Erdem Özdemir, “Siz Atatürk'ün Nutku'nun son buklesini okuyun. ‘Cumhuriyeti ilelebet muhafaza ve müdafa edecek güç gençliktir’ der. Türk gençliği devrimlerin ve cumhuriyetin bekçisidir. Size yetkiyi aldığımız yeri açıklıyoruz. Siz diyorsunuz ki, ‘Ben size bu görevi vermedim?’ Ama diyorum ki, ‘Bu görevi sizden değil, Atatürk'ten aldık” dedi.

Bunun üzerine Özdemir'e müdahale eden Rektör Pakdemirli, “Sizler Atatürk'ten görev alamazsınız. Cumhuriyeti savunacaksam ben savunurum. Ben burada rektörüm. Size kalmaz bunu savunmak. Ben, size cumhuriyeti savunmak için görev vermedim. Net bir şey söylüyorum size. Siyasi slogan atarsanız. Kimliklerinizi toplarım.

Üniversiteden atarım hepinizi. Hemen dağılıyorsunuz. Burası benim ve hepinizin üniversitesi. Burada slogan atamazsınız. Eğer atarsanız emniyet görevlileri kimliklerinizi toplayacak” diye karşılık verdi.

Rektör Pakdemirli'nin uyarısının ardından üniversiteli gençler polis ekipleri tarafından rektörlük binasının önünden uzaklaştırıldı.

4 Ocak 2012 Çarşamba

BEKİR ÇOŞKUN YAZDI: ÇAKAL



Bekir Coşkun'un kaleminden: Çakal

Usta kalem Bekir Coşkun bugün kaleme aldığı yazısında "Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu'nun yönetimine getirdikleri kişi, 'Atatürkçü olmayı hakaret sayarım' dedi ya..." başladı.


İşte Bekir Coşkun'un yazısı
Çakal...

Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu’nun yönetimine getirdikleri kişi, “Atatürkçü olmayı hakaret sayarım” dedi ya...

Demek ki görevinin bilincinde...

Atatürkçü olsa niye orada olsun?..

*

Ben şaşırmadım...

Dört yıl önce “O benim cumhurbaşkanım değil” dediğim Abdullah Gül’ün, Atatürk kültürünü, dilini ve tarihini “Atatürkçü olmayı hakaret sayan” birisine teslim etmesi çok da normal geldi bana...

İyi ki “O benim cumhurbaşkanım değil” demişim...

Ben Atatürkçüyüm çünkü...

O gün bu gündür Atatürkçüler itilip kakıldılar...

Hapishaneler bizlerle dolu...

Ölenler hücrelerde öldü...

Kalanlar hasta...

Zindanda arkadaşlarımız...

Çocukları gidip sarıldıklarında, babaları küf ve çimento kokuyor...

*

Atatürkçü olsaydı hapisteydi...

Normaldir; Atatürk’ün dil, tarih, kültür mirasını emanet ettikleri birisinin “Atatürkçü olmayı hakaret kabul ederim” demesi...

Şimdi bir Atatürk kurumunun başında oturup, Atatürkçülerden nefret etmek gibi enteresan bir görevi var...

Bu bir yıkımın...

Bir istilanın...

Bir intikamın...

Bir kinin...

Bir nefretin...

Bir yokedişin görevlisi...

*

Geri kalanı sadece çakalın hikâyesidir...

Çakal, ava çıkmış yırtıcıları izler...

Yırtıcı avının peşinden giderken, çakal saklanarak arkasındadır...

Yırtıcı avını parçalayıp yok ederken, o sinip bekler... Kanlı kavgadan geri kalacak atıklarla karnını doyurmaya bakar sadece...

Çakal...

*

Atatürkçülük; bağımsız, özgür, demokrat, saygın, çağdaş, modern, gelişmiş bir ülkenin bireyi olma idealinin adıdır...

Adam olmaktır Atatürkçülük...

Sana hakaret olur...

Sen olma...

Yakışmaz...

4 Ocak 2012
Cumhuriyet Haber Portal

2 Ocak 2012 Pazartesi

BANU AVAR YENİ YIL MESAJI



 Azim Ve Kararlılık Dolu Bir Yıl Dilerim!

