ALO ORMAN YANGINI: 177... ALO ORMAN YANGINI: 177... ALO ORMAN YANGINI: 177... ALO ORMAN YANGINI: 177...

30 Eylül 2013 Pazartesi

KARASAL SAYISAL TELEVİZYON YAYINLARI


Karasal Dijitale Geçiyoruz

Önümüzdeki 2 yıl içinde karasal dijital yayın ülkemizin tüm bölgelerine yayılacak.

Önceleri halk arasında 'kılçık anten' adı da verilen antenlerle karasal yayını izlerdik. Sonraları uydu anteni çıktı. Uydu teknolojisini uzun yıllardır kullanıyoruz. Yağmur ya da kötü hava koşulları olmadığı sürece çalışan bu sistem için mutlaka açık havada bir antenin dünyanın yörüngesindeki uyduları görmesi gerekiyor.
DVB olarak adlandırılan karasal dijital yayın ise uydu ya da karasal analog yayınlara göre birçok avantaj sahip bir teknoloji. Bu teknolojiyardımı ile tek frekansta birden fazla kanal yayını yapılabiliyor. Ayrıca uyduya da karasal yayında olduğu gibi büyük bir antene ihtiyaç yok. Üstelik hareket halinde bile (diğer teknolojilerde bu çok zor) karasal dijital yayın izlenebiliyor.

Ülkemizde DVB-T2 standardı kullanılacak
Karasal dijital yayında birden fazla standart var. Ülkemizde ise DVB-T2standardı seçildi.. Bazı televizyonlarda bütünleşik olarak karasal dijital alıcısı bulunuyor. Eski nesil televizyonlar için settop box ya da USB şeklinde cihazlardan almak gerekecek.



Geçiş nasıl olacak?
RTÜK tarafından hazırlanan geçiş planına göre 2015 yılına kadar ülkemizin birçok yerinde karasal dijital yayın kullanılmaya başlanacak (testler bu yaz başladı.). 2015 sonunda ise karasal analog yayın tamamen kapanacak ve dijitale geçiş sağlanacak.

Uydu antenler çöpe mi gidecek?
Dijital karasal yayınla ilgili en çok merak edilen (ve karıştırılan konu) uydu antenlerin ne olacağı? Uydu sistemi kullanılmaya devam edecek. Zira bugüne kadar alınan o kadar cihazı bir kalemde silip atmak mümkün değil. Yani içiniz rahat olsun. Çöpe atılacak bir şey yok. Hem uydu hem de karasal dijital yayın beraber devam edecek. Ancak uzun vadede ne olur bunu şimdiden bilmek zor.
Birçok avantajı olan karasal dijital yayın beraberinde yeni fırsatlar da getirecek. En önemlisi ise boşa çıkan analog karasal yayın frekansının başka işler için kullanılması. Bu frekansın 4G için kullanılacağı uzun süredir konuşuluyor.
Karasal dijital yayınla beraber televizyon izleme teknolojileri de gelişecek. Hareket halinde yayınları izlemek daha da kolaylaşacak.

KARASAL SAYISAL TELEVİZYON YAYININA GEÇİŞ UYGULAMA TAKVİMİ

Karasal Sayısal Televizyon Yayınına Geçiş Uygulama Takvimi ile ilgili Üst Kurulca;
1- Sayısal televizyon yayınına geçişin Kasım 2013 tarihi itibariyle Ankara ili ile
başlatılmasına, daha sonra Bursa, İstanbul, Adana, olarak devam ettirilmesine,
2- Bu geçiş sürecinin Aralık 2014 tarihi itibariyle tamamlanmasına,
3- Analog yayınlarla sayısal yayınların, geçiş takvimine göre 3 ay ile 12 ay arasında,
birlikte (simulcast yayın dönemi) devam etmesine,
4- Analog televizyon yayınlarının 2015 yılı Mart ayı itibariyle tamamen
sonlandırılmasına,
5- Sayısal yayıncılığa geçiş takviminin bu hususlara göre tüm emisyon noktalarını
kapsayacak şekilde düzenlenmesi ve uygulama takviminin RTÜK internet
sitesinde yayınlanmasına,
karar verilmiştir.
Bu kapsamda hazırlanan il merkezleri bazında ve tüm yerleşim yerleri bazında
Karasal Sayısal Televizyon Yayınına Geçiş Uygulama Takvimi aşağıdadır:




20 Ağustos 2013 Salı

GIRGIR'DAN EGEMEN BAĞIŞ'A OLİMPİYAT GÖNDERMESİ

Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, İstanbul'un olimpiyat adaylığı olumsuz sonuçlanırsa bunun Gezi Parkı eylemcileri yüzünden olacağını öne sürdü. 

Bağış'ın bu sözleri ve Gezi olaylarında hayatını kaybeden 5 genç, Gırgır'ın yarın çıkacak sayısının kapağında yer aldı.

İşte o kapak:


25 Nisan 2013 Perşembe

ARAÇLARDA DOĞALGAZ YAKIT SİSTEMİ (CNG)

Araçlar artık doğalgazla da çalışacak
Araçlar artık doğalgazla da çalışacak
Araçlarda benzine göre yüzde 80, LPG’ye göre yüzde 55, mazota göre yüzde 45 tasarruf sağlayan doğalgaz yakıt sistemi (CNG) Manisa’da da vatandaşların kullanımına sunuluyor. Dünyada yaygın şekilde kullanılan çevreci olma özelliği de taşıyan ve aracın performansını düşürmeyen CNG sistemi yapılan dönüşümle her türlü araçta rahatlıkla uygulanabiliyor.

Manisa’da araçlar doğalgazla çalışacak, hem vatandaş hem çevre kazanacak. Sağladığı büyük tasarrufun yanında çevreci olma özelliğiyle dünya genelinde yaygın şekilde kullanılan, 120 oktanlık araç yakıtı özelliği taşıyan doğalgaz yakıt sistemi (CNG) Manisa’da da vatandaşların hizmetine sunuldu. Araçlarda benzine göre yüzde 80, LPG’ye göre yüzde 55, mazota göre yüzde 45 tasarruf sağlayan doğalgaz yakıt sistemi (CNG), bunu yaparken aracın performansını düşürmüyor.

1 METREKÜPLE 16 KİLOMETRE

1941 yılında 2. Dünya Savaşı sırasında Almanlar tarafından bulunan, yüksek tasarrufu ve çevreci olma özelliğiyle DHL, UPS gibi dünya çapındaki lojistik firmaların araç filolarında kullandığı doğalgaz sistemi, her türlü araçta yapılan dönüşümle rahatlıkla kullanılabiliyor.  

Metreküp birimi üzerinden satılan ve 1 metreküpü 2,30 TL olan doğalgaz yakıtıyla bir araç ortalama 16 kilometre yol gidebiliyor. Hiç bir tehlikesi bulunmayan CNG sistemi ile dönüşümü yapılan araçların bunun ruhsatlarına işlenmesiyle kullanılabiliyor.

Doğalgaz ikmal istasyonu ve dönüşüm sistemleri hizmetleri Türkiye’de Bolu’nun ardından Manisa’da da verilmeye başlandı.  Enerji Piyasası Denetleme Kurulu’ndan (EPDK) 10 Ocak tarihinde alınan lisansın ardından Saruhanlı yolu üzeri Selimşahlar Beldesi girişinde yer alan Aram Petrol Naturelgaz tedarikiyle sistemi kurma çalışmaları tamamlanırken Cuma günü de resmi açılışını yapmaya hazırlanıyor.

BÜYÜK ŞİRKETLER ARAÇLARINDA CNG KULLANIYOR

Konuyla ilgili açıklama yapan Aram Petrol sahibi Sayim Vurucu, doğalgaz yakıt sisteminin sağladığı tasarrufa vurgu yaptı. CNG sisteminin dünyada uzun yıllardır kullanılmasına rağmen Türkiye’de yeni kullanılmaya başladığını belirten Sayim Vurucu, sistemin Türkiye’deki şirketler ve bazı şehirlerin belediye otobüslerinde yapılan dönüşümle kullanılmaya başlandığını söyledi.

TRAKTÖRLER İÇİN ÖZEL SİSTEM

Vurucu, Aram Petrol olarak otomobilden, traktöre, otobüsten tıra kadar her türlü aracın doğalgaz dönüşümünü yaptıklarını belirtirken,  Manisalı çiftçilere de seslendi. Yüzde 70 doğalgaz, yüzde 30 mazot yakan sistem geliştirdiklerini söyleyen Vurucu; “Türkiye’de doğalgaz yakıt istasyonu yok denecek kadar az. Çiftçi traktörünü bu sisteme geçirirse, yakıt almakta zorlanabilir. Traktörün mazotla çalışmaya devam etmesi gerekir. Bu yüzden bu sistemi geliştirdik. Bu haliyle bile mazotun pahalılığından yakınan çiftçi tarlasını sürerken yüzde 60’a varan tasarruf sağlıyor” dedi.
* Burak Demirbilek  http://www.manisahabergazetesi.com.tr/v2/haber-6474-Araclar-artik-dogalgazla-da-calisacak.html

18 Mart 2013 Pazartesi

GEDİZ NEHRİ ÖLÜYOR!





Dünyada eşine ender rastlanır bereketiyle bilinen, mitolojik çağlardan bu yana havzanın en önemli hayat kaynağı olarak varlığını sürdüren Gediz Nehri'ne yaşatılan dram nedeniyle, bu nehirin dünyanin en verimli toprakları arasına soktuğu Gediz Havzası, günümüzde artık bir çok çevresel sorunun yarattığı olumsuzlukları da bağrında taşımak zorunda bırakıldı. Yıllardır yaratılmaya devam edilen çevresel sorunlar, bereberinde getirdiği olumsuzluklar nedeniyle havzanın bir çevre dramı yaşamasına da yol açtı. 
Erozyon ve bölgenin jeolojik yapısından kaynaklanan olumsuz etkenlerin yanında, artık günümüzde felaket boyutuna gelen kirliliğin oluşmasındaki başlıca neden ve faktör ise tabii ki (ve ne yazık ki) yine aynı: İnsan faktörü!

