ALO ORMAN YANGINI: 177... ALO ORMAN YANGINI: 177... ALO ORMAN YANGINI: 177... ALO ORMAN YANGINI: 177...

27 Ağustos 2017 Pazar

BAYRAM TATLISI ZEHİR OLMASIN

Bayram tatlılarındaki gizli tehlike!

  • 1

    Kemalpaşa, şekerpare, kadayıf, güllaç ve diğerleri… Kimi sütlü kimi şerbetli ama bayram ikramlarının olmazsa olmaz lezzetleri. Şüphesiz her şeyin azı karar çoğu zarar mantığıyla yaklaşmak gerekiyor tatlılara da. Aksi halde özellikle unlu ve şerbetli tatlılar gerek içerdikleri kalori gerek kan şekerini daha hızlı yükseltmesi gerekse şekerin başlı başına zararları nedeniyle birçok sağlık sorununa davetiye çıkarabiliyor.
  • 2

    Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı, “Ancak sütlü tatlı da olsa, tatlıların tamamı ne yazık ki basit karbonhidrat kategorisine girdiğinden onların da porsiyonlarına çok dikkat edilmeli” diyor.

    Baydı pek de karşı koyamadığımız bu bayram lezzetlerindeki gizli tehlikeleri anlattı. İşte bayram tatlılarının kalori değerleri ve o kalorileri yakmak için yapılması gerekenler:
  • 3

    Baklava: 90 gram ağırlığındaki 1 dilim baklava yaklaşık 260 kalori. Bu da, en az 30 dakika koşarak yakabileceğiniz bir kalori demek! Diyabet hastalarının bu tatlıyı tüketmemelerinde fayda var. ‘Benim bir hastalığım yok’ diyenlerin bile tek seferde 2 taneden fazlasını tüketmemesi gerekiyor. Ayrıca kilo almamak için baklavayı yemek üstüne değil yemekten 2 saat sonra yoğurt veya ayran gibi protein içeren bir besinle ara öğün niyetine tüketmeli.
  • 4

    Kadayıf: 100 gramlık bir porsiyonu 244 kalori olan tel kadayıf çok lezzetli bir tatlı olmasının yanı sıra kalorisi en yüksek tatlılardan. Şerbetinde kullanılan şeker miktarı düşük tutularak ve üzerine yaklaşık 2 tam cevize denk gelecek bir miktarda ceviz serpiştirilerek servis edildiğinde bu tatlının kana karışma hızı nispeten düşüyor ve daha az yağlanmaya neden oluyor.
  • 5

    Kemalpaşa: 1 adet kemalpaşa tatlısının kalori değeri 84 kalori. Kemalpaşa hafif bir tatlı gibi görünse de tek seferde çok miktarda tüketilebildiğinden dikkatli tüketmek gerekiyor. Bu şerbetli tatlıdan alınan fazla kalorinin azaltılmasına yardımcı olmak için; porsiyonu azaltıp yanında 1 top dondurma ile tüketebilirsiniz.
  • 6

    Şekerpare: Kan şekerini en hızlı yükselten tatlılardan biri olan şekerparenin 50 gramlık 1 adedi 141 kalori içerdiğinden, tek seferde bir taneden fazla tüketilmemesi gerekiyor. Bu tatlıyı süt ile tüketmek tatlının kan şekerini yükseltme hızını düşürmeye yardımcı oluyor. Şekerpareyi diğer şerbetli tatlılarda olduğu gibi porsiyon yerine küçük bir adet olarak tüketmek ve haftada bir kereyi aşmamak gerekiyor.
  • 7

    Güllaç: Ramazan sofralarının vazgeçilmez tatlısı güllaç, bayramda da tercih edilebilecek en hafif tatlı seçeneklerinden. 1 ince dilimi yaklaşık 250 kalori içeriyor. Ayrıca yapımında kullanılan süt, gaz ve hazımsızlık problemlerine yol açabileceğinden yapımında laktozsuz süt tercih edilebilir.
  • 8