Geçen yıla ‘Arap baharı’ ile girmiştik… Aralık 2010'da NATO siber savaş narası attı… Wiki sızıntılar etrafı sardı… Mısır’da din savaşları başladı... Aniden küçük bir Kuzey Afrika ülkesi Tunus, Facebook ve Twitter’la karıştırıldı... Kuzey Afrika’da 2001’den beri beklenen operasyon başladı… Küresel ŞİRKETLER Libya’da paylaşım için düğmeye bastı… Sırtlan payı için birbirlerini de boğazlayacaklardı…

Bazı safdiller tüm olanları HALK HAREKETİ olarak yaftaladı… Öyle ya, Tahrir’de HALK vardı…

Ama o halk küresel çetelerin operasyonunda FİGÜRANDI… İç dinamikle sokakları kaplamamışlardı... Nitekim şimdi Mübarek sonrası Mısır’da, Pentagon uşağı generallerce kurşuna diziliyorlar!

Küresel çetelerin ‘yumuşak güç’ aktörleri, Assange, Esma Mahfuz, Ahmed Maher, Vail Gonim gibi tetikçiler ‘iyi iş’ çıkardıkları için ödülendirildiklerinde de safdillerin pek sesi çıkmadı.

Aralık 2010 itibariyle defalarca, küresel sermayenin tıpkı 2. dünya savaşı sürecinde olduğu gibi birbirleriyle dalaştıklarını, ve ‘Fas’dan Pakistan’a, Çin’e kadar’ olan coğrafyada, orta nokta Türkiye olmak üzere kanlı bir oyuna başladıklarını yazdık. Sert eleştiriler aldık!

2011 Kan Yılıydı! Kaçın Demokrasi Geliyor adlı kitapta anlattık... Gerek Orta Asya’nın ortasında Afganistan ve Pakistan’da, gerekse Kuzey Afrika’da kanlı bir senaryo uygulandı...

Küresel elitin bir kanadı ‘demokrasi darbeleri’ ile operasyon yaparak MİLLİ DEVLETLERİN zenginliklerine el koyma yolunu denedi, diğer kanat, Libya’da olduğu gibi özel ordular ve bombalarla ‘demokrasi’ getirdi!

Tam sıra Suriye ve İran’a gelmişti ki, Rusya savaş gemilerini Doğu Akdeniz’e dizdi. İran ve Suriye füzelerini, ABD’ye ‘bekçi ve kalkan’ olmakla kalmayıp, tetikçileri barındıran, teröristlere dayanak sağlayan Türkiye’ye çevirdi. Çin, Rusya ile omuz omuza savaş tatbikatları yaptı... Dünya 2. SOĞUK SAVAŞIN ortasındaydı ve Türkiye bir kez daha 2 dünya arasında kalmıştı!

Birileri ellerini oğuşturarak, ‘Suriye düştü düşüyor!’ derken, beklenmedik oldu! Birkaç ayda düşeceği ‘müjdelenen’ Suriye etrafına bir zırh ördü ve içerde direniş kaleleri kuruldu...

Küresel çetelerin ABD kanadı, STRATFOR, RAND CORP gibi kuruluşların sitelerinde endişelerini dile getirdiler…

‘Suriye muhalefetini yeterince güçlendiremedik! Lojistik destek (silah) özel ordular için gri bölge oluşturamadık! Türkiye ve Avrupa’yı işin içine tam olarak katamadık!’ gibi açıklamalar yaptılar… İşler planlandığı gibi yürümüyordu, işgal altındaki Irak’da Maliki Suriye ve İran’a göz kırpıyordu… Rusya ve Çin açık destek veriyordu...

Tüm bunlar olurken Dolar Avrasyadan dışlanıyor, Kasım 2011’de Avrasya Birliği kurulduğu açıklanıyor, Türkiye de davet ediliyordu...

Avrupa Birliği mi? O paramparçaydı…

2010-2011 arasında en dikkat çeken gelişmelerden biri de Türkiye Cumhuriyeti yöneticilerinin ardı ardına KÜRESEL ÇETE ÖDÜLLERİNE boğulmasıydı...

Millete ait tüm zenginlikler bir bir yabancı şirketlerin eline geçerken, yöneticiler, İngiltere kraliçesinden, Wilson Vakfı'na, Chatham House’dan Fransız ordusuna kadar tüm dünya derin yapılarından gelen ödüllere madalyalara garkoldu. ‘Dizbağı nişanları’ üstün hizmet ödülleri ile onurlandırıldılar! Aynı çetelere çalışan silah, medya, uyuşturucu baronları Memed’i vurdular! Siyasiler Memed’i vuran vurduranlarla masaya oturdular!