Ancak bölgede yaşayan köylü ve çiftçilerin özellikle birinci sıraya yerleştiği faktör; sanayi tesislerinin neden olduğu kirlilik olarak göze çarpıyor. Cehalet ve aç gözlü ihtirasın da körüklediği aşırı kar hırsının bir yansıması olarak gelişen çarpık sanayileşme, alt yapı sorununu gözardı eden bir dengesizliği de beraberinde getiriyor. Bu doğal dengenin bozulmasından da Gediz Nehri en çok etkiyi almış durumda.

Dünyada eşi az bulunur bir verim ve bereketi topraklarımıza çağlardır bir armağan gibi sunan Gediz Nehri, günümüzde ise olağanüstü bir kirlenmeye uğratılarak, adeta can çekişir hale getirildi ve ölümle pençeleşiyor. Bu kirliliğin nedeni her ne kadar bilinçsizlik ve duyarsızlıkla açıklanmaya çalışılsa da, aşırı kar hırsının da neden olduğu çarpık sanayileşmenin yol açtığı çevresel katliamın elini Gediz'e de uzattığı gerçeğini asla gözden kaçırmamak gerek. Çünkü çevre konusunda bizim en acı gerçeklerimizden biridir: sanayileşmenin yoğunlaştığı bir dönemde sanayi kuruluşları küçük yatırımlarla aşırı kar elde etme hırsları nedeniyle eksik alt yapıları ve çarpık anlayışlarıyla her zaman bir çevre düşmanı kesilmişlerdir.

Bereketin sembolü Gediz Nehri'nin 160 km.lik bölümü Manisa ili sınırları içinde yer alıyor. 1998 yılında yapılan raporlara göre, Manisa merkezde 53, Salihli ilçesinde 34 deri fabrikasının atıkları ile, Salihli ve Turgutlu ilçelerinin tüm evsel atıkları Gediz Nehri'ne dökülüyor. Bu korkunç kirlenmenin yarattığı doğal sonuç ise, ekolojik dengenin bozulması ve Gediz Nehri'nin bugün can çekişir hale getirildiği gerçeği!

 Gediz Ölmesin, öldürmesin!
Gediz yalnızca ölmüyor, öldürüyor!
Çağlardır etrafında yaşayan canlıları doyuran bir bereketi armağan etmesi karşısında kendisine yapılan bu zulüme başkaldırırcasına, adeta intikam alırcasına karşılık vermeye başladı.
Yani Gediz ölmüyor, aynı zamanda öldürüyor da!

1998 yılında Ege Belediyeler Birliği'nin yayımladığı raporda, aynen şu ifadeler yer alıyor:"Sanayi tesislerinin atıkları toprağa, havaya ve suya gelişigüzel verildiğinden ciddi sorunlar yaratmaktadır. Fabrikaların büyük çoğunluğunun ya arıtma tesisleri yoktur ya göstermelik arıtma tesisi kurmuşlar ya da yüksek işletme maliyetleri nedeniyle gerektiği kadar çalıştırılmamaktadır. Manisa ilindeki 57 deri atölyesi, yağ ve sabun fabrikası, Küçük Sanayi Sitesi, Sümerbank tekstil fabrikası, Gediz Nehri'ni kirletmeye devam etmektedir." Uşak ilinde bulunan 400 deri fabrikası da krom gibi çok tehlikeli ağır metaller içeren atıklarını yıllardır arıtmadan Gediz Nehri'ne gönderiyorlar.

1997 yılında ise, Gediz Nehri'nin kirlilik oranının maksimum düzeye çıkması üzerine, Manisa, Kemalpaşa ve Gediz Deltası üzerinde bulunan fabrikalarda Çevre Bakanı İmren Aykuttarafından inceleme yaptırılmıştı. İnceleme sonrasında, fabrikalarda arıtma tesisi bulunmadığı ve bu fabrikaların kimyasal atıklarına ek olarak belediyelerin de evsel atıklarını Gediz Nehri'ne boşalttıkları saptanıyordu. Bunun üzerine de sanayi kuruluşlarına 31 Aralık 1998 tarihine kadar gerekli arıtma tesislerini kurabilmeleri için süre verilmişti.

Ama aradan geçen bunca zaman içinde ne sanayi kuruluşlarının ne de belediyelerin arıtma tesisi kurduklarına ilişkin kayda değer hiç bir somut gelişme yaşanmadı. Ege'nin hayat kaynağı Gediz Nehri, böylece her geçen gün daha da kirletilip, bir adım daha ölüme yaklaştırıldı. Her geçen saniye biraz daha kirletilmeye devam edilen Gediz Nehri, artık geçtiği yerlere lağım kokuları salıyor, tehlike ve ölüm saçıyor. Geçtiği yerlerde balıklar ölüyor, suladığı topraklar bozuluyor, bitkiler çürüyüp kuruyor.
 
Ağır metaller fazlalaştı
 
Ege Belediyeler Birliği'nin raporuna göre, Gediz'in sularına günde 12 bin 500 metreküp zehirli su bırakılıyor. Gediz de bu zehirle birlikte etrafına tehlike ve ölüm saçıyor. 1999 yılında ise, 14 ayrı noktada yapılan ve "korkunç" diye tanımlanan ölçümlerde, Gediz suyunun tarımsal alanlarda kullanılmasının giderek sakıncalı olmaya başlandığı vurgulanıyordu.

Ölçümler sonunda Gediz'in suyu "5. sınıf" olarak nitelendiriliyor, sudaki ağır metaller ve toksit elementlerinin sınır değerlerin çok üstünde olduğu belirleniyordu. 1 litre suda 0.1 mg olarak bulunması gereken arseniğin 0.106 mg, son derece zehirli bir madde olan berilyumun ise sınır değerinin 15 katına çıktığı saptanıyordu. Kobaltta ise durumun daha ürkütücü boyutlarda olduğu, 1 litre suda 0.005 mg olması gereken kobaltın, yapılan ölçümlerde 5.733 mg olarak saptandığı açıklanıyordu. Sınır değerlerinin tam 115 katı kirli suyun hücumuna uğrayan Gediz'in sularıyla beslenen ürünlerin kanserojen etkisine sahip olabileceği uyarısında bulunan uzmanlar, yakın gelecekte Gediz'den kesinlikle arazi sulaması yapılamayacak hale de gelinebileceğine de dikkat çekiyorlar.

Çiftçiler ise çaresiz! Yapacakları başka bir şey bulunmadığından bu suyu kullanmaktan başka seçenekleri yok! Buna zorunlular! Çiftçi arazisini Gediz'den sulasa bir türlü, sulamasa başka türlü bir dert var bekleyen. İnsanoğlunun kendisine karşı saygısızlığına, nankörlüğü ve zulmüne karşı adeta isyan ediyor ve öc alırcasına hastalık ve tehlike saçmaya başladı Gediz Nehri.

Gediz, şu anda her türlü bulaşıcı hastalığı da barındırabilecek bir bataklığa da dönüşebilecek hale getirildi. Arazilerinde Gediz'in suyunu kullanan çiftçilerin ellerinde siyah lekeler ve yaralar oluşmaya başladı. Yandaki resimde görüldüğü gibi, artık Gediz'de yüzlerce balık ölümleri başladı bile...

Dünyada tek rekabet gücü bulabildiğimiz tekstilin hammaddesi olan ünlü Ege pamuğunda bilinmez hastalıklar oluşmaya başladı. Menemen ovasında artık domates yetişmiyor.

Verimli Gediz Ovası'ndaki bereketli topraklar da giderek azalmakta ve kaybedilmek üzere. Gediz Havzası'ndaki üretim alanlarında yüzde 65 oranında bir düşüş olduğu kaydediliyor. Ama keybeden yalnızca bölgemiz değil, ülkemiz ekonomisi olacak kuşkusuz. Çağlardır bol ve bereketli suyuyla beslediği, eşsiz bir verim armağan ettiği toprak da Gediz Nehri ile birlikte can çekişiyor. Eski verimi yok artık toprağın. Bire bin veren o verimi, o sınırsız tavı giderek azalıyor.

Gediz Havzası sit alanı olmalı
Ege Bölgesi'ndeki doğal yaşamın can damarı durumundaki Gediz Nehri'nin mutlaka kurtarılması gerek. Bunun için de günübirlik çözümlerden çok, organize bir çalışma ve önlem gerekiyor. En önemli adımlardan biri de arıtma tesislerinin mutlaka kurulması zorunluluğu olarak öne çıkıyor. Ama trilyonları bulan bu yatırımlara belediyelerin gücünün yetmediğinin ileri sürülerek ya bu konu hep erteleniyor, ya da onun yerine "biz kesinlikle kirletmiyoruz" diyerek işin içinden sıyrılmaya çalışılıyor.

Demek ki ilk önce Gediz'in kirletildiğinin kabul edilmesi ve itiraf edilmesiyle başlayacak herşey. Böyle bir sorunun varlığı bir kez kabul edilince, o zaman çözüm yolları için çabalar ve arayışlar da gelir arkasından. Örneğin; söz konusu bu belediyeler tarafından ortaklaşa bir çalışma başlatılarak bir vakıf kurulabilir ve vakıf aracılığıyla da çeşitli sivil toplum örgütlerinin de desteği kazanılarak, uzun vadeli kredi ve devlet yardımı sağlanması konusunda kamuoyu da yaratılabilir.
Burada tüm sorun, böyle bir adım atmak isteniyor mu istenmiyor mu? Ya da çevreye karşı ne kadar duyarlısınız ve yaşanılan çevre dramının ne kadar farkındasınız? Yoksa biz bu kafalarla ve vurdumduymazlıkla kendimizin de doğanın bir parçası olduğumuzu bir an bile aklımıza getirmeden doğayı kirletmeye devam ettiğimiz sürece, Ege bölgesi'nin hayat damarını kesip kopartmış olacağız! Gediz Havzası da bir bataklığa dönüşecek!

Gediz Nehri'nin 160 km.lik bölümü Manisa ili sınırları içinde. Dolayısıyla bu konuda en ciddi ve ileri adımın öncelikle Manisa ve ilçelerinden başlatılması zorunlu.
Bu konuda bir başka çözüm de Gediz Havzası'nın sit alanı ilan edilmesi olabilir.
1998 yılındaki görüşmemizde çevreci bir söyleşi yaptığım Manisa Valisi Muzaffer Ecemiş, devlet tarafından Gediz'in kurtarılması için yeterli destek ve ödenek sağlanacağı konusunda hiç de umutlu görünmüyordu. Ama bir hayali vardı Ecemiş'in: Gediz Nehri ve çevresinin tamamen sit alanı kapsamına alınması. "Olumlu sonuç alınabileceğini ve Gediz'i ancak böyle kurtarabileceğimizi umuyorum" diyor ve sonra da ekliyordu: "Bu konuda herkesten destek bekliyorum!" Beklediği desteği alabilmiş miydi peki? Maalesef hayır!

Konuya duyarlı bazı CHP milletvekillerinin çabaları ve bazı sivil toplum örgütlerinin katılımı ve öncülüğüyle, medya desteği de sağlanarak "Gediz ölmesin, öldürmesin!" sloganı ve mesajı altında Gediz'in doğduğu yerden başlayıp Ege Denizi'ne döküldüğü Menemen ilçesine kadar süren bir yürüyüş yapıldı. O dönemde gündeme gelen bu çabalar, sadece Gediz Nehri'nde olağanüstü düzeyde kirlenme olduğuna dikkatleri çekmeyi ve kirlenmedeki en büyük faktör olan deri atölyeleri ve fabrikalarına arıtma tesisi kurabilmeleri için süre verilmesini sağlayabilmişti sadece. Sonrasında ise ne yazık ki herşey yine unutuldu. Bugün, bilebildiğim kadarıyla bir tekSalihli'deki GEMA Vakfı ile Menemen'de elle tutulur bazı çabaların olduğunu söyleyebilmek mümkün.

Ama bir gerçeği vurgulamak gerekirse, ülkemizde çevrecilik açısından toplum ve devlet olarak sınıfta kalmış bir haldeyiz. Çevresel sorunlarımıza karşılık, çevreye karşı duyarsız bir toplum olduğumuz görülüyor. Yani, Gediz Nehri'nin dramı Türkiye'de tek değil aslında. 1998 yılında ülkemiz genelindeki akarsular üzerinde yapılan bir araştırma acı bir gerçeği ortaya koyuyor: Akarsularımızdaki kirlenmenin boyutları olağanüstü boyutlara varmış durumda! Araştırmaya göre, Türkiye'de kirlenmeyen, ya da daha doğru deyişle, kirletilmeyen bir tek akarsu yok!
Bunun temelindeki nedenler de hep aynı nedenler: cahil ve duyarsız insan faktörü ile çarpık sanayileşme, ülkemizdeki en büyük çevre katliamcısı olarak duruyor karşımızda...
Ama Gediz Havzası'nda yaratılan çevre dramı, yalnızca doğal su kaynaklarının kirletilmesi veyaGediz Nehri ile sınırlı değil. Bu bölge toprağının çok yönlü bereketi, aynı zamanda sanayide de bir hammadde olarak kullanılması özelliği nedeniyle yaşanılan bir başka çevre dramı daha ortaya çıkartıyor: Tarım topraklarının amaç dışı kullanılması! Bu da özensiz ve denetimsiz çalışan kum ocakları ile fabrikaların sanayi hammaddesi olarak verimli tarım topraklarını kullanması sonucu ortaya çıkan bir başka sorun. Yani toprak talanları da var yaşanılan çevre dramında!

Gediz Nehri, can çekişiyor! 
Ama yalnız başına olmayacak ve olmuyor bu ölüm!
Bugün Gediz Nehri üzerinde ve nehir kenarında yüzlerce (zaman zaman da binlerce) balık ölülerine rastlanılmaya başlandı. Bu balık ölümleri, Gediz Nehri'nin can çekişmeye başladığının en somut kanıtı.

Gediz ölmesin, öldürmesin!
Ya toprağın nabzı?
O daha ne kadar atmaya devam edebilir tek başına, Gediz ölürse eğer?
Çünkü su çürüyünce, toprak da küser!
26 Aralık 2000

Bu yazım 2000 yılı Aralık ayında  bir yazı dizisi halinde yayımlanmıştı.
O günden bu yana neler mi oldu?
Biz "Gediz'i kurtaralım mı, kurtarmayalım mı?" diye hala tartışa duralım, birileri tarafından can çekişir haldeki Gediz için adeta idam fermanı verildi!
Böyle bir havza için böyle bir kararı kim verebilir? Elbetteki İngiliz emperyalizmi.
Görünen o ki, AKP Hükümeti tarafından da bu idam fermanı imzalandı!

Gediz Havzası'ndaki yaşamı tamamen yok edecek, tüm havzayı tam bir çöle çevirecek ve tam bir "madencilik faciası" diye tanımlanabilecek ucube bir proje, şimdi Gediz Havzası'nı inanılamayacak kadar büyük ve ciddi bir çevre felaketi ile tehdit ediyor.

KAYNAK: http://metinsert.tr.gg/Gediz-.oe.lmesin%2C-.oe.ld.ue.rmesin.htm

GEDİZ NEHRİ



Uşak'ın Gediz ilçesinde doğan ve İzmir'in Menemen ilçesinde Ege Denizi'ne kavuşan Gediz Nehri, 401 km uzunluğundadır. 
Önce Kütahya il sınırları içinde akan Gediz, Uşak merkez ilçeye bağlı Emirfakı Köyü'nün kuzeyinde Uşak topraklarına girer. Irmak, merkez ilçenin Güre Bucağı'na kadar kuzey-güney yönünde akar. Bu bucağın yakınlarında batıya döner ve Salihli ilçesinin kuzeydoğusundan Gediz Ovası’na girer ve güneyden Kemalpaşa Ovası’ndan gelen Nif Çayı ile Turgutlu'dan gelen Irlamaz Çayı'nı da yedeğine alarak, Foça tepelerinin güneydoğusundan İzmir Körfezi’ne dökülür. 
Irmağın kaynağı olan Murat Dağı'ndan Ege Denizi'ne ulaştığı noktaya kadarki uzunluğu 401 km olup, su toplama havzası ise 17.500 km²'dir. Taşkın dönemlerinde sık sık yatak değiştiren Gediz Nehri, yaklaşık 40.000 ha’lık bir delta oluşturmuştur. Zaman içerisinde İzmir Körfezi’ndeki bazı adalar da kara ile birleşmiş ve delta ovası içerisinde kalmıştır.

Bu nehir, mitolojik çağlardan beri bölgemizin en önemli hayat kaynağı olarak, buradaki yaşamın bir sembolü, önemli bir akarsu olarak bugüne dek varlığını sürdürdü.

Gediz Nehri'nin mitolojik çağlardaki adının "azgın, öfkeli, taşkın" anlamlarını çağrıştıran Memaniomenos veya Mainonemos olduğunu bilmek, bu nehri anlamaya yeterli.
Şairlerin babası Homeros'un ünlü eseri İliada Destanı'nda "Maionia" diye anılan Gediz Nehri'nin buradaki anlamı ise "Kutsal Ma Nehri" veya "Kutlu Akarsu"dur. Halikarnas Balıkçısı'na göre, ondan önceki ismi Paktalos olan Gediz Nehri için, pek çok öykü ve hikayeler de anlatılır.
Gediz Nehri, Belkıs Efsanesi'nde olduğu gibi de efsanelere bile konu olmuştur.

Yunanlıların tarihte Ermos adını verdikleri bu nehre, Romalılar latin yazımına uydurarak Hermos demişlerdir. Perslerin Serabad dediği, o zamanki halk dilinde ise Sarabad'a dönüşen bu nehir, günümüzde ise çıktığı yere göre Gediz olarak adlandırılmış.
Zaman zaman taşması nedeniyle "Cadı Gediz" adı da takılan Gediz'e, yöremizde ise bu nedenden dolayı çamurlu suyu ve toprağı dolayısıyla köylüler tarafından "Sarıkız" da denmiştir.

Yerleşik yaşama geçiş, insanların hayvancılıktan tarıma yönelmesiyle birlikte başlar. Yerleşik yaşama geçerek tarıma yönelen topluluklar için bu nedenle yerleşilen bölgelerin yeşil ve sulak alan olması bu seçimde öncelikli tercih oldu. Yüzyıllar öncesinde atalarımızın bu topraklara gelip yerleşmesindeki sır da, toprağın bereketidir. Tüm Türkiye'nin en verimli topraklarını barındıran Ege Bölgesi, özelikle de Gediz Havzası, dünyanın da 1. sınıf tarım arazileri arasındadır.

Bu bölge toprağının bereketi, bire bin veren cömertliği ile üreticinin yüzünü güldürmüş, verimliliği ile çağları doyurmuştur. Yalnızca tarımda değil, sanayide de bir hammedde olarak kullanılan, çok yönlü bereketi olan bir hazine gibidir bu yöre toprağı. Bölgemizin toprağının bereketi anlatmakla bitirilemez. Ama bu bereketin sırrını merak edip araştırdığımızda, alacağımız yanıt:
GEDİZ NEHRİ'dir.
Bol ve bereketli suyuyla tüm Ege'nin en önemli hayat kaynağı olarak çağlardır toprakları besleyen, bulunduğu havzayı sadece ülkemizin değil, dünyanın en verimli toprakları ve 1. sınıf tarım arazileri arasına sokan Gediz Nehri...

Bu nehrin çağlardır sulayarak, adeta yeşili cömertçe sunarak yeşillendirdiği Gediz Ovası da, verimi ve bereketi ile dünyada isim yapan bir yer haline gelmiştir.

Gediz Ovası, ortalama 1 milyon 800 bin hektarlık alanıyla yalnız Ege Bölgesi'nin değil, Türkiye'nin ekonomisi açısından da çok önemli bir bölge. Ekonomik değer, tarım ürünlerinin yanı sıra, havzada bulunan irili ufaklı sanayi kuruluşlarından da sağlanıyor. Ama tarım ürünlerinin ekonomideki ağırlığı, ihracat boyutu da göz önüne alındığında, hiç de azımsanmayacak ölçü ve düzeyde.

Üzüm diyarı olarak da bilinen Gediz Ovası'nın bu bereketi sayesinde, Türkiye dünyada her zaman çekirdeksiz kuru üzüm üretiminde birinci sırada yer almıştır. Gediz Ovası yalnızca yakın tarihte değil, mitolojik çağlardan bu yana hep bir üzüm diyarı veya üzümün merkezi olmuş ve hep öyle bilinmiştir. Örneğin Romalılar döneminde, Gediz Ovası "şarap merkezi" olarak bilinir.

Gediz Havzası'nın birinci kalite tarım toprağı olduğu düşünülürse, bölgenin önemi Ege ve Türkiye ekonomisi bakımından bir kez daha ortaya çıkıyor. Bu özellikleriyle dünyada da az bulunur kalitede bir tarım bölgesidir Gediz Ovası.

Peki bugün Gediz Nehri ne halde?
Gediz Nehri günümüzde can çekişiyor artık!
Bir türlü çevreci bir toplum olmayışımız, cahil ve duyarsız insan faktörümüz ve de korkunç bir şekildeki çarpık sanayileşme anlayışımız yüzünden.

28 Şubat 2013 Perşembe

MANİSA'DA KORUNAN ALANLAR


Niobe (Ağlayan Kaya): (Manisa-Merkez)
Şehrin güneyinde yükselen Spil Dağı’nın mekan olduğu öykülerden biri de Niobe’ye aittir. Tantalos’un kızı olan Niobe Manisa’da doğmuş, yine efsaneye göre tanrıça Leto ile birlikte çocuklukları bu yörede geçmiştir. Daha sonra Thebai Kralı Amphion ile evlenen Niobe’nin, yedi kız, yedi erkek olmak üzere 14 çocuğu olur. Çocukluk arkadaşı ve Zeus’un eşi Leto’nun ise Apollon ve Artemis olmak üzere iki çocuğu vardır. Her fırsatta çocukları ile gururlanan Niobe’nin, kendisinin çok çocuğu olduğunu, Leto’nun ise sadece iki çocuğunun olduğunu söylemesi tanrıça Leto’yu öfkelendirir ve çocuklarından Niobe’yi cezalandırmalarını ister. Niobe’nin bütün çocukları, Apollon ve Artemis’in oklarıyla öldürülürler. Niobe, çocuklarının cesetleri başında günlerce ağlar. Sonunda tanrı Zeus, Niobe’nin haline acır ve ızdırabına son vermek için onu Spil Dağı eteklerinde taş haline getirir.

Karaköy semti Çaybaşı Mevkii’nde kadın başı şeklindeki bu kayanın göz çukuru şeklindeki girintilerinden yakın zamana kadar sızan su damlaları Niobe’nin gözyaşları olarak yorumlanır ve halk arasında “Ağlayan Kaya” adıyla anılırdı.Yakından bakıldığında doğal bir kaya oluşumu, batı yönünde biraz uzaklaşılarak bakıldığında ise kadın başı şeklinde görünen bu kaya en çok ziyaret edilen yerlerden biridir.
Kybele Kaya Anıtı: (Manisa-Merkez)
Değişik kültürlerde Kubaba, Marienna, Hepat, Artemis, Venüs gibi farklı isimlerle anılan ve yeryüzündeki bütün canlıların anası olduğuna inanılan bereket tanrıçası Kybele’nin kaya kabartması, Manisa’ya 7 km uzaklıktaki Akpınar Mevkii’ndedir. M.Ö.13.yüzyıla tarihlenen kabartmanın, Hitit ordularının yöreye yaptığı bir sefer sırasında yapıldığı sanılmaktadır. Spil Dağı kuzeydoğu eteklerine oyularak yapılmış olan rölyefte ana tanrıça, Gediz Ovası’na doğru bakan ve iki yanında birer aslan bulunan, oturmuş kadın şeklinde tasvir edilmiştir. Büyük ölçüde yıpranmış olduğundan yanlardaki aslan figürleri seçilememektedir. Halk arasında “Papaz Kayası” adıyla da anılan rölyefin üst tarafında, muhtemelen Kybele rahiplerine ait olan kaya odaları bulunmaktadır.
Kula Evleri : (Kula)
Kula, sivil Osmanlı mimarisinin özellerini taşıyan genellikle 18. ve 19. yüzyıl yapısı evleriyle ünlü, görülmeye değer açık hava müzesi gibidir. Türünün özgün örneklerini oluşturan, dar sokaklar boyunca sıralanmış evlerde, ağırlıklı olarak ahşap malzeme kullanılmıştır. Daha çok iki katlı, cumbalı ve saçakları süslemeli olan evlerin hepsinde, yüksek duvarlarla sokaktan ayrılmış birer avlu bulunur. Zemin katta mutfak, kiler ve ahır gibi mekanlar yer alır. Fırın ve tuvalet genelde avludadır. Evlerin üst katlarındaki odalardan bir ya da iki tanesi baş oda olarak ayrılmıştır. Kapı, pencere, zemin, tavan ve davlumbaz gibi ahşap unsurlarda zarif süslemeler kullanılmıştır.

Yedinci Cumhurbaşkanı Kenan Evren’in doğduğu ev Kültür Bakanlığı’nca aslına uygun olarak restore edilerek gerekli iç düzenlemeler yapılmış ve 1985 yılında da ziyaretçilere açılmıştır.
Peri Bacaları : (Kula)
Kula ve çevresi, volkanik orijinli jeolojik yapı arz etmektedir. Burgaz Mevkii’nde Gediz Nehri’nin üst kısmında, ısı değişiklikleri, yağmur, rüzgar ve erozyon neticesinde oluşmuş, peri bacaları görünümlü doğal oluşumlar görülür. Gediz Vadisi içinde, pastel tonlarda görkemli bir peyzaj oluşturan Peri bacalarına Kula – Ankara yolu üzerinde bulunan Gediz Köprüsü’nden sapılan bir yolla ulaşılır. İlçeye uzaklığı yaklaşık 18 km’dir. 
Kula Volkanları : (Kula)
Kula yöresinde volkanik etkinlikler dördüncü zamanın başlarına kadar sürmüş ve genç volkanlar oluşmuştur. Sönmüş küçük volkanların bulunduğu bu alanda, çeşitli dönemlerde püskürmeler olmuş ve lav akıntıları çevreye yayılmıştır. Bu özelliğinden dolayı tarihte Kula ve çevresine Yanık Ülke (Katakaumene) denilmiştir. İzmir – Ankara yolu üzerinden de izlenebilen volkanik tepelerin en büyükleri Sandal ve Kara Divlit’tir.
Bintepeler: (Salihli)
Salihli-Gölmarmara yolu üzerinde ve Gediz Nehri ile Marmara Gölü arasında kalan arazide irili ufaklı 90 kadar tümülüsün yer aldığı bir kral mezarlığı bulunmaktadır. Tümülüslerde ölü gömülen taş odalar yer almaktadır. En büyükleri Krezüs’ün babası Kral Alyates ile Kral Gyges’e ait olan tümülüslerin hemen hepsi ilk ve orta çağlarda tahrip edilmiştir.
Fosil Ayak İzleri : (Salihli)
Salihli ve Köprübaşı ilçeleri sınırına yakın konumda bulunan Köprübaşı – Çarıklar Köyü Nebiler Mevkii ile Salihli – Sindel Köyü Çakallar Tepesi civarında, günümüzden 15.000 – 25.000 yıl öncesine ait fosil ayak izleri bulunmaktadır. Killi, ıslak çamur tabakasında oluşan izler, sıcak volkan küllerine maruz kalması neticesi tuğla gibi pişerek binlerce yıldır şekillerini muhafaza etmiştir.

Darkale – Tarhala : (Soma)
Tarihi Bergama Krallığı dönemine kadar inen köyün eski adı Tarhala’dır. Tarhala adının Darkale olarak değiştirilmesinin ise Selçuklular döneminde olduğu, Salname-i Osmani’den anlaşılmaktadır.

Darkale 19. yüzyıl Osmanlı dönemini hatırlatan, set üzerine yapılmış manzaralı evleri, dar sokakları ve Kırkoluklu Camii, Minareli Camii, bedesteni, hamamı ile görülmeye değer yerlerden biridir.
Diğer Korunan Eserler : 

Sinan Bey Medresesi: (Manisa-Merkez)
Karaköy semtinde yer alan medrese, 15. yüzyılda Fatih Sultan Mehmet’in müderrislerinden Titrek Sinan Bey tarafından yaptırılmıştır. Beylikler dönemi mimarisinden klasik Osmanlı mimarisine geçiş özellikleri gösteren açık avlulu tarzdaki medreseye giriş, kuzeye bakan bir taç kapı ile sağlanmaktadır. Dikdörtgen planlı medresenin güney cephesinde mescit – dershane, doğu ve batı kanatlarında ise beşer oda yer almaktadır. Vakfiyesinden, medresenin yanında bulunduğu anlaşılan sübyan mektebi günümüze ulaşmamıştır.
Mevlevihane: (Manisa-Merkez)
Spil Dağı’nın kuzey eteklerinde 1369 yılında İshak Çelebi tarafından yaptırılmış olan Mevlevihane, projesi Mimar Emet Bin Osman’a ait bir tekkedir. Ortadaki kubbeli semahanenin güneyine sivri tonozlu geniş bir ana eyvan eklenip tekkenin mescit kısmı oluşturulmuştur. Giriş eyvanında iki katlı bir düzen uygulanmış ve üst kat musiki icra yeri olarak kullanılmıştır. Yapılışından bu yana birçok onarım geçirmiş ve bu onarımlar sırasında özelliklerini önemli ölçüde yitirmiştir
Darphane: (Manisa-Merkez)
Spil Dağı’nın kuzey eteklerinde, Ulu Camii’nin batısında yer alan kare planlı , iki katlı, üzeri kubbe ile örtülü olan bina kesme ve moloz taştan yapılmıştır. Alt katı sivri tonozlarla örtülü yan yana iki mekan halinde düzenlenmiştir. Üst katın ön cephesinde sivri kemerli sağır nişler içine yerleştirilmiş pencere bulunmaktadır. Binanın niteliği ile ilgili kesin bir bilgi olmamakla birlikte, Saruhanoğulları’ndan İlyas Bey’e ait 1362 tarihli bir sikkeyle birlikte bulunan bir miktar sikke sebebiyle “Darphane” olarak adlandırılmıştır.

KAYNAK: http://www.manisakulturturizm.gov.tr/belge/1-56276/eski2yeni.html

23 Ocak 2013 Çarşamba

SPİL DAĞI


Spil Dağı, Manisa merkezden kuzey yolunu izleyerek 24 km, İzmir merkezden güney yolunu izleyerek yaklaşık 50 km uzaklıkta, ismi Manisa ile özdeşleşmiş, tarih, mitoloji ve flora bakımından çok zengin bir dağdır. Spil Dağı, Gediz Nehri ovasının 60 metrelik seviyesinden başlayarak Karadağ zirvesinde 1517 metre yüksekliğe ulaşır. Dağın çevresinde derin vâdiler ve bunların içinde dere yatakları bulunmaktadır. Dağın bitki örtüsü ormanlıktır. Manisa lâlesi gibi endemik türler de dahil olmak üzere, zengin bir floraya sahiptir. Ünlü yaban atlarının yanı sıra, diğer yaban hayvanı türleri de mevcuttur.
T.C. ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANLIĞI IV. BÖLGE MÜDÜRLÜĞÜ 
ULAŞIM: Ege Bölgesinde Manisa ilinin yamaçlarına yaslandığı Spil Dağı üzerinde yer alan Milli Park, Manisa'dan 24 km.lik bir karayolu ile ulaşılmaktadır. 

ÖZELLİĞİ: Spil Evleri Kanyon vadiler, inler, mağaralar, dolinler ve lapyalar gibi karstik oluşumları jeolojik yapısından kaynaklanan ilgi çekeci yer şekilleridir.
Çam, ardıç, kavak, ceviz, kızılağaç, karaağaç, meşe ağaçlarından meydana gelen bölgenin zengin bitki türleri yanında, Milli Parkta bilimsel araştırmalarla belirlenen 20den fazla endemik bitki türü bulunmaktadır. Osmanlı İmparatorluğu'nun bir devrine adını veren ve avrupa ülkelerine de götürülen Manisa Laleleri de Milli Parkta tabii olarak yetişmektedir.

Ayı, karaca, kurt, çakal, domuz, tilki, sansar, porsuk, dağ keçisi, akbaba, kartal ve sülün yörede yaşayan yaban hayvanlarıdır.

Milli Parkın tarihi ve mitolojik yönü de zengindir. Mitolojiye göre Spil Dağı'na adını veren zaman tanrısı Kronos'un karısı Kybele Sipylena'dir. Kybele bütün tanrıların, tanrıçaların olduğu gibi bitkilerin, hayvanların ve insanların bereket tanrıçasıdır. Akpınar mevkiinde kaya üzerinde oturmuş röliefi vardır. Bir diğer kaynağa göre de Frikya Kralı Menos un kızı Spilos un bu dağa atılarak vahşi hayvanlar tarafından büyütülmesinden dolayı dağa Spilos adı verilmiştir. Lidya Kralı Tantalos kale yaptırmış, kalenin bitmesi şerefine verdiği ziyafette oğlu Pelopsu doğrayıp tanrılara sunduğu için onlar tarafından cezalandırılmıştır. Ağlayan Kaya olarak bilinen yer ise mitolojiye göre 14 çocuğunun tanrıça Leto nun çocukları Apollon ve Artemis tarafından öldürülmesi sonucu, çocuklarının ardından ağlayan Niobe'ye aittir. Arazinin jeo morfolojik yapısı dağcılık, tracking ve atıcılık sporlarına uygundur. At alanı mevkiinde halkın kamp ve günübirlik rekreasyon ihtiyaçları karşılanabilir. görülebilecek Yerler: Ağlayan Kaya adıyla bilinen yer görülmeye değer güzelliktedir. Mitoloji de bu kaya 14 çocuğunun öldürülmesi ile ardından ağlayan Niobeye aittir.

Milli Parkın Dulkadın mevkiinde mağaralar eskiden yerleşim birimi olarak kullanılmıştır, Buraya ait bazı buluntular Manisa Müzesi'nde sergilenmektedir.
Milli Parkın doğusunda 600 metre yükseklikte bulunan ve içi tamamen sülüklerle dolu olan "Sülüklü Göl" kalker bazı erimesi ile meydana gelmiş bir dolin gölüdür. Yine suların kalker serilelinin altını eritip oymaları ile çok sayıda inler oluşmuş bunların en büyüğü "Paşaini"dir.
Parkın yakınında Sıcaklığı en az 21 dereceye kadar yükselen ılıca mevcuttur.

Mevcut Hizmetler ve Konaklama Park bölge halkının rekreasyon ihtiyacını gidermektedir. Arazinin jeomorfolojik yapısı dağcılık sporuna uygundur. Aynı zamanda track ve atıcılık sporları da yapılmaktadır. Milli Parkın Ataalanı mevkiinde düzenlenen günübirlik ve kamp alanı bölge halkının yaz-kış rekreasyon ihtiyacını büyük ölçüde karşılamaktadır. Kır gazinosu ve bunglowlar mevcut hizmetler içindedir.
Dağ dinlenme evlerinde önceden rezervasyon yapmak suretiyle konaklamak mümkündür. Rezervasyon için;
Rezervasyon Telefon: 0 (236) 237 10 61 (5 hat) Dahili 114 
Adres: Tevfikiye Mahallesi 3808 Sokak No: 2 (Malta Parkı Karşısı - SGK Yeni Hizmet Binası Yanı) - MANİSA (link) - (link) - (link)
SPİLDAGİ.COM 
Spil Dağı 'nın ismi konusunda iki söylence var; İlki, bu güzelim dağ adını Anadolu'nun en eski tanrıcası Kybele'den (Sipylene) alıyor. Bereket tanrıçası Kybele'den. Spil'in zengin flora ve faunası bu söylenceyi doğruluyor sanki. İkinci söylenceye göre ise Spil, adını Frigya Kralı Menos'un kızı Sibel'den alıyor. Menos, kızını dağa bırakıyor. Ama kız o kadar güzel ki; vahşi hayvanlar bile kıyamıyor ona, bakıp büyütüyor, dağın adı da Spilos oluyor. Buna Spil Dağı'nın mitolojik hikayeside diyebiliriz.

Çam ormanlarıyla ve yeşil doğasıyla sizleri kucaklayan Spil Dağı' ndaki yangın gözetleme kulesinin bulunduğu tepenin biraz üzerinden, sağa baktığınızda Manisa' yı, sola baktığınızda ise İzmir' i görebilirsiniz. Spil Dağı, Manisa ile İzmir 'i birbirinden ayıran yeşil doğaya sahip bir dağdır. İzmir Kemalpaşa'ya 19 km, Bornova'ya 33 km, Manisa'dan 24 km uzaklıkta yer alan Spil Dağı'na zaman zaman hem Manisa'dan hemde İzmir' den dağcılık yürüyüşleri ve serbest yürüyüşler düzenlenmektedir. Bunun yanısıra çeşitli araştırma ve inceleme grupları tarafından bitkileri, böcekleri, doğası, kanyon ve mağaraları incelenmektedir. Bisikletleriyle Spil'i aşanlar bile vardır. ( link ) ( link ). Hatta Manisa Kent Orman'nında her yıl bisiklet yarışıdüzenlenlenmektedir. 

Spil Dağı her yıl çeşitli organizasyonlara ev sahipliği yapmaktadır. Ayrıca paraşut ile şehir üzerinde uçuş imkanına sahip bir yerdir. Bu doğa harikası ve yeşillikleriyle ünlü Spil Dağı, aynı zamanda Milli Park olup, Spil Dağı Milli Park adıyla anılmaktadır. Bu yönüyle, koruma altına alınan Spil Dağı çok uzun bir süre daha doğal güzellikleri ile bozulmadan kalabilecektir. Manisa Kent Ormanı ve Süreyya Park Piknik Alanı (Mesire alanı), Uncu Bozköy üstündeki Kent Ormanı bölgesinde bulunan Mesir Tabiat Parkı ve Akpınar Piknik alanları da Spil Dağı'nın Manisa'ya bakan eteklerinde yer alır. Manisa Tarzanı Spil Dağı'nda (topkale mevkii) yaşamaktaydı. Tarzan her yıl mezarı başında anılmaktadır. Spil Dağı'nı haritada görüntüleyebilirsiniz. Kayıp şehir Atlantis ve Spil Dağı ile ilgili yaşanmış olaylar ayrıca görülmeye değerdir.Tüm bu güzel özellikleriyle birlikte Spil Dağı başlıbaşına bir turizm abidesidir. Aynı zamanda Manisa şehrinin tanınmasına büyük ölçüde katkı sağlamaktadır.
Spil Dağı üzerinde bir çok küçük farklı bölgeyi barındırır. Bu bölgeleri çoğunlukla Spil'in zirvesine çıkarken görürsünüz. Bazı bölgeler Spil'e İzmir tarafından çıkış yolu üzerinde yer alır bazı bölgeler ise Spil'e Manisa tarafından çıkış yolu üzerinde yer alır. Manisa'dan Spil Dağı'na çıkarken yol üzerindeki bazı önemli bölgeler şunlardır;
Ağlayan Kaya (Niobe)
Manisa Tarzanı
Seyir Terası
Sultan Yaylası(kiraz yaylası)
Turgutalp Köyü
Yangın Gözetleme Kulesi
Sülüklü Göl
Yamaç Paraşütü
Zirve
Piknik (At Alanı) Alanı
Kamp Alanı 
Spil'in İzmir'e bakan yamacı tarafında ise, Beşpınar Köyü yer alır.
Spil'in Turgutlu yönünde ise, Ayvacık Köyü ve dolin gölü yer alır.

Manisa Spil Dağı ile ilgili: Fotoğraflar | Harita | Haberler | Videolar | Yazılar
Ağlayan Kaya (Niobe)Manisa'dan Spil Dağı'na çıkmak istediğinizde yol üzerinde ilk göreceğiniz yer Ağlayan Kaya(Niobe) 'dır. Ağlayan Kaya, Karaköy' de ve mevlana yolu üzerinde yer alır. Ağlayan Kaya (Niobe) Manisa'da T.C. Manisa İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü Korunan Alanlar kapsamında yer alır. Niobe, "Frigyalı", hatta "Frigya Kralı" olarak anılan, ancak Frigya ülkesinin en batı ucunda, günümüzde İzmir-Manisa arasındaki Spil Dağı ve Yamanlar Dağı çevresinde, dağ ile aynı adı taşıyan, ancak günümüze çok az izi erişmiş Sipylus kenti merkezli olarak hüküm sürmüş yerel bey Tantalus'un ve eşi Dione'nin kızıdır. Anadolulu Niobe, Thebes kralı Amphion ile evlendi ve trajik yazgısı hakkında günümüze ulaşan bilgiler eski Yunan mitolojisi yolu ile oldu. Niobe aynı zamanda, hakkındaki bilgiler yine efsanelerle karışık olan Pelops'un kızkardeşidir. Yurdu Lidya uygarlığının doğduğu bölge olduğundan, bazı kaynaklar Tantalus, Pelops ve Niobe'yi Lidyalı kabul etmek için sağlam bir zemin bulunduğu sonucuna varmışlardır. Yunan mitolojisine göre Niobe'nin yedi kızı ve yedi oğlu oldu, çocuklarının sayısından dolayı tanrılara böbürlendiği için, oğulları Apollo, kızları Artemis tarafından öldürüldü. Evlat acısı ile yurduna dönen Niobe'nin, Spil Dağı'nda taş kesildiği ve günümüzde "Ağlayan Kaya" olarak bilinen taş oluşumuna dönüştüğü rivayet edilir. Ağlayan Kaya, uluslarası kaynaklar da dahil olmak üzere literatürde bazen "Taş Suret" olarak da anılır. Bazı kaynaklarda ise, aynı dağdaki Hitit Kybele heykeli ile karıştırılmiştır. Niobe'nin kayası Manisa'nın önemli ziyaret yerlerinden biridir. Kaya üzerinden sızan suların Niobe'nin gözyaşları, rüzgarların sesininde Niobe'nin sesi olduğu söylenir. Ayrıca, ağlayan kayanın hemen yanıbaşında açıkhava Amfi Tiyatro vardır. Bu tiyatronun adı Niobe Açık Hava Tiyatrosu'dur. (wikipedia)
Ağlayan Kaya ile ilgili: Fotoğraflar | Harita | Haberler | Videolar | Yazılar
Manisa TarzanıAhmet Bedevi'nin nüfus kayıtlarındaki ismi Ahmeddin Carlak 1888′de Bağdat'da doğup Türk ordusunda askerlik yapan Carlak, daha sonra milli mücadeleye katıldı, kırmızı şeritli İstiklal Madalyası ile onurlandırıldı. Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında Manisa'ya gelip yerleşen Bedevi, sessiz garip bir insandı Belediyede süpürgeci olarak göreve başladı, bahçıvan yardımcısı, itfaiye eri olarak çalıştı. Manisa'yı yeşillerdirmek için tüm gayretiyle çalışan Bedevi, dayanılmaz sıcaklarda önce atlet ve kısa pantolon, sonraları yaz kış demeden siyah şortla dolaşmaya başladı Manisa Tarzanı denilen çevre lideri, Spil'de kulübede yaşamaya başladı, 31 Mayıs 1963′te yaşamını yitirdi. "Manisa Tarzanı" adıyla yaygın bir üne kavuşan Ahmeddin Carlak 1899 yılında Bağdat'a yaklaşık 100 km uzaklıktaki Samara/Samarra kentinde (ırak) doğduBirinci Dünya Savaşına, ardından da Türk Ulusal Bağımsızlık Savaşı'na bir nefer olarak katıldı. Bu savaşta gösterdiği yararlılıktan dolayı Kırmızı Şeritli İstiklal Madalyası ile onurlandırıldı.

Cumhuriyet Dönemi başlarında Manisa'ya geldi; kimsesiz ve yoksuldu Manisa Belediyesine girdi; ne iş verildiyse yaptı 1 Haziran 1933 tarihinde 30 lira aylıkla Bahçıvan Yardımcısı oldu ve hep bu görevde kaldı.

Manisa'yı yeniden yeşillendirmek için var gücüyle çalıştı Ağaç dikip yetiştirmeyi kutsal bir görev olarak algıladı Dürüstlüğü, çalışkan olmayı her şeyin üstünde tuttu Yaz kış sadece siyah bir şortla ve ayağında lastik bir pabuçla kentin sokaklarında, görkemli Sipil Dağı'nda dolaştı. Saç ve sakalını da uzatarak kişiliğine yaraşır bir görünümle Manisalıların biricik sevgilisi oldu Her öğle vaktinde Topkale'deki topu ateşleyerek, günün o saatini duyurmayı bir görev saydı Bundan dolayı kendisine "Topçu Hacı" diyenler bile oldu. Bir spor adamıydı; yaşamıyla gençlere örnek olmuştu Manisa Dağcılık Kulübü üyesi genç arkadaşlarıyla Ağrı, Cilo, Demirkazık, dağlarına tırmandı Gittiği her yerde büyük ilgi gördü Manisa dışında başka bir yerde yaşamayı hiç düşünmedi. Sinema tutkunuydu. Yeniliklere açıktı; okumayı severdi, elinden gazete dergi düşmezdi.

Spil Dağı'nda, Topkale'deki kulübesinde yalnız yaşadı; ne yatağı, ne yorganı vardı. Üzerine gazete serdiği tahta divanda yatıp kalktı Yaz kış soğuk suyla yıkanırdı Saç ve sakalını özenle tarar, kendi eliyle çiçeklerden yaptığı güzel kokular sürer, ulusal bayramlara göğsüne bağladığı palmiye yaprağı üzerine İstiklal Madalyasını takarak katılırdı Bundan büyük bir gurur ve sevinç duyardı.

Dede Niyazi'nin lokantasının bir köşesinde yemeğini yer, bunun karşılığında lokantaya tenekeyle su taşırdı Hiç kimseye borçlu kalmak istemezdi Kendisine güvenen bir insandı "Bulaşıcı bir duygu" olan kaygıya hiçbir zaman kapılmadı. Güçlü bir insanda aranan özellikleri taşıyordu. Efsanevi yaşamıyla hep ilgi odağı oldu. Özgür bir yurttaş olarak yaşamayı temel ilke saydı. Yaşama etkin bir biçimde katıldı. Mal, mülk, servet ve makam sahibi olmak aklının ucundan bile geçmedi. Kent sevgisiyle, kent adına çalıştı. Adı Manisa ile özdeşleşti.

Manisa Tarzanı 31 Mayıs 1963 tarihinde gözlerini yaşama yumdu. Görkemli bir cenaze töreniyle çok sevdiği Manisa'da toprağa verildi. Manisa Tarzanı doğa ve ağaç sevgisinin simgesi, çevreciliğin önderi iz bıraktı. Bir çok gazeteci yazar ondan söz etti. Anısına kitaplar, makaleler, şiirler yazıldı; Manisa'ya anıtları dikildi; filmi çevrildi. Manisa O'nu unutmadı, unutmayacak.

------------------- 

Manisa'dan Spil Dağı'na çıkmak istediğinizde göreceğiniz 2. önemli yer "Manisa Tarzanı" nın yaşadığı yer olan "topkale mevkii"dir. Topkale mevkiine Manisa Kalesi kalıntıları içinden geçilerek ulaşılmaktadır. Tarzan'ın mezarı Manisa merkezde Dilşikar Mahallesinde bulunan Kırtık-1 (1. Çatal Mezarlığı)isimli belediye kabristanlığında, girişte ve sağda yer alır.(görevli kulübesinin yanında yer alır.) (link) Manisa Tarzanı olarak bilinen 1899 Bağdat doğumlu Ahmet Bedevi, Kurtuluş Savaşı yıllarında, Türk ordusunda er olarak çarpışmış ve kırmızı kuşaklı istiklal madalyası ile şereflendirilmiş bir gazidir. 1923 yılında yanmış yıkılmış Manisa'yı ağaçlandırmak için çalışmıştır. Bu çalışmaların önderi ve simgesi olan Tarzan; esmer, adaleli, vücutlu, sertçe ve keskin sesi ile kendine özgü bir insandı. İklimin sıcak olması nedeniyle, önceleri atlet ve pantolon daha sonraları sadece şort giymeye başladı. Halk onu kıyafetiyle Tarzan'a benzeterek benimsedi ve bağrına bastı. Spil Dağı'nı kendine mesken edinen Manisa Tarzanı, tüm kişisel ihtiyaçlarını göz ardı etmiş ve hayatı boyunca yeşil bir çevreyi amaçlamıştır. 1963 yılı 31 Mayıs gecesi yeşilin dostu, büyük doğa sever Manisa Tarzanı'nın hayatı sona ermiş olsa da, Manisa için yaptığı iyiliklerle ölümsüzlüğe ulaşmış, halkın kalbinde taht kurmuş ve nesilden nesile yaşamı anlatılarak örnek alınmıştır. Manisa Valiliği ve Manisa Belediyesi katkılarıyla "Manisa Tarzanı ve Çevre Günleri" adıyla her yıl haziran ayı içerisinde 1 hafta süreyle etkinlikler yapılmaktadır.Bu etkinliklerin 7.si 2012 yılında gerçekleştirilmiştir. Bu etkinlikler vesilesiyle de Manisa Tarzanı her yıl mezarı başında anılır. (wikipedia)
Manisa Tarzanı'yla ilgili: Fotoğraflar | Harita | Haberler | Videolar | Yazılar
Manisa LalesiManisa Lalesi (Tulipa orphanidea), Spil Dağı'nda kendi halinde yabani olarak yetişen bir çiçek türü. Soğangillerden bir bitkidir. Anavatanı Anadolu. Boyu 15-20 cm, güneşte veya hafif gölgede yetişiyor, cinsine göre şubattan eylüle kadar çiçek açabiliyor. Spil Dağı'nda özellikle mart-nisan aylarında yoğun olarak görülebiliyor. Duruma göre -15 derece soğukta bile yetişebiliyor. Çiçekleri koyu mavi, açık mavi, beyaz, pembe ve kırmızı renklerde oluyor. Yetiştirilmek istenirse; soğanları ilkbahar veya sonbaharda, 5 cm derinlikte, 10 cm mesafelerde dikilmelidir.
Manisa Lalesi'yle ilgili: Fotoğraflar | Harita | Haberler | Videolar | Yazılar
Spil Dağı Yılkı AtlarıZirveye yakın "At Alanı" mevkiinin adı, Osmanlı Devleti döneminden beri devam eden bir uygulama ile, bölgedeki atların mevsimlik olarak veya ihtiyarlamaları nedeniyle burada yılkıya bırakılmasından kaynaklanmaktadır. Spil Dağı'nda hala daha yabani atlar mevcuttur. Yabani atlar Spil'de serbesteçe dolaşmaktadırlar. Spil'e çıktığınızda yılkı atlarıyla karşılaşmanız muhtemeldir. Yılkı atları genelde sürü halinde dolaşırlar. Çoğu zaman atlar kendilerine yaklaşık 100 metre kadar yaklaşmanıza izin verirler ve daha fazla yakşamaya çalıştığınızda sizden kaçarlar. Yılkı Atları her ne kadar Spil Dağı'nda her yerde görülebilsede özellikle su içmeye geldikleri Sülüklü Göl ile Piknik Alanı (At Alanı) civarında daha sık görülürler.
Yılkı Atlarıyla ilgili: Fotoğraflar | Harita | Haberler | Videolar | Yazılar
Manisa KalesiManisa'nın hemen güneyindeki Spil Dağı'nın kuzey yamaçlarında kalıntıları görülen kale dış kale ve iç kale olmak üzere iki bölümden meydana gelmiştir. Yapım tarihi bilinmemekle beraber 13. yüzyıl başlarına tarihlenebilir. Kale Bizans mimarisinin genel özelliği olan tuğla hatıllı moloz taş örgü tekniği ile yapılmıştır. (link) Manisa Kalesi geçmişten bu zamana kadar gelebilmiş fakat fiziki yapı itibariyle yıkılmış bir kaledir. Fakat sağlam kalan duvarların bir çoğu hala ayaktadır. Manisa Kalesi, Manisa'dan Spil Dağı'na çıkarken mevlana yolu üzerinde sağda yer alır. Hemen yol kenarındadır ve yoldan geçerken görebilirsiniz. Ayrıca Manisa Kalesi'ni Manisa'nın bir çok yerinden görebilirsiniz. Işıklı Atatürk şekli vardır. Bu ışıklı şekil gece yanar ve Manisa'nın çoğu yerinden görülür. İşte Manisa Kalesi'de burada yer alır. Şimdilerde çok büyük bir türk bayrağını kalenin yakınına dikilmiştir. Manisa Kalesi ile Ağlayan Kaya(niobe) ile arasında yaklaşık 300metre uzaklık vardır. Kalenin Manisa 'nın meşhur Sultan Camii'ne uzaklığı ise yaklaşık birkaç yüz metre kadardır. Manisa Tarzanı'nın yaşadığı yer olan Topkale Mevkiiye giderken kale kalıntılarından geçiyorsunuz. Dolayısıyla Manisa Kalesi konum olarak ta Topkale Mevkiiye da çok yakındır. Manisa Kalesi'ne hem aracınızla hemde yaya ulaşabilirsiniz. Kaleden Manisa'ya ve Gediz Ovası'na kuşbakışı bakabilirsiniz. Kalenin oldukça geniş görüş açısı vadır.
Manisa Kalesi ile ilgili: Fotoğraflar | Harita | Haberler | Videolar | Yazılar
Seyir TerasıManisa'dan Spil Dağı'na çıkmak istediğinizde göreceğiniz 3. önemli yer Seyir Tepesi'dir. (Seyir Terası olarakta bilinir) Buradan Manisa'yı ve Gediz Ovası'nı bir bakışta rahatça görebilirsiniz. Burası, yolun hemen kenarına yapılmış bir dinlenme yerini andırır. Spile çıkarken aracınızı durup bir süre bu güzel manzaranın keyfini çıkarabilirsiniz. Burası Spil'in belli bir yüksekliğinde olduğu için hava kışın soğuk, yazın ise serin olur. Yakınında çeşme bulunmaz. Seyir Tepesi'ne en yakın yerleşim yeri Sultan Yaylası'dır ve az daha yukarıda ise Turgutalp Köyü vardır.
Seyir Terası ile ilgili: Fotoğraflar | Harita | Haberler | Videolar | Yazılar
Sultan(Kiraz) YaylasıSultan Yaylası, Manisa'nın yamacında yer alan bir yerleşkesidir. Yayla, merkeze 14km uzaklıktadır. Sultan Yaylası Kiraz Yaylası adıyla da bilinir. Kiraz, çam ağaçları ve soğuk sularıyla meşhur dinlenme yeridir. Köyü andırır ama daha çok özel mülklerden oluşmuş bir yerleşim yeridir. Araç ile Manisa'ya uzaklığı yaklaşık 10 dakikadır. Manisa'dan Spil Dağı zirvesine doğru çıkarken asvalt yoldan hemen sağa dönüş vardır. Burada Sultan Yaylası tabelası bulunur. Sultan Yaylası Spile çıkarken kullandığınız asvalt yoldan 100-150 metre içeride yer alır ve yoldan geçerken görülür. Sultan Yaylası belli bir yükseklikte yer aldığı için yazları serin, kışları ise soğuk olur. Sultan(kiraz) Yaylası 'ndan Manisa'yı ve Gediz Ovasını kuşbakışı olarak rahatça görebilirsiniz. Sultan Yaylası'nın Turgutalp Köyüne olan mesafesi araç ile yaklaşık 5 dakikadır. Spil Dağı'nın kuzeyinde yer alan Sultan Yaylası (Kiraz Yaylası) gözde yaylalardan biridir.
Sultan Yaylası (kiraz yaylası) ile ilgili: Fotoğraflar | Harita | Haberler | Videolar | Yazılar
Turgutalp KöyüTurgutalp, Manisa ilinin Spil Dağı yamacında yer alan bir köyüdür. Turgutalp Köyü Manisa'dan Spil'e çıkarken Sultan Yaylası'nı geçtikten sonra yolun sağında görülür. Burası Turgutalp Köyü'nün sonradan yapılan yerleşkesidir. Esas muhtarlık Turgutalp Köyü içinden geçtikten sonra 1,5 km kadar daha aşağıda yer alır. Manisa'dan Spil'e çıkarken yolun sağında görülen Turgutlap Köyü yerleşkesinde bulunan binalar sayıca daha fazladır ve daha moderndir. Aşağı kesimde muhtarlık binasının bulunduğu Turgutalp Köyü'nde ise binalar az sayıdadır ve pek modern binalar yoktur. Anlaşılır olması için eski ve yeni diye ayırmak gerekirse, Spil Dağı'na Manisa'dan çıkarken Sultan yaylasını geçtikten sonra yolun sağında görülen Turgutalp Köyü yeni Turgutalp, yeni Turgutalp Köyün'nün içinden aşağıya doğru giden asvalt yolu takip ederek ulaşılan (yaklaşık 1,5 - 2 km aşağıda) köy ise eski Turgutalp Köyü diyebiliriz. Eğer muhtarlık binasının bulunduğu Turgutalp Köyü'ndeki asvalt yolu takip eder, dağdan aşağıya doğru inerseniz Manisa'nın Keçiliköy mevkiine ulaşırsınız. Turgutalp Köyü'nün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Köyde ilköğretim okulu yoktur. Köyün içme suyu şebekesi ve kanalizasyon şebekesi yoktur. PTT şubesi ve acentesi yoktur. Sağlık ocağı ve sağlık evi yoktur. Köye ayrıca ulaşımı sağlayan yol asfalt olup köyde elektrik ve sabit telefon vardır. Manisa'dan Spil' e çıkarken Turgutalp Köyü'ne yol ayrımında tabela vardır ve köy bu tabeladan yaklaşık 300metre uzaklıkta yer alır.
Turgutalp Köyü ile ilgili: Fotoğraflar | Harita | Haberler | Videolar | Yazılar
Yangın Gözetleme KulesiManisa Spil Dağı'nda İzmir'i ve Manisa'yı bir bakışta görebileceğiniz yer burasıdır. Bir tarafta Manisa'nın Organize Sanayi Bölgesi, diğer tarafta ise İzmir ve deniz görülebilmektedir. Yangın gözetleme kulesi Spil Dağı'nda görülmesi gereken çok hoş bir yerdir. Yangın gözetleme kulesine şu şekilde ulaşabilirsiniz, Manisa'dan Spilin tepesine çıkarken Turgutalp Köyü'nü geçtikten sonra sağ tarafta Yangın Gözetleme Kulesi'ne gidişi gösteren tabelayı görürsünüz. o tabeladan dönün ve 100 -150metre sonra varmış olursunuz. Yangın Gözetleme Kulesindeki gözetlemecilerin amacı, Spil Dağı ve civar mevkilerdeki olası yangınları görmek ve yangın söndürme birimlerine haber vermektir. Bu sayede yangınlar çok çabuk tespit edilip hızlıca söndürülebilmektedir.
Yangın Gözetleme Kulesi ile ilgili: Fotoğraflar | Harita | Haberler | Videolar | Yazılar
Sülüklü GölSpil Milli Park'ın doğusunda 600 m yükseklikte bulunan ve sülük dolu olduğu için "Sülüklü Göl" olarak adlandırılan bir göl bulunmaktadır. Sülüklü Göl Manisa'dan Spil Dağı'nın zirvesine giderken Yangın Gözetleme tabelasını geçtikten sonra yolun sol kenarında bulunur. Yoldan geçerken çok rahat görülebilir. Göl yüzölçümü bakımından çok büyük değildir. Spil Dağı'ndaki hayvanların su kaynağı sayılır ve ayrıca Spil Dağı'nda serbestçe dolaşan yılkı atları da buradan su içmektedir. Bu sebeple Spil Dağı'nda serbestçe dolaşan Yılkı Atları ile karşılaşmanız çok büyük bir olasılıktır.
Sülüklü Göl ile ilgili: Fotoğraflar | Harita | Haberler | Videolar | Yazılar
Yamaç ParaşütüManisa şehir üzerinde uçulabilen ender yamaç paraşutu yerlerindendir. Yüksekliği 1517 m'ye varan, Manisa'nın hemen güneyindeki Spil Dağı kuzey yamaçlarının, çeşitli yüksekliklerde, yamaç paraşütüne imkan veren bir yapısı vardır. Bu özelliği ile her seviyeden sporcu için, yamaç paraşütüne uygun bir alan oluşturmaktadır. Hakim rüzgarın kuzeydoğu olduğu bölgede yeni başlayanlar için ideal olan Kırtık Mevkii 170 m yüksekliktedir. Biraz yukarısında, uçuş için düzenlenmiş bir alana sahip 300 m yüksekliğinde bir yer daha bulunmaktadır. Sultan Yaylası yolu üzerinde de, yol kenarında İlimiz Valiliği'nce tesviye edilmiş 400 m yüksekliğinde bir alan mevcuttur. 750 m yükseklikteki Seyirtepe ve 1250 m yükseklikteki Karlık Mevkii'nden de iniş alternatifli olmak üzere, şehir manzaralı uçuşlar gerçekleştirilebilmektedir. 1517 m yükseklikteki Yangın Kulesi alanından da Manisa ve Turgutlu istikametine daha uzun uçuşlar yapılabilmektedir. Mashavk (Manisa Sportif Havacılık Kulübü Derneği)Manisa'da aktif Yamaç Paraşütü gruplarındandır.

Manisa Spil Dağı Uçuş Yerleri 
1- Karlık Tepesi (1375 m)
2- Bülbül Tepesi (400m)
3- Seyir Tepesi (850m)
4- Kırtık Tepesi-1 (300m)
5- Kırtık Tepesi-2 (170m)
Paraşüt Atlama Bölgesi ile ilgili: Fotoğraflar | Harita | Haberler | Videolar | Yazılar
ZirveManisa Spil Dağı'nın en tepesidir. Manisa'ya bakan ve çıkılabilir yerdir. Dağcılar tarafından rağbet edilir ve yürüyerek ulaşılır.
Zirve ile ilgili: Fotoğraflar | Harita | Haberler | Videolar | Yazılar

Piknik Alanı (At Alanı)Piknik Alanı(At alanı), Manisa Spil Dağı'nın en üst bölgesinde bulunan düzlük bir yerdir. Burada günü birlik olarak piknik yapabileceğiniz her türlü imkan vardır. Piknik masaları, çeşmeler, çocuk parkı, araç park alanı, geniş uçurtma alanları, futbol valeybol alanları için boş yerler, ağaçlar ve gölgeler hepsi sizi bekliyor. Hafta içi fazla kalabalık olmayan burası, hafta sonları özellikle yazın çok kişi tarafından tercih edilmektedir. Hafta sonları genelde giriş ve konaklama ücretlidir. Piknik alanının hemen yanında jandarma yer alır. Spil Piknik alanı hem güvenlidir hemde temiz ve bakımlıdır. Piknik yapmak, mangal yapmak ve dinlenmek gibi aktiviteler için uygun ortama sahiptir. Hem Manisa'nın hemde İzmir'in gözde piknik alanı tercihlerindendir. Piknik Alanı'nda futbol oynayabilir, valeybol oynayabilir, yürüyüş yapabilirsiniz. Oldukça geniş bir alanda çeşme ve wc gibi temel ihtiyaçlar çok iyi düşünülmüş bir halka açık alandır. 
Piknik Alanı(At Alanı) ile ilgili: Fotoğraflar | Harita | Haberler | Videolar | Yazılar
Kamp AlanıManisa Spil Dağı'nda, ücretli kamp alanı bulunmaktadır. Kamp alanında bungalow evleri de vardır. Bungalow evlerini kiralayabilir ve Spil'de bir süreliğine konaklayabilirsiniz. Kamp alanında grup olarak ta çadırlı kamp yapıp hem konaklama hem de kendi aranızda organizasyon yapabilirsiniz. Kamp alanı yapısıyla buna müsaittir. Kamp alanı kullanımı izne ve ücrete tabidir. Rezervasyonlar için;
Rezervasyon Telefon: 0 (236) 237 10 61 (5 hat) Dahili 114 Adres: Tevfikiye Mahallesi 3808 Sokak No: 2 (Malta Parkı Karşısı - SGK Yeni Hizmet Binası Yanı) - MANİSA 

1200 metre yüksekliğindeki Atalanı Yaylasında ise Orman ve Su İşleri Bakanlığı-Spil Dağı Milli Park Müdürlüğü'nün yönetimindeki kamp alanında gerek mevcut dağ evlerinden kiralamak suretiyle, gerekse de ziyaretçilerin kendi karavan ve çadırlarını kullanmak suretiyle konaklamaları mümkündür. ( link ) ( link )
Kamp Alanı ile ilgili: Fotoğraflar | Harita | Haberler | Videolar | Yazılar
Ayvacık KöyüAyvacık, Manisa ilinin Spil Dağı üzerinde yer alan köyüdür. Spil Dağı'nın Turgutlu yönünde yer alır. Köy konum olarak Spil Dağı At Alanı'na yakındır. Köyde pansiyon (Hanımağa Çiftliği -kırsal turizm) bulunur. -Nursel Karaosmanoglu Cep: 0533 661 0629 E-mail: hanimagaayvacik@hotmail.com Spil Dağı-Ayvacık Köyü Manisa Lütfen rezervasyon yaptırınız- Temiz dağ havası alıp yürüyüşler yapabileceğiniz bir yerleşim yeridir. Köyde, ilköğretim okulu yoktur fakat taşımalı eğitimden yararlanılmaktadır. Köyün içme suyu şebekesi ve kanalizasyon şebekesi yoktur. PTT şubesi yoktur ancak PTT acentesi vardır. Sağlık ocağı ve sağlık evi yoktur. Köye ayrıca ulaşımı sağlayan yol asfalt olup köyde elektrik ve sabit telefon vardır. Ayvacık köyü 93 harbi sırasında anadoluya göç eden müslüman bulgarlar (pomaklar) tarafından kurulmuştur. Yerleşim yerinin köy tüzel kişiliği alması ile birlikte köyün tüzel kişiliğini temsil etmesi için köy muhtarlık seçimleri de yapılmaktadır. wikipedia
Ayvacık Köyü ile ilgili: Fotoğraflar | Harita | Haberler | Videolar | Yazılar
Beşpınar KöyüSpil Dağı'na İzmir tarafından çıkıştaki yol üzerinde bulunan Beşpınar köyü küçük bir yerleşim yeridir. Spil Dağı'nın İzmir Kemalpaşa'ya bakan eteklerinde yer alır.
Beşpınar Köyü ile ilgili: Fotoğraflar | Harita | Haberler | Videolar | Yazılar

www.spildagi.com hakkında

www.spildagi.com, Manisa'da yaşayan gönüllü kişilerin gayretleri sonucunda 2010 yılında açılmıştır. Sitenin amacı, Manisa Spil Dağı'nın tanıtılmasına katkı sağlamaktır. Bunun yanısıra, Spil Dağı ile ilgili haberleri, fotoğrafları, videoları, köşe yazılarını ve etkinlikleri de sizlere sunmayı amaçlamaktadır.
www.spildagi.com ile ilgili: E-mail | Blog | Flickr | Panoramio | Youtube | Vimeo | Picasa | Twitter | Google + | Facebook | Friendfeed | İssuu
www.spildagi.com sitesi yazı, fotoğraf ve video gönderme şeklinde gönüllü destek kabul etmektedir. Sizlerden gelen ve konusu Spil Dağı ile ilgili olan haberler, duyurular, köşe yazıları, blog yazıları, fotoğraflar ve videoları ücretsiz yayınlayabiliriz. Detaylı bilgi için sıkça sorulan sorular sayfamıza bakabilirsiniz.
Gönüllü destek ile ilgili: İletişim | Sıkça Sorulan Sorular