    Sütlaç: Sütlü bir tatlı olması nedeni ile nispeten hafif tatlı kategorisine giren sütlacın bir kasesi 299 kalori. Sütlü tatlı diye tüketiminde aşırıya kaçmamak, içeriğindeki pirincin miktarını da az tutmakta fayda var. Zira pirinç glisemik indeksi yüksek bir besin olduğundan kana karışma hızı ve yağlanmaya sebep olma olasılığı da yüksek. Ayrıca yapımında kullanılan sütün az yağlı olanlardan tercih edilmesi bu tatlıdan alınan kalorinin düşürülmesine yardımcı olacaktır.
  • 9

    Meyveli tatlılar: Ayva, armut, elma tatlıları şerbetinde çok az şeker kullanılması şartıyla çok hafif birer tatlı seçenekleri. Meyvenin içeriğindeki fruktoz kana daha yavaş karışıyor ve bu meyvelerin tatlıları tüketildiğinde aynı zamanda vitamin ve mineral içeriklerinden de faydalanmış olunuyor.
  • 10

    Lokma: 5 taneden oluşan bir porsiyonu 390 kalori olan lokma, yağda kızartılarak yapılan bir tatlı olduğundan kalp ve damar sağlığına da zarar veriyor. Lokmayı evde kendiniz hazırlayabilir, şerbetine şekeri az koyup yanında yoğurt veya ayran gibi bir besinle kan şekerini daha yavaş yükseltmesini sağlayabilirsiniz.
  • 11

  • NTV

21 Ağustos 2017 Pazartesi

SICAK HAVALARDA BOL BOL SU İÇİN

Tüm canlılarda olduğu gibi insan vücudunda da tüm hücreler ve beraberinde organ ve sistemlerin işleyebilmesi için suya ihtiyaç var. Hava sıcaklıklarının arttığı günlerde ise suya duyulan ihtiyaç da artıyor.

İnsan vücudundaki su oranı cinsiyet, yaş, fiziksel özellikler ve günlük fiziksel aktivitelerine göre değişim gösterir. Çocukların vücutlarındaki su oranı %70 civarlarında iken, yetişkin bireylerde bu oran kadında vücut ağırlığının %50’si, erkekte ise %60’ı kadardır.

Bulunduğumuz ortamın sıcaklığına, yaptığımız aktivitenin türüne ve vücudumuzdaki su dengesini değiştirebilecek diğer bazı şartlara göre değişen şekilde günde yaklaşık 1,5 litre su kaybederiz. Kaybolan suyu dengelemek için de günlük ortalama 2-2,5 litre su almalıyız.

Yaz mevsiminde ya da sıcak bir ortamda terleme ile su kaybı fazla olacağından özellikle spor da yapılıyorsa ya da fiziksel aktivitede artış varsa suya ihtiyaç da aynı oranda artar.


Su fizyolojik bir ihtiyaçtır. Vücut bize bunu susama refleksi ile bildirir. Susadığımız halde su içmezsek ilk tepkiyi veren organımız, beyindir çünkü vücut suyunu düzenleyen merkez beyindeki hipotalamus bölgesidir. Bu düzenlemeyi susama duyusunu yaratarak ve idrar miktarını değiştirerek yapar. Susadığımızda ağzımız kurur bu ihtiyacı gidermezsek günlük hayatımıza stres, unutkanlık, panik, gerginlik olarak yansıyabilir. Sersemleme, karar verme mekanizmasının bozulması ve algılama yeteneğinde düşme gözlenebilir.

PIHTIYA BAĞLI DAMAR TIKANIKLIKLARI DAHA SIK GÖZLENİR

Benzer şekilde ileri yaştaki kimselerde ateşli hastalık ya da çok sıcak havalarda aşırı terlemeye bağlı bilinç bulanıklıkları sık görülür. Ağızdan ya da damardan serum ile kayıp karşılanınca da çok kısa sürede düzeldiğini gözleriz. Vücutta su kaybı ile beraber kanın akışkanlığında azalma ve pıhtılaşmaya yatkınlık olur. Bunun sonucunda da kalpte ve tüm vücutta pıhtıya bağlı damar tıkanıklıkları daha sık gözlenir.

ÇAY VE KAHVE GİBİ İÇECEKLER DAHA ÇOK SIVI KAYBINA YOL AÇAR
Çay, kahve gibi içecekler susuzluğu geçici olarak gidermekle beraber idrar miktarını arttırarak daha da çok sıvı kaybına yol açar. Bu nedenle günlük sıvı miktarını karşılarken buna dikkat etmek gerekir. Ayrıca yazın sıcakta terle beraber suyun yanında, yorgunluk ve halsizliğe sebep olabilecek mineral kaybı da yaşandığını unutmamak gerekir.
NTV

16 Ağustos 2017 Çarşamba

SİGARAYI BIRAKIN KANSER RİSKİNİ AZALTIN

Genetik miras olarak alınan hasarlı DNA'ların oluşturduğu kanserlerin oranı tüm kanserler içinde küçük bir bölüm oluştururken, başta sigaranın bırakılması olmak üzere yaşam değişiklikleriyle kanserden korunmak mümkün oluyor.

Medicana International Ankara Hastanesi Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Tek, 17 Kasım Dünya Akciğer Kanseri Günü nedeniyle yaptığı  açıklamada kansere bağlı ölümlerin en sık nedeni olan akciğer kanserinde sigara kullanımıyla çok sıkı bir ilişki olduğunu hatırlatarak, hastalığın tipik bulgusu olmayıp şikayetlerin çoğunlukla sigara kullanımına bağlanarak ihmal edildiğini belirtti. Hastalığın erken evre tanısının yüzde 25'i geçmediğine işaret eden Dr. Tek, "Genellikle ve ne yazık ki hastalar bize lokal ileri ve ileri evrede başvurmakta" dedi.

Prof. Dr. İbrahim Tek, "Akciğer kanserinin tipik bir bulgusu yoktur. Genelde ileri dönemlerde kanlı balgam, kan tükürme, öksürük gibi şikayetlerle doktora başvurulur. Bunun dışında açıklanamayan kilo kaybı, ateş gibi genel bulgular dışında eğer metastaz varsa etkilediği organa özgü şikayetler olabilir. Örneğin beyin metastazında baş ağrısı, denge kaybı, nöbet geçirme; kemik metastazında kemik ağrısı, kendiliğinden kemikte kırılma gibi" ifadesini kullandı.

 

“Yeni ilaçlar sağ kalım oranını artırabiliyor”


Akciğer kanserinin türüne göre tedavide kemoterapi, cerrahi ve radyoterapi uygulamalarının tercih edildiğine işaret eden Tek, çoğunlukla ileri evrede teşhis konan bu kanserin öncelikli tedavisi olan kemoterapinin ise yan etkilerinden dolayı hastalarca zorlukla tolere edilebildiğini aktardı. Prof. Dr. Tek, şöyle devam etti:

"Onkolojik alandaki ilerlemelere bağlı olarak son birkaç yılda küçük hücre dışı akciğer kanserinde tedavi alanındaki yeni ilaçlar sağ kalım oranlarını arttırmaktadır ve yan etkileri kemoterapiye göre daha azdır. Bu tedavilerdeki en büyük sorun ilaç maliyetidir. Kemoterapi tedavilerine göre maliyetleri daha yüksektir. Tedavinin devam edeceği süre belirsiz olup, hastaya göre karar verilir. Tedavinin başlarında bağışıklık sistemi aktive olduğu için hastalık bölgeleri büyümüş, hastalıkta artış varmış gibi görülebilir. Hastanın genel durumu iyiyse tedaviye genellikle devam edilmektedir. Tedavinin devamında bu durum genellikle normale döner."

Tek, kanserden korunmanın tedavi olmaktan daha kolay, rahat ve ekonomik olduğuna işaret ederek, "Sigara içmek bu hastalığın en büyük sebebidir. Sigarayı hayatımızdan çıkarırsak daha sağlıklı günlerin bizi bekleme ihtimali yüksektir" dedi.

“İçilen 15 sigara bile kansere dönüşebilir”


"Genetik miras olarak bize geçen hasarlı DNA'ların oluşturduğu kanserlerin oranı, tüm kanserler içinde küçük bir bölümü oluşturmakta" diyen Medicana International Ankara Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Kaan Oysul ise, şunları kaydetti:

"Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre sigara içenlerin sayısı artmaya devam ederse sigara 21. yüzyılda 1 milyar ölümden sorumlu olabilecek. Her sigara DNA'ya zarar verir, fakat çalışmalar içilen 15 sigaranın kanserli hücreye dönüşebilecek kadar yoğun hasara yol açtığını göstermiştir. DNA hasarının kansere dönüşmesi 10 ila 20 yıl alır. Bedenimiz bir miktar hasara dayanabilir fakat hasar miktarının artması vücudun sınırını da aşar ve kanser ortaya çıkar. Tedavi imkanı az olan ve ülkemizdeki kanser ölümlerinin başında gelen akciğer kanserlerinin 5'te 4'ünden sorumludur. Akciğer kanserinin yanı sıra en az 13 farklı kansere daha neden olduğu çalışmalarda gösterilmiştir. Bu nedenle yol yakınken sigarayı bırakmak sizi kanserden kurtarabilir. Sigarayı bırakmak için önce karar verin, daha sonra hekiminize danışın."
Kaynak: mynet

15 Ağustos 2017 Salı

TENİSÇİ DİRSEĞİ NEDİR, NASIL TEDAVİ EDİLİR


Tenisçi dirseği nedir?



Dirseğin dış kısmındaki lateral epikondil adı verilen kemiğe yapışan tendonların dejenerasyonu sonucu oluşan ağrıya tenisçi dirseği denir. İlk olarak tenis oynayanlarda tanımlanan bir hastalık olduğu için tenisçi dirseği ismini almıştır.



Hangi sıklıkta görülüyor?

35 yaş üstü tenisçilerin %50' si, 50 yaş üstü tenisçilerin ise %60'ı spor yaşantılarının bir döneminde bu sorunla karşılaşmaktadır. Profesyonel sporcularla karşılaştırıldığında amatör oyuncularda görülme sıklığı ile oyun süresi arasında direkt bir ilişki vardır. Son yıllarda görülme sıklığında artış vardır

tenisci dirseyi

Kimler Risk Altında?

Daha çok mesleki olarak uzun süre bilgisayar kullanmak zorunda olan kişilerede üst ekstremite kas iskelet hastalıkları, dolayısı ile tenisçi dirseği görülme sıklığı artmaktadır.  (Aydeniz A ve arkadaşlarının 2008 yılında yaptıkları çalışma “Turkish Journal of Medical Sciences” dergisinde yayınlandı). Karşılaşma sıklığı açısından 40-50 'li yaşlar için kadın-erkek farkı yoktur.



Tenisçi Dirseği Nasıl Ortaya Çıkıyor?

Tenisçi dirseği çoğunlukla aktivite sonrasında dirseğin dış kısmından başlayıp ön kola yayılan künt ağrı ile ortaya çıkar. Lateral epikondil adı verilen dirsek dış kenarındaki kemiğe yapışan tendonlar üzerinde mikro yırtıklar ile başladığı bilinmektedir. Bu mikro yırtıklar zaman içerisinde düşük şiddetdeki travmaların sık tekrarlanması sonucunda ortaya çıkmaktadır.

tenisci dirseyi



Hangi Hareketler Buna Neden Oluyor?

Özellikle yumruk sıkılı iken bileğin dışa doğru dirençli olarak çevrildiği hareketler ile ortaya çıkar; Erkeklerde tornavida kullanmak bayanlarda ise elbezi sıkma hareketleri ile en fazla görülür. Son yıllarda bilgisayar kullanımının yaygınlaşması ile uzun süreli klavye veya mouse kullanan kişilerde daha sık görülmektedir. Kısa sürede çok fazla kişi ile tokalaşmak bile tenisçi dirseğine neden olabilmektedir.

 Özellikle hastalar diş ağrısına benzer sabit ve sürekli künt ağrıdan şikayet ederler. Sürekli ağrı hayat kalitesini düşürüp kişiyi mutsuzluğa işinde verimsizliğe sürüklemektedir.

Nasıl Tanı Konuluyor?

Genellikle muayene ile tanı konulur; dirsek dış çıkıntı kemiğinin 5 mm kadar alt kısmına baskı uygulandığında ağrı ortaya çıkması spesifiktir. El bileğinin yukarı doğru kaldırılmasına karşı kuvvet uygulandığında dirsek dış kemiği civarında ağrı ortaya çıkar, ayrıca ön kolu dirence karşı dışa çevirmekte ağrıyı artırır. Bazen dirsek eklemini ilgilendiren başka hastalıklardan ayırmak için  röntgen- MR gibi radyolojik görüntüleme yöntemlerine baş vurulur. Özellikle dirsek eklemine yakın bulunan “Posterior interosöz” sinir olarak isimlendirilen sinir sıkışması tenisçi dirseği ile karışabilmektedir. Detaylı muayene ile ayırıcı tanı yapılabilir. Tenisçi dirseği ve sinir sıkışması %5 hastada birlikte bulunabilir

tesnisci dirseyi

Tenisçi Dirseğinden Korunmak Nasıl Korunulur?

Tenisçi dirseğinden korunmak için özellikle sık tekrarlanan hareketlerden kaçınmak en önemli çözüm yoludur. Geçmişte ev hanımlarının temizlik sonrasında uzun süre ara vermeden bez sıkmaları, erkeklerin uzun süre tornavida kullanması en önemli nedenler arasında yer alırken; günümüzde uzun süreli mouse kullanılması ve bu mouse’un çok sıkı kavranarak tutulması en önemli nedenlerden biri halini almıştır, ayrıca tenis sporuna olan ilginin her geçen gün artması sonucu amatör sporcuların uzun sure uygun olmayan raket ile vuruş yapılaması günümüzde en önemli nedenler arasında yer almaktadır.

Korunmak için özellikle Mouse kullanımı sırasında ; 1- Mouse un çok sıkı tutulmaması, 2-

Küçük Mouse kullanımından kaçınılması, hatta avuç içini dolduracak büyüklükte Mouse kullanılması, 3- Yapılan işe belirli periyotlar halinde ara verilmesi.

Amatör sporcularda: 1- Kolay kavranabilen , 2-Çok sert olmayan kaliteli raketlerin kullanılması tenisçi dirseğine yakalanma sıklığını azaltmaktadır.

Nasıl Tedavi Ediliyor?

Tenisçi dirseği %95 oranında ameliyat dışı yöntemler ile tedavi edilebilmektedir.

Ağrılar yeni başlamış ise; ilaç- buz ve istirahat tedavisi oldukça başarılıdır. Eğer bu yöntemler ile tedavi sağlanamaz ise özel dirseklik kullanımı- Atelleme yöntemleri- Fizik Tedavi uygulamalar(ESWT, masaj, ultrason vb.) veya enjeksiyon yöntemlerinden birisi ve birkaçı birlikte kullanılabilir. En az 6-8 ay süren tedavi sonrasında hastaların %5-10 u bu tedavi yöntemlerinden fayda görmediği için ameliyat edilmektedir. İlaç ve istirahat tedavisinden fayda görmeyen hastalara enjeksiyon tedavisi uygulanmaktadır. Enjeksiyon tedavisinde 2 yöntem ön plana çıkmaktadır. Birincisi steroid(kortizon)  enjeksiyonu yapmaktır. Bu yöntem çok uzun yıllardır kullanılmaktadır. Bu yöntemin başarı oranı %40-60 aralığındadır. Bu yöntem aynı dirseğe 1-3 kez denenmektedir. İkinci enjeksiyon yöntemi ise PRP enjeksiyonudur.

tenisci dirseyi

PRP Nedir?



PRP İngilizce kökenli Platelet Rich Plasma (zenginleştirilmiş plazma) kelimelerinin baş harflerinden oluşur. PRP kişinin kendisinden alınan kandan elde edilen iyileştirici faktörlerin yoğun olarak bulunduğu sıvıdır.

PRP poliklinik şartlarında hastadan kan alınması ile başlar. Kullanılan cihaza göre 8 cc ile 30 cc arasında kan alınır. Bu kan özel steril kaplara konularak , özel cihazlarda santirfüj edilir. Bu aşamada bu kanın içerisine hiçbir katkı maddesi veya ilaç konulmaz. Cihaz tarafından kan ayrıştırılarak iyileştirici faktörlerin yoğun olarak bulunduğu kısım ayrıştırılır.

tenisci dirseyi

Bu sıvı problemli alana enjekte edilir. Bu yöntem 2 veya 3 kez aynı şekilde tekrarlandıktan sonra maksimum başarı elde edilir.

PRP nin en önemli avantajı; kişinin kendi kanı olması nedeni ile herhangi bir yabancı kimyasal içermemesi ve diğer yöntemlere göre başarı oranının daha yüksek olmasıdır.

PRP nin dezavantajı ise; hastaların %50 sinde işlem sonrasında oluşan ve 3 gün süren ve enjeksiyona bağlı ağrıdır.

PRP enjeksiyonunun başarı oranı % 60-80 aralığındadır.

Tenisçi dirseği tedavisinde hiçbir yöntemin %100 başarı şansı yoktur. Cerrahi tedavi uygulanan hastalarda bile %2-5 arasında değişen oranlarda ağrının geçmeme ihtimali vardır.


Kaynak: Prof. Dr. Özgür Çetik

5 Ağustos 2017 Cumartesi

BU BESİNLERİ TÜKETİN, GÖBEĞİNİZİ ERİTİN!


  • Daha fit ve güzel görünmek için karın bölgesinde biriken yağlardan kurtulmak ve düz bir göbeğe sahip olmak isteyenler için uzmanların önerdiği bazı besinler var. 
  • 1- Yoğurt
  • 2 - Kefir
  • 3- Kinoa
  • 4- Yeşil çay
  • 5- Yaban mersini
  • 6- Yulaf
  • 7- Chia tohumu
  • 8- Yağlı tohumlar
  • 9- Kompleks karbonhidratlar
  • 10- Zeytinyağı
  • “CHİA TOHUMU TOK TUTUYOR”
    Yüksek miktarda beta-glukan lifi ve iyi bir bitkisel protein içeriği sayesinde kahvaltıda tüketilecek yulafın, aynı zamanda uzun süre tok ve zinde kalmaya yardımcı olduğunu belirten Ceylan,”Kuru meyveler ile tatlandırıp süt ile tüketebilirsiniz. Pek çok kişinin ismini duymadığı chia tohumu ise, sütten daha fazla kalsiyum, somondan daha fazla omega 3, yeşil çaydan daha fazla antioksidan içeren nane ailesinden bir bitkinin tohumu. Tok tutma özelliğine de sahip. Günlük beslenmenin bir parçası haline getirerek günde bir iki yemek kaşığı kullanabilirsiniz” diyor.
  • BİR DİLİM ÇİKOLATALI PASTAYI YAKMAK İÇİN 2,5 SAAT HAREKET ETMELİSİNİZ!
    “Diyet yaparken canınız çok çekip de karşı koyamadığınız bazı besinler, yüksek kalorileri ile sonradan siz kilo olarak geri dönebiliyor” diyen Diyetisyen Ceylan, bu noktada, alınan kalorileri yakmak için bazı püf noktalarının imdada yetişebildiğini belirterek önerilerini şu şekilde sıralıyor:

    1 dilim çikolatalı pasta: Tüm kararlılığınıza rağmen 1 dilim çikolatalı pastaya hayır diyemediniz mi? 70 gramlık bir dilim çikolatalı pasta yaklaşık 275 kalori. O pastanın kalorisinin size kilo olarak dönüşünü engellemek için ortalama 2 buçuk saat aktif bir şekilde hareket etmek gerekiyor.
  • Baklava: 40 gramlık bir dilim baklavayı tüketmenin faturası 240 kalori. Onu yakabilmek için 1 buçuk saat durmaksızın dans etmek gerekiyor.
  • Sucuklu yumurta: Pazar kahvaltısında sucuklu yumurtaya karşı koyamadınız ve 150 gramlık 1 porsiyon kızarmış sucuklu yumurta yediniz. Tam 363 kalori almış oluyorsunuz. Bu kalori için 1,5- 2 saat arası yüzmeniz gerekiyor.
  • Sütlü kahve: 1 fincan normal yağlı süt ile şekerli sütlü kahve içtiğinizde 150-160 kalori almış oluyorsunuz. Onu yakabilmek için 45 dakika tempolu yürümelisiniz. Yoksa her gün tükettiğiniz bir fincan kahve, size kilo olarak geri dönecektir.