Bunları gün yüzüne çıkaranların sesleri, bastırıldı, vuruldular, kırıldılar, susturuldular, Silivri’ye tıkıldılar… Ağzını açmaya cüret edenler ağır tehdit altında nefes almaya uğraştılar, uğraşıyorlar! Ve UĞRAŞACAKLAR!

Atlantik ötesi emretti… Aralık ayında ara kapatıldı... AKP’li bakanlar "Kürtlerin ne kadar hakkı varsa hepsini vereceğiz!" diye ekranlara çıktılar…

Terör örgütü mensupları ve Batının has çocukları, gerine gerine ve sırtları İkiz yasalara ve yedi düvele dayalı, ‘Derdimiz Kürt özerk bölgesi, otonomi falan değil, bağımsız devlet olacağız!’ açıklamasını yaptılar!

Küresel medya ‘Kürt baharı!’ yazıları yazdı, ertesi gün PKK/BDP Diyarbakır’daki ‘Tahrir meydanını’ hatırlattı…

Amerikan istihbaratının Türkiye uzmanları uzun zamandır ‘yeni bir anayasa ve federasyon’ çığlıkları atmaktaydı! CIA’den Paul Henze, Türkiye’yi federasyon kalıbına sokmak için mali ve siyasi bunalımın biraz daha derinleşmesi gereğini anlatmıştı!

Yabancılar emrinde çalışan profesörler: Türk milletinin ‘bölünür’ olması gerektiğini taslaklaştırdılar… ‘Bölünmenin önünde hiçbir anayasal engel kalmamalı’, ‘Türk Yurttaşlığı Kavramı kalkmalı!’ dediler... Sözüm ona ‘muhalefet’ ‘TSK, Türkiye Cumhuriyeti'ni koruyup kollama görevinden istifa etsin!’ diye ortaya çıktı...

2011 sonunda Atlantik ötesinin emirleri net ve açıktı... Biden, Panetta ve onlarca uzman Türkiye’yi bu nedenle komşu kapısı yaptı…

Suriye’ye aktif müdahale ve İran’a ambargo derhal planlanmalı, Ermenistan kapısı açılmalı, Kıbrıs’ta istenen adımlar atılmalıydı.

2010’da Cumhurbaşkanı Gül’e Chatham House ödülü verildiğinde yapılan açıklama yukarda saydığımız listeyle birebir aynı.

Ödülün gerekçesi şöyle açıklanmıştı:

‘Irak’ta farklı mezhepler arasında arabuluculukta üstlendiği rol,

Afganistan Pakistan liderlerini bir araya getirmesi ve

Türkiye’nin Ortadoğu ile olan bölgesel işbirliğine yaptığı katkıları,

Bölünmüş Kıbrıs’ın bir bütün haline gelmesi konusunda attığı adımlar,

Türkiye ile Ermenistan arasında ilişkilerin normalleşmesi için oynadığı rol…’

nedeniyle Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı küresel çetenin en üst organının ödülüne layıktı!

Türk MİLLETİ içerde YENİ ANAYASA ve FEDERASYON kıskacı ile karşı karşıya kalacaktı...

ABD istihbaratının kılavuzluğunda Türkiye, bölünmeye zemin hazırlayan adımlar atacaktı...

Duruma isyan edenler için ‘iletişim teknolojileri’ kullanılacak, eğitimli kesim, televizyondan Twitter'a kadar çeşitli araçlarla yönlendirilecek, gerisini muhalif gruplar, liderler, ABD patentli öğrenci grupları , STK’lar halledecekti. ‘Demokratikleşme’ ana slogan olacaktı.

Bu plan Suriye’de, Venezuela’da, İran’da, Kazakistan’da başarılı olamadı…

Türkiye bu saydığımız ülkeler içinde en fazla benzer deneyimlerle sarsılmış bir ülke...

O nedenle 2012 kan ve ekonomik operasyonların en fazla olacağı yıl olsa da,

her çökertme planı ÇİFT TARAFLI işler!

Ve kusura bakmasınlar ama TARİH kaosun sürekli olamayacağını ve çıkaranların aynı bataklıkta boğulacağını müjdeler!

AZİM ve KARARLILIK DOLU BİR YIL DİLİYORUM!

Banu AVAR, 31 Aralık 2011
banuavar@superonline